Şubat 2012 İbrahim ÇİFTÇİ A- A+
A- A+

Dostatokya

“Nesbel” müstear ismiyle şiir, manzume, hikaye ve diğer türlerdeki yazılarını bizimle paylaşan genç okuyucumuzda çok şeyler buldum. Her alanda yazmış, göndermiş. Böyle yazmak güzel ama bir alana yoğunlaşmak o alandaki yazar ve şairleri okumak, onlardan bir şeyler almak daha güzeldir. Önce okumak, okurken veya okuduktan sonra yazmak, başarının önemli ilkesidir. “Şair-i mâderzad” olanlar bile eğitimle daha başarılı olmuşlardır. “Alaylı”,  “mektepli”  eğitimi alınca harika olur. Başka sayılarda diğer eserlerini göreceğiniz “Nesbel”in orijinal, biraz da aykırı bir hikâyesini dikkatle okumanız dileği ile… (İ.Ç)

Dostatokya

Nesbel

- Çabuk hızlı ol!

- Artık takatim kalmadı Dostinatif!

- Seni bırakamam hadi daha hızlı ol neredeyse yakaladılar!

- Tamam o halde. Ayrılalım. Sen sağdaki sokaktan git.

- Pekala, görüşemezsek hakkını helal et.

- Helal olsun biricik dostum Dostinatif! Helal olsun…  Hh hh hh, çok yoruldum artık dayanamıyorum şuraya mı girsem acaba? Neyse geldiler sayılır. En iyisi mi gireyim.  Hh hh hh, amma da çok merdiven varmış. Hah sonunda çatıya çıktım.(Kendi kendine)

- (k1) Nereye kayboldu bu? Çatıya çıktı herhalde.

-(k2) Tamam işte çatıda! Hadi çıkalım!

  Nesbelnatif çatıda sıkışmıştı. Kovalayanlar ona, yanlarına gitmesi için bağırıyorlardı: “Çabuk buraya gel! Yolun sonundasın. Artık nereye kaçabilirsin ki?” Nesbelnatif çatıdan aşağı doğru baktı ve yandaki diğer evin çatısını gördü:

- Beni buldular. Olamaz! Tek çare atlamak. Haydi bakalım. Aaaaaaaaaaaaaa!!!

- Ne! delirmiş bu adam. Koş! Koş! Biz de atlayalım. Aaaaaaaaaaaaaaa!!!

- Hah tamamdır. Aşağı düştüler, atlattım galiba.

Nesbelnatif atlattığını anladı. Koşarak köşeyi dönüyordu kiii başında bir darbe hissetti…

Gözlerini açtığında izbe bir bodrumu andıran loş bir mekânda, çürümüş ve her tarafından yeşil yosunlar sarkan borulardan damlayan su sesleriyle baş başaydı. Bunun yanında gayet geniş olan bu odanın ulaşılması imkânsız duran köşesinde bırakın bir insanı neredeyse bir kedinin bile geçmekte zorlanacağı kadar minicik bir pencere vardı.  Ayağa kalkmayı düşündü fakat memlekete gönderilmek için düğümlenmiş bir koli gibi sımsıkıya bağlıydı. Hareket dahi edemiyordu. Tam bu sırada memleketi Dostatokya aklına geldi. “Güzel dostlar diyarı Dostatokya.” Yerden yabani ot gibi fışkırmış olan devasa sünger taşlar ve bunların üzerinde bir şapka gibi duran daha küçük, yayvan taşları izlemenin verdiği o huzur dolu anları düşündü. Sanki mutlu olmuştu ama hala bazı şeyler belli değildi: Neredeydi? Kaçıranlar neredeydi? Biri var mı diye avazı çıktığı kadar bağırdı:

- Kimse yok muuu!!!?

Bu bağırmadan sonra ayak sesleri duyuldu.  Biri merdivenden iniyordu. Daha sonra köşedeki açık pencere ile cereyana ortak olan açık kapıdan başında maske olan; başı, omuzlarının üzerinde koca bir tokmağı andıran bir adam içeri girdi (k1). Hiç konuşmuyordu. Nesbelnatif’i çığırından çıkaracak biçimde suskunluğunu koruyordu. Birden bire elindeki sopayla vurmaya başladı. Nesbelnatif ilki karnına gelen daha sonra bunu izleyen darbelerle canı yanmış izlenimi vermek istemedi. Onun bu rahatlığını gören adam darbeleri daha da arttırıyordu. Bu acı bir an kesildi. Adam Nesbelnatif’in saçlarını kavrayarak çekti ve:

- Söyle yasalarınız nerede?

- O yasalar senin de yasalarındır. Ayrıca bu yaptıkların çok yanlış. Yalnızca yasalara göre değ…. Aaaaa.

Adam bu sözünü yarıda kesip sopayla yüzüne vurmaya başladı. Nesbelnatif yüzüne gelen her darbede kendini kaybediyor, yüzüne dökülen kova kova suyla yeniden uyanıyor ve aynı muameleye maruz kalıyordu. Adam aynı soruyu birkaç defa daha sordu; ama istediği cevabı alamayınca Nesbelnatif’i bayıltana kadar dövüp odadan çıktı. Nesbelnatif rüyasında eski yıllarını gördü.

[Liseye başlıyordu ve sevdiği bir meziyetine göre redese eğitimi alacağı okulunu da seçmek istedi. (Liseye geçen öğrenciler normal eğitimin yanında bir de sevdiği bir yeteneğini seçip onun eğitimini alıyor ona göre de üniversitede 2 yıl boyunca o konunun dersini ve sonunda sertifikasını alabiliyordu. Bu ikinci eğitimler zorunlu değildi.) Fakat bütün bunların yanında rişayetin de eğitimini almak istiyordu; çünkü okul yılları boyunca her türlü yönetim sistemini okumuştu ve Dostatokya’yı dünyanın en iyi ülkesi yapacak tek sistemin bu olduğunun farkındaydı. İnsanların çoğu rişayetin ibtidai olduğunu düşünüyordu lakin rişayet yüzlerce yıl uygulanabilen tek sistemdi. Yani geri ya da ileri denemez, her dönemde insanlığı iyiye götürürdü. Aynı zamanda normal eğitimde anlatılanların çoğunun yanlış olduğu bilindiği halde mevcut sistem gereği kimse ses çıkaramıyordu. Çocuklara okula ilk başladıkları andan itibaren para kazanma hırsı aşılanıyor. Kimse “Büyüyünce hizmet edeceğim.” demiyor, herkes “En zengin ben olacağım!” diyordu. İşte Nesbelnatif en yakın arkadaşı Dostinatif ile beraber ileride bu sistemin uygulayıcısı olmak istiyorlardı.

Nesbelnatif çok güzel resim yapıyordu hem de şiirler yazıyordu. Redese eğitimini de resim üzerine almak istiyordu. Üniversitede ise siyasette söz sahibi olunacak bir yere gelebileceği bölüm okumak istiyordu.]

Birden bire yüzüne gelen sularla irkildi, gözünü tekrar açtığındaysa bir tel yatakta yatıyordu ve yıllarca sürmüş gibi gelen bu rüyanın birkaç dakika sürmüş olmasının verdiği üzüntü bir yana dursun ağrılarının iliklerine kadar verdiği sıkıntı tekrar başlamıştı. Elleri ve ayaklarından bağlıydı. Bu sefer başında iki adam vardı. Gene aynı şekilde bağırıyorlardı:

- (k2)Kalk be! Kalk! Söyle be adam! Yasalarınız nerede? Çabuk söyle!

- (k1) Bu adamın konuşacağı yok. Bas şu düğmeye!

Nesbelnatif düğmeden maksadın ne olduğunu anlamamıştı. Tam düğmenin ne olduğunu düşünürken beynini önce uyuşturan daha sonra bu uyuşmanın yerini karıncalanmaya ve hissetmemeye bırakan bir titreme hissetti. O sırada tekrar bayılmıştı. Aklından siyaset hayatına girişi aklına geldi:

[Nihayet okulunu bitirmiş ve siyasete ilk adımını atacağı hukuk okuluna girmişti. Bu okulda çok başarılıydı ve sonunda okulu birincilikle bitirdi. Aynı zamanda okuldayken, tıpta okuyan arkadaşı Dostinatif’le birlikte çıkarttığı gazeteler sayesinde çok kez gündeme gelmiş ve ülkede de öne çıkmışlardı. Artık bu çocuklar ülkede iyi bir yere gelmeliydiler. Bütün halk bu çocukları ve savundukları görüşü destekliyordu. Uzun süre büyük işadamlarına danışmanlık ettiler ve kendilerini yeterli olgunluğa getirdiler. Sonunda seçimlere katılmaya karar verdiler; ancak bir sorun vardı: sistemi yönetenler onların başa gelmesini istemiyorlardı. Çünkü sistemi kendileri kurmuşlardı ve sistemin kendilerine daha çok para kazandırmasını istiyorlardı. Halkın ne yaptığı umurlarında değildi. Bu çocuklar gelip de işlerine çomak sokmamalıydılar. Sorun yalnızca yönetimin elden gitmesi değildi asıl sorun olan şey bu gençlerin bahsettiği rişayet sisteminin gelmesi sonucunda bu sisteme göre yargılanacaklardı. (Rişayet sistemi önceki sistem gibi davalara genel yasalar koymuyor, her davayı kendi içinde düşünüp yargılıyordu.) Yani eğer bu adamlar bir daha başa gelemezlerse rişayet sistemi geldiğinde gerçekten tarafsız davalar olacak ve hak ettikleri cezaları göreceklerdi. Cezalardan korktukları için de ellerinden gelen her türlü kötülüğü yapmaya çalışıyorlardı.]

Yapılan bütün kötülükler boşa gitmişti. Seçim günü sonuçlar iyiye gidiyordu. Bundan memnun olmayan paragöz yöneticiler(sistemzadeler), en güvendiği iki adamını yanına çağırdı. Ve onlara:

- Çabuk Nesbelnatif’i ve Dostinatif’i bulun. Yoksa ilerde ne ben kalırım ne de siz kalırsınız. Anladınız mı beni!

- (k1-k2)Evet efendim.

- Haydi şimdi işe koyulun.

K1 ve k2 hemen oradan ayrılıp Nesbelnatif ve Dositnatif’in yanına gittiler. O sırada eskiden beri arkadaşlarıyla toplanıp birbirlerine danıştıkları evde duruyorlardı. Dışarıdan bir gürültü geldi. Camdan baktıklarında aşağıda büyük bir topluluk gördüler. Topluluğun başında k1’le k2 vardı. Belli ki durumdan memnun olmayan birileri göndermişti bunları ve niyetleri de hiç iyi değildi. Aslında kalmayı düşündüler fakat arkadaşları, hemen oradan ayrılmalarını yoksa aşağıdaki kalabalığın onlara zarar verebileceğinden korktular. Sonunda oradan ayrılmaya gönülsüz de olsa razı oldular. Evin yangın merdiveninden çıkıp koşmaya başladılar. K1 ve k2’nin adamları orada diğerleriyle oyalanırken k1 ve k2, Nesbelnatif ve Dostinatif’in peşine düştüler. Sokak sokak koştular; ama k1 ve k2 hemen arkalarından geliyorlardı. O gün seçim günü olduğundan ortalıkta kimsecikler yoktu. Bu durum işi zorlaştırıyordu. Gittiler gittiler… Akıllarında yalnızca kendilerine bir şey olursa halkın refahı adına ve idealleri uğruna bir şey yapamama korkusu vardı. Hayal kırıklığı yaşatmamak, ülkeyi tekrar üç yüz yıl önceki gücüne kavuşturmak için koştular. Ama tam da bir köprü bitişindeki yol ayrımına geldiklerinde artık ayların yorgunluğuyla Nesbelnatif yere düştü. Ve kendisini bırakıp devam etmesini, bu davayı onun devam ettirmesi gerektiğini söyledi. O da bunu yapmayacağını söyledi ve dönüp ona yardım etti. Beraber kalktılar. Son bir gayretle yolları ayırmaya karar verdiler böylece kuvveti ikiye böleceklerdi; ancak böyle olmadı. Kovalayanların ikisi de Nesbelnatif’i takip ettiler ve sonunda köşe başında bir darbeyle düştü. Gözlerini açtığında kendisini bir işkence odasında buldu. Türlü işkencelerden geçti.  Soruların hepsi aynıydı: yasalar!(yasalar Nesbelnatif ve Dostinatifin bütün bir tarihi süzerek çıkarttıkları sistemler bütünüymüş. Aslında bu yasalar eskiden beri varmış ancak insanlar her zaman kendileri bir şeyler katma çabasında olduklarından zamanla tahrif olmuş. Bunlar ise bu sistemi tekrar etkin hale getirip insanlığı mutluluğa ulaştırmayı amaçlamışlar ve yasalar bu iki delikanlıda imiş. İşte sistemzadeler bu yasaları yok ederlerse bu fikrin unutulacağını ve kurtulacaklarını sanıyorlarmış.)

- Yasalarınız nerede!?

- Sen de biliyorsun ki o yasalar insanlığın tek kurtuluşu.

- Bana ne insanlıktan be! Ben kurtulamadıktan sonra… Şimdi söyle, yasalar nerede?

- Gerçekten öğrenmek istiyor musunuz?

- Elbette ki! Sana bütün bunları ne için yaptık sanıyorsun?

- Peki, yerini öğrendiğinde onlara ne yapacaksın?

- Önce paramparça edeceğim sonra da bütün parçalarını yakacağım.

- O halde işin biraz zor olacak.

- Nedenmiş?

- Çünkü öyle bir dosya yok!

- Sen ne diyorsun be!

- Olmasına da gerek yok; çünkü bütün bu bahsedilen yasalar (başını göstererek) burada.

- Seni aşağılık! Senden ve o pis yasalarınızdan şimdi ebediyen kurtulacağım.

- Hiç sanmıyorum; çünkü o yasalar sadece bende değil. Aynı zamanda (gözleriyle adamın arkasını işaret ederek) onlarda da var…

K2 arkasını döndüğünde bir de ne görsün! Bütün rişayet savunucuları -en başta Dostinatif- önlerine sistemzadeleri k1’i katmış k2’ye bakıyor… Bunun üzerine Nesbelnatif o ünlü sözlerinden birisini söyledi: “İyi dost işine geldiğinde değil başına geldiğinde yanındadır.”

Bütün bu olanlardan sonra seçim sonuçları beklenen gibi oldu ve rişayet savunucuları olanlar ezici bir üstünlükle kazandılar. O yıl rişayet sistemine geçildi ve ilk önce bu Dostatokya halkını gerilemeye mahkûm bırakan sistemzadeler cezalandırıldılar. Daha sonraki 5 yıl içerisinde sistem iyice oturdu ve rişayet sisteminin gereklerinden biri olan zukud ile ülkede fakirlik diye bir şey kalmadı. Verilen adil ve caydırıcı cezalar sayesinde ülkede suç nedir bilinmez oldu. . Çocuklar eğitimde istedikleri alanda geliştiler. Sanatkârı sanatkâr, işçisi işçi, askeri asker oldu ancak hiçbiri birbirinin hakkını yemedi. Ülke bütün dünyada örnek bir hale geldi hatta bazı ülkeler gelip Dostatokya’ya katılmak istediklerini söylediler. Dostatokya yöneticileri olan Nesbelnatif ve en yakın arkadaşı Dostinatif de bunun hakkını vererek insanlara gerektiği gibi hizmet ettiler.

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Şubat 2012

Sayı: 283

İlkadım Arşiv