Şubat 2015 Nureddin SOYAK A- A+
A- A+

Dinde Zorlama Yok da Mezhepte mi Var?

Allah aşkına Müslümanlar ne yaptığının farkında mı? Tarihte yaşananlardan haberleri mi yok? Hiç ibret almazlar mı? Dün zorla hangi mesele halledilmiş ki bugün halledilmeye kalkışılıyor. Gayrimüslimlere bile zorlama yokken, Müslümanlar birbirine neyi zorluyorlar? İctihad nedir? Müctehid nedir? Bilmeyenler birbirini din dışılıkla itham ediyorlar. Bununla birlikte kendi indi mütalaalarını, birbirine dayatan cahil Müslümanlar da her geçen gün artmaktadır. Müslümanlar buna mı memurlar? Zorla ne din olur, ne de iman. Bütün bunlar bilindiği halde bu zorlamanın ardındaki hakikat nedir? Zorlama kimin adına yapılıyor? Allah adına olmadığı kesin. Allah adına diyenler yalancılardır. Çünkü Rabbimiz dinde zorlamayı yasaklamıştır.

Rabbimiz buyurdu ki: “Dinde zorlama yoktur.” (Bakara, 256)

“Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzünde bulunanların hepsi elbette topyekûn iman ederlerdi. Böyle iken sen mi mü’min olsunlar diye insanları zorlayacaksın?” (Yunus, 99)

Hidayet Rabbimizdendir. Kul, peygamber dahi olsa hidayete erdirici değildir. Kullar ancak Rabbimizin izni ile hidayete vesile olabilir. Başkalarını zorla imana sokma çabası kişiyi ilahi iradenin önüne geçme gibi bir yanlışa sevk eder. Dün de bugün de bazı cahiller, mezhebî ve meşrebî anlayışları din gibi insanlara dayatmışlardır. Bugün yaşanan kavgalar hala o gereksiz dayatmaların neticesidir.

Mezhep imamları bile kendi görüşlerine körü körüne bağlanılmamasını, araştırılmasını, asıl kaynaktan beslenilmesini salık vermişlerdir.

Ebu Hanife diyor ki; “Nerede söylediğimizi, verdiğimiz hükmün delil ve kaynağını bilmeden, incelemeden bizim görüşümüze göre fetva vermek doğru değildir.”

Ahmed b. Hanbel ise şöyle diyor; “Ne beni ne Malik’i ne Sevrî’yi ne de Evzaî’yi körü körüne taklit et. Hüküm ve bilgiyi onların aldığı kaynaklardan al.”

Yoruma müsait nasslar ilim ehlince farklı anlaşılabilir. Bunların yorumu da içtihattır. Kişi ya müctehid olur ya da mukallit. Müctehide niçin böyle ictihad ettin denilemeyeceği gibi, mukallide de niçin falanı taklit ediyorsun denilemez. Çünkü müctehid Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin beyanı ile “görüşünde isabet etmese bile bir sevap” almaktadır. Hal böyleyken cahil Müslümanların hangi müctehid iki sevap aldı, hangisi bir sevap aldı; hangisi isabetli, hangisi isabetsiz kavgası yapması ancak kendilerine zarar verir. Hatta işi, küfürle ithama kadar götürürlerse bu iş de onları cehenneme götürür.

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz de dinde zorlamayı yasaklamıştır. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz zorlamadığı halde arkasında namaz kılan onlarca münafık vardı. Hz. Ömer radiyallahu anh onların öldürülmelerini teklif ettiğinde “Muhammed arkadaşlarını öldürüyor mu dedirteceğim!” buyurmuştu.

Taassuplar fert ve toplumların helakını hazırlayan önemli sebeplerden biridir. Müslümanın her türlü taassuptan şiddetle sakınması lazımdır.

Rabbimiz buyurdu ki: “Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte onlar için büyük bir azap vardır.” (Âl-i İmran, 105)

Önceki ümmetlere de apaçık deliller gelmesine rağmen, gereksiz tartışmalar neticesinde ayrılığa düşmüşler ve toplumlarının helakına vesile olmuşlardır.

Rabbimiz buyurdu ki: “İşte bu, benim dosdoğru yolum. Artık ona uyun. Başka yollara uymayın. Yoksa o yollar sizi parça parça edip onun yolundan ayırır. İşte size bunları Allah sakınasınız diye emretti.” (Enam, 153)

“Şu dinlerini parça parça edenler ve kendileri de grup grup ayrılmış olanlar var ya, onlarla hiçbir ilişiğin yoktur.” (Enam, 159)

Tarihte -inançları ne olursa olsun- tüm milletlerin ayrılığa düştüğüne şahit oluyoruz. Yahudiler, Hıristiyanlar, müşrikler gruplara ayrılmışlardır. Maalesef Müslümanların da gruplara ayrıldığına şahit oluyoruz. Buna sebep dinleri midir? Asla! Buna sebep nefisleridir, nefisleri…

Rabbimiz buyurdu ki: “Her grup kendinde bulunan ile sevinmektedir.” (Mü’minun, 53)

“Kitap konusunda anlaşmazlığa düşenler ise derin bir ayrılık içerisindedir.” (Bakara, 176)

“Kalplerinde bir eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onun olmadık yorumlarını yapmak için müteşabih ayetlerin ardına düşerler.” (Âl-i İmran, 7)

Müslümanlar ellerinde bulunan sahih/ sağlam Kur’an ve Sünnetle övünmeyi bırakıp mezhep ve meşrepleriyle övünmeye başlayınca ayrılık, gayrılık ve de fitne başladı. Bir ve beraber olmaları gerekirken ayrılığa düştüler.

Rabbimiz buyurdu ki: “… Mü’minler arasına ayrılık sokmak için ve öteden beri Allah ve Rasulüne karşı savaşanlara üs olsun diye bir mescid yapanlar vardır.” (Tevbe, 107)

Dün de bugün de Müslümanlar arasına fitne sokmak isteyenler her zaman pusuda beklemiş, fırsatını bulunca da gereğini yapmışlardır.

Rabbimiz buyurdu ki: “Allah, şöyle bir şehri misal verdi. Orası güven ve huzur içinde idi. Oraya her taraftan bolca rızık gelirdi. Fakat Allah’ın nimetlerine nankörlük ettiler; bu yüzden yaptıklarına karşılık Allah onlara şiddetli açlık ve korku ıstırabını tattırdı.” (Nahl, 112)

Birlik ve beraberlikte huzur, sükûn ve bereket vardır. Ayrılıkta ise korku ve ıstırap vardır.

Mezhebi, meşrebi, siyasi görüşlerini insanlara din gibi dayatanlar neye hizmet ettiklerinin farkındalar mı? Allah’a çağırıyor gibi mezhebine, meşrebine, siyasi görüşüne çağıranlar neye hizmet ettiklerinin farkındalar mı? Herkes haddini bilsin. Dürüst olsun. Doğru gelsin. Meramını düzgün anlatsın. Kur’an ve Sünnet ölçülerine riayet etmeyenler yalan yanlış işlerine Kur’an ve Sünnetten delil çıkarmaya çalışmasınlar.

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Şubat 2015

Sayı: 319

İlkadım Arşiv