Mayıs 2016 Mustafa YAYLA A- A+
A- A+

Duamız Değerimizdir

“(Resulüm!) De ki: Duanız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin?” (Furkan, 77)

Rahman’ın has kulları gibi yalvaran ve dua eden insanlardan dolayı beşeriyet değer kazanmaktadır. Ey Müslüman! İslam’ın özünü ve esasını tüm insanlığa bildirmek üzere de ki: “Ey insanlar! Sizin, Allah Teâlâ’ya ibadetiniz ve bunun özü olan duanız olmasa Rabbim size ne değer verir ki?”

Duanız, yalvarmanız, niyazınız, kulluğunuz ve ibadetiniz olmasa Rabbim size ne kıymet verir? Yani “Ben, cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım” (Zariyat, 56) buyrulduğu üzere, yaratılışımızın hikmeti ve gayesi ibadettir, ubudiyettir, kulluktur. Onun için ibadet ve kulluğunuz olmasa, Allah Teâlâ katında ne kıymet ve ehemmiyetiniz olurdu? Duanız olmadığı takdirde kibirlenmiş, Rabbinizi yalanlamış ve inanmamışsınız demektir.

Bu ayet-i kerimede Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in dayanak noktası ve yüceliği belirtilmektedir. “Rabbim size değer verir miydi?” Ben, O’nun yanında, O’nun himayesindeyim, O benim Rabbimdir, ben de O’nun kuluyum. Ya siz O’na inanmazsanız, O’nun kulları zümresine iltihak etmezseniz ne değer ifade edersiniz ki?

Dua Etmeyene Gazap Vardır

Dua, insan hayatının anlamıdır. Dua, varlığıyla hayatı anlamlı, yokluğuyla da anlamsız kılandır. Duasız bir insanın hayatı anlamsızdır. İnsan, dua ve ibadet sayesinde Allah katında değer kazanır. Çünkü dua, kişiyi Allah Teâlâ’ya yaklaştıran ve onu değerli kılan vasıtalardan birisidir. Bundan dolayıdır ki dua yapmayı terk etmek, dua ile yapılan ibadeti terk etmektir. Duayı terk etmek günahtır. İnsanların en acizi, dua etmekten aciz olandır. Nitekim Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bu konuda şöyle buyurur:

“Kim Allah’a dua etmez ise Allah, o kimseye gazap eder.” (İbni Mace) Dua, kalbin Allah Teâlâ ile konuşmasıdır. Dua, Allah Teâlâ’nın emri, kulun kulluk görevidir. Kulun, Allah Teâlâ’ya sunduğu kulluk dilekçesidir.

Dua, mü’mince bir yaşam tarzıdır. Dua, bir ibadettir ve bir kulluk açıklamasıdır.

Bir kimsenin içten gelen samimi bir duygu ile Allah Teâlâ’ya yönelmesi ve O’na dua etmesi aynı zamanda bir ibadettir. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem bu hususta şöyle buyuruyor:
“Dua, ibadetin ta kendisidir; dua, ibadetin özüdür.” (Tirmizi)

“Allah katında duadan daha kıymetli, daha şerefli bir şey yoktur.” (Kütüb-i Sitte, İbrahim Canan)

“En faziletli ibadet duadır.” (Hakim, Daavat)

“Ey Allah’ın kulları! Size dua etmenizi tavsiye ederim.” (Tirmizi)

Duada, Allah Teâlâ ile kul arasında herhangi bir vasıta yoktur. Bu sebeple dua, kulluk makamlarının en önemlisi ve en yücesidir. Dua edilen zamanlar, kul ile Rabbi arasındaki en özel ve en güzel anlardır. Dua, Allah Teâlâ ile kulu arasındaki manevi bir bağdır, yakınlıktır ve samimiyettir.

Allah Duaları Kabul Etmemekten Hayâ Eder

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem duanın, kulluğumuzu ve Rab-kul ilişkisini hatırlatan yönünü şöyle anlatır: “Şüphesiz ki Allah çok hayâlı ve çok cömerttir. Bir kimse ellerini açıp dua ettiğinde, onu boş çevirmekten hayâ eder, utanır.” (İbni Mace)

“Herhangi bir Müslüman, bir dua ile Allah’a yalvarırsa, bu dua, günah işlemek veya akraba ile alakayı kesmek için olmadıkça, Allah ona şu üç şeyden birini muhakkak verir: Ya duasını hemen kabul edip istediğini dünyada verir. Yahut ona vereceğini ahireti için saklar, karşılığını sevap olarak verir. Veya duasına karşılık ondan dengi bir kötülüğü, bir günahı uzaklaştırır, günahına kefaret kılar.” Bunun üzerine Ashabı Kiramdan bazıları: “Ya Rasulullah! Öyleyse biz çok dua ederiz” dediler. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Allah’ın hazinesi geniştir. O’nun lütfu, ihsanı istediğinizden daha çoktur.” buyurdu. (Müsned, Ahmed b. Hanbel)

“Kabul edileceğine inanarak Allah’a dua ediniz. Biliniz ki Allah, şuursuz ve gaflet içinde bulunan bir kalpten çıkan duayı kabul etmez.” (Tirmizi)

“Sizin herhangi birinizin duası, acele etmediği ve ‘dua ettim de duam kabul edilmedi’ demediği müddetçe kabul edilir.” (İbni Mace)

“Genişlik ve rahatlık zamanında dua etmek kadar Allah’a hoş gelen hiçbir şey yoktur.” (Tirmizi)

“Sıkıntılı ve tasalı zamanında duasının Allah tarafından kabul edilmesi kimi sevindirirse, o bolluk ve rahat zamanında çok dua etsin.” (Tirmizi)

“Kimin için bir dua kapısı açılırsa, onun için rahmet kapıları açılmıştır.” (Tirmizi)

“Allah, duada fazla ısrar edenleri sever.” (El Camiu’s Sağir, Suyuti)

Bana Dua Edin Kabul Edeyim!

Numan b. Beşir radiyallahu anh’ın rivayet ettiği “Dua ibadettir.” hadis-i şerifinden sonra Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şu ayeti kerimeyi okudu: “Rabbiniz buyurdu ki: Siz bana dua ediniz ki ben de size icabet edeyim, duanızı kabul edeyim. Bana dua etmeye kibirlenerek tenezzül etmeyenler şüphesiz alçalmış olarak cehenneme gireceklerdir.” (Mü’min, 60)

Halid Rebi rahmetullahi aleyh “Bu ümmete gıpta edilir ki, Allah Teâlâ “Bana dua edin, size icabet edeyim, duanızı kabul edeyim.” buyurarak hem dua ile emrediyor hem de dualarına icabet edeceğini vaat ediyor. Dua ile icabet (kabul) arasında da bir şart yok.” demektedir. (Kırk Hadis, Zeki SOYAK)

Kur’an-ı Kerim’deki peygamberlerin ve salih mü’minlerin ağzından yapılan dualar, dilekçe metnini bizzat Allah Teâlâ’nın yazdığı, kulların da okuyup altına imza atacakları mübarek metinlerdir. Allah Teâlâ bu duaları beğendiği, sevdiği, hoşlandığı, kullarının da böyle dua etmelerini istediği için kitabına almıştır. Peygamberlerin içten ve samimi bir şekilde yaptığı bu dualar en özel ve en güzel dualardır.
Peygamberlerin yaptığı ve Kur’an-ı Kerim’de yer alan bu güzel dualardan sadece birkaç tanesini örnek olarak buraya alıp size sunmak istiyorum.

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in duası; “Rabbim! Ümmetimi bağışla ve merhamet et. Çünkü sen merhametlilerin en hayırlısısın” (Mü’minun, 118)

“Ey Rabbimiz! Bize dünyada iyilik ve güzellik ver. Ahirette de iyilik ve güzellik ver. Bizi cehennem azabından koru.” (Bakara, 201)

Hz. İbrahim’in duası: “Ey Rabbim! Beni ve soyumdan gelecek neslimi namazı devamlı kılanlardan eyle. Ey Rabbimiz! Duamı kabul eyle” (İbrahim, 40)

“Ey Rabbimiz! Amellerin hesap olunacağı gün beni, annemi, babamı ve bütün mü’minleri bağışla.” (İbrahim, 41)

Hz. Yusuf’un duası: “Allah’ım! Beni Müslüman olarak vefat ettir. Ve beni salih kullarının arasına kat.” (Yusuf, 101)

Hz. Eyyub’un duası: “Rabbim! Başıma bu dert, bu hastalık geldi. Sana sığındım. Sen merhametlilerin en merhametlisisin.” (Enbiya, 83)

Hz. Zekeriya’nın duası: “Rabbim! Bana katından hayırlı, tertemiz, tayyib bir nesil bağışla” (Âl-i İmran, 38)

Hayatı Allah’ın İstikameti İradesinde Yaşamak

“Gecelerini Rablerine secde ederek ve kıyam durarak geçirirler” (Furkan, 64)

Rahmanın has kulları, Allah Teâlâ’ya, O’nun rızası için ve O’nun verdiği sayısız nimetlere şükür görevini yerine getirmek için, samimi, içten ve halisane bir şekilde namaz kılarlar. Yatışları, kalkışları ve tüm yaşamları hep Allah rızası ve O’nun iradesi istikametinde olur.

O Rahman’ın kulları ki, Rablerinin hoşnutluğunu, sevgisini ve rızasını kazanmak için gece vakitlerinde secdeye kapanarak ve namaz için kıyama durarak, saygı duruşunda bulunarak ibadet ederler.
Furkan suresi 64. ayet-i kerime, Allah’ın kullarının/dostlarının ve Allah erlerinin, gecenin karanlığında, insanlar uyurken yaptıkları hareketi tasvir etmekte ve özellikle de secde anını (Allah’a en yakın anı) tebarüz ettirmektedir. Bu insanlar, gecelerini Rableri için kıyama durarak ve secdeye vararak geçirirler.

Yalnız Rablerine teveccüh ederler, yalnız O’nun huzurunda dururlar ve yalnız O’na secde ederler. Bu insanlar, zevk verici rahat uykularını bırakıp, onun yerine çok daha dinlendirici ve rahatlatıcı olan ibadetlerle meşgul olurlar. Rablerine yönelerek, ruhları ve bedenleri ile O’na bağlanarak, insanların uyudukları zamanlarda kıyama dururlar, secdeye kapanırlar. Bunlar kıyama dururken de, secdeye varırken de, arşa kanat gererken de, Rableri ile ilgi kurarken de, gönülleri hep takva ile doludur.

Gece Vaktinde Öyle Bir Saat Vardır ki…

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem geceyi değerlendirmenin, geceyi huşu ile huzurda ve kıyamda geçirmenin, teheccüd namazı kılmanın ve onun fazileti hakkında şöyle buyurdu: “Gecede bir saat vardır ki, dünya ve ahirete dair hayır dileyen Müslümanın dileği o saate isabet edince Allah onun dileğini verir. Bu her gece böyledir.” (Müslim)

“Gece namazına dikkat edin ve ona devam edin, teheccüd namazını (mutlaka) daima kılın. Zira o, sizden önceki salih kulların âdetidir, yoludur. Allah’a yakın olmaya da sebeptir. Teheccüd namazı, günahlardan alıkoyar, hataların bağışlanmasına sebep olur, kötülüklere kefarettir. Vücudu da sağlıklı kılar, bedeni hastalıklardan koruma vesilesidir.” (Tirmizi)

“En üstün namaz, gece yarısı kılınan teheccüd namazıdır. Fakat onu kılanlar da azdır.” (Fezail-i A’mal)

“Bana Cebrail geldi ve şöyle dedi: “Hiç şüphe yok ki mü’minin şerefi ve değeri teheccüd namazındadır.” (Fezail-i A’mal)

“Gece sonunun iki rekât namazı, bütün dünyadan daha değerlidir. Eğer ağır geleceğinden endişe etmeseydim onu ümmetime farz kılardım.” (Fezail-i A’mal)

“Kim gece uyanır, eşini de uyandırır ve iki rekât namaz kılarlarsa, Allah’ı çok zikreden erkeklerden ve kadınlardan yazılırlar.” (Ebu Davud)

Keşke Bir de Gece Namazını Kılsa

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, gençleri ibadete ve gece namazına (teheccüde) teşvik eder, onlarla ilgilenir ve onların salih, sadık kul olmalarını isterdi. Bir defasında genç sahabilerden Abdullah İbn Ömer radiyallahu anh için “Abdullah ne iyi bir adam! Keşke bir de gece namazı (teheccüd) kılsa!” (Buhari) buyurmuş, bunun üzerine Abdullah İbn Ömer geceleri teheccüd namazı kılmıştır.
Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, bir defasında Abdullah bin Amr radiyallahu anh’a: “Ey Abdullah! Falan kimse gibi olma! Çünkü o gece ibadetine, gece namazına devam ederken sonraları ibadet etmeyi (teheccüd kılmayı) terk etti.” (Buhari) buyurmuştur.

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, teheccüd namazını Allah Teâlâ’ya şükretme yollarının en önemlilerinden biri saymıştır. Hz. Aişe radiyallahu anha validemiz “Allah’ın Resulü gece namaz kılmak için bazen iki ayağı şişene kadar ayakta dururdu. Kendisine “Ya Rasulullah; Allah senin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlamıştır. (Fetih, 2) Buna rağmen ibadet konusunda niye kendini bu kadar sıkıntıya, zahmete sokuyorsun?” denilince “Ben, Allah’ın bağışlamasına karşı şükreden bir kul olmayayım mı?” (Buhari) cevabını verdi.

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, teheccüd namazı kılan gece ehline şu müjdeyi vermiştir: “Allah, bütün insanları mahşer meydanında toplayınca bir münadi: ‘Yanları yataklarından uzak olanlar nerede?’ (Secde, 16) diye seslenir. Çok az olan bu kimseler kalktıktan (kolay bir hesaptan geçip cennete girdikten) sonra, artık diğer insanların sorgusuna başlanır.” (İbni Kesir)

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Mayıs 2016

Sayı: 334

İlkadım Arşiv