Kasım 2016 Mahmut AVEDER A- A+
A- A+

Dünya Hırsı

Rasulullah aleyhisselam’ın şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: “İki aç kurdun bir koyun sürüsüne dalıp verdiği zarar, mal ve şöhret hırsına kapılan kişinin, dinine verdiği zarardan daha fazla değildir.”

Mal ve şöhret hırsı, kişiyi maddî ve manevî birçok sıkıntılara sürükler ve kalp huzurunu da bozar. Kişi önceleri hırsını mubah olan yollarla tatmin etmeye çalışsa bile, zaman içerisinde haram yollara da tevessül edebilir. Çünkü hırs öyle bir hastalıktır ki, kanaat ile engellenmedikçe asla önü alınamaz. Nitekim Rasulullah aleyhisselam şöyle buyurmaktadır:

“Ademoğlunun iki dere malı olmuş olsa üçüncü bir dere daha ister. Ademoğlunun karın boşluğunu (içindeki hırsını) topraktan başka bir şey doldurmaz. Allah tevbe edenlerin tevbesini kabul eder.” (Buhari; Müslim)

İnsanı başkalarına karşı üstünlük taslamaya ve övünmeye sevk eden her mal ve şöhret, sahibi için bir afettir.

“İnsan kendisini müstağni ve zengin görünce mutlaka şımarır.” (Alak, 6)

“Mal ve evlat çokluğu ile övünmek sizi oyaladı.” (Tekasür, 1)

Dünya ve dünya malını sevmek, insanı cimriliğe sürükler. Allah yolunda infak edemez ve hatta farz olan zekâtını vermekten bile kaçınır. “Malım tükenir, fakir olurum” korkusu ve endişesi ile hayatını zehir eder.

“Bilin ki dünya hayatı ancak bir oyun, eğlence, süs, aranızda bir övünme ve daha çok mal ve evlat sahibi olmak isteğinden ibarettir.” (Hadid, 20)

Rasulullah aleyhisselam da şöyle buyurmaktadır: “Dünyasını çok seven ahiret yönünden zarar eder. Ahiretini çok seven dünyasına zarar verir. Artık sen bâki kalacak olanı fenâ bulacak olana tercih et. (Yani ahiretini dünyaya tercih et.)” (İmam Ahmed)

Şöhret düşkünlüğü ve hırs, şöhret sahibi olmak için uğraşmak ve insanların kalbinde yer etmek için onlara hoş görünerek dinin esaslarından taviz vermek yasaklanmıştır. Ancak insanlar arasında şöhret bulmak için değil de yalnız Allah rızası için, Allah yolunda çalışırken itibar görmek, sevilmek ve sayılmak böyle değildir. Çünkü bu hâl, Allah Teâlâ’nın kulların kalbine yerleştirdiği ve isteği olmadan meydana gelen bir durumdur ki bu şöhret yasak değildir.

“Size cennet ehlini göstereyim mi? Onlar zayıf, başkaları nazarında değersiz kimselerdir ki bir şey hakkında Allah’a yemin etmiş olsalar, Allah onların yeminini boşa çıkarmaz. Cehennem ehli ise, kibirli, gururlu, kimseyi beğenmeyen, ŞÖHRET DÜŞKÜNÜ kimselerdir.” (Buhari; Müslim)

Görülüyor ki mal sevgisi ve şöhret düşkünlüğü bir Müslüman için maneviyatını öldüren bir zehir, amellerini yakan bir ateştir. Allah’a kulluğa, Müslümanlara hizmete, Allah yolunda cihada mâni teşkil eden yasak bir sıfattır.

“Ey iman edenler! Mallarınız ve evlatlarınız sizi Allah’ı zikirden alıkoymasın. Bunu kim yapıyorsa işte onlar hüsranda olanlardır.” (Münafikûn, 9)

“Ancak sizin mallarınız ve evlatlarınız bir fitnedir. Ve en büyük ecir Allah’ın yanındadır.” (Teğabun, 15)

Bütün bu izahlardan sonra sakın ola ki, mal sahibi olmak, zengin olmak kötüleniyor, yasaklanıyor sanılmasın. Burada kötülenen mal ve zenginlik değildir. Kötülenen mal sevgisi, dünya sevgisi ve şöhret düşkünlüğüdür.

Malını helâlinden kazanan, ticaretle uğraşırken bir Müslüman olarak yapması gereken dinî vazifelerini ihmal etmeyen, kazancının fazlasını, cimrilik yapmayarak Allah yolunda cömertçe ve ihlâsla tasadduk eden zenginler övülmüştür. Böyle zenginlik makbuldür.

Yukarıda zikredilen hadis-i şerifte Rasulullah aleyhisselam bir teşbih yaparak mal ve şöhret düşkünü bir kimsenin dinine verdiği zararı, aç iki kurdun bir koyun sürüsüne verdiği zarara benzetmiş, mal ve şöhrete düşkün kişinin dini için daha zararlı olduğunu beyan buyurmuştur.

Gözünü kan bürümüş aç iki kurt mâni olunmadığı takdirde bir sürüyü tamamen yok edebilir. İçinden de sadece bir koyun alıp götürür. Artık hâris bir kişinin dinine vereceği zararı buna kıyas ediniz.

Rabbimiz de Rasulullah aleyhisselam efendimiz de bizi uyardığı halde sanki bu uyarıları hiç duymamışçasına, sanki uyarılan bizler değil de başkalarıymış gibi hep mal, mülk peşinde koşturuyoruz. Hep dünyalıklar konusunda yarışıyoruz. Aman daha çok malım olsun, aman daha çok param olsun. Daha çok dükkân, ev, araba, arsa, daha çok şan, şöhret, alkış, koltuk, makam… adına yarışıyoruz. Ama içimizde daha iyi Müslüman olalım, daha salih kul olalım, daha iyi makam elde edelim diyenimiz az maalesef. Cennette daha yüce makamları elde edelim, daha güzel kulluk yapalım diye bunu dert edinen pek kalmadı.

Allah’a karşı böyle bir iman zaafına uğramış günümüz insanını müthiş bir hırs, korkunç bir doyumsuzluk duygusu bürüdüğü için bakıyoruz hep çokluk derdi, hep büyüme endişesi sarmış. Veya küçülme korkusuyla, aç kalma korkusuyla yaşanılıyor. Hâlbuki pek çoğumuzun normal şartlarda yedi sülalesine yetecek kadar malı olduğu halde, torununun torunlarına bile yetecek kadar yiyeceği olduğu halde, hâlâ dünya hırsı içinde boğulup gidiyorlar.

“Ademoğlu hep ‘malım, mülküm, malım mülküm’ der. Hâlbuki senin malın; yiyip tükettiğin, giyip eskittiğin veya sadaka olarak verip de onayladığından başkası değildir.” (Müslim)

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Kasım 2016

Sayı: 340

İlkadım Arşiv