Mayıs 2012 Nureddin SOYAK A- A+
A- A+

Dindar Nesil

İlahî irade, her canlıya, hayatının idamesini, yaratma ve nesil yoluyla takdir etmiştir. İnsan, hayvan, bitki, ruhanî, cismanî, bildiğimiz bilemediğimiz her şey, her çeşit yaratmayı bilen Rabbimizin çeşitli yaratma şekilleri ile yaratıp hayat bahşetmesi sayesinde hayatını devam ettirmektedir. En güzel kıvamda yaratılan insan da neslini evlilik yolu ile devam ettirmektedir. Evlilik müessesesi, insan neslinin, madden ve manen en sağlıklı çoğalma yoludur. Müslüman, neslini madden ve manen sağlıklı şekilde devam ettirmek zorundadır.

Evlenilmesi haram olan erkek ve kadınlarla evlenmek neslin madden ve manen helakidir. Çocuğu olmayan kadının, çocuk sahibi olabilmek için kocasından başka bir kimsenin tohumu ile kadının yumurtasının aşılanması,  insanlık onur ve şerefiyle bağdaşmayan bir durumdur. Hayatın her alanında, fıtrata müdahale, dün de bugün de insanlığın başına pek çok felaketler getirmesine rağmen, insanlardan çoğu haddini aşmaya devam etmektedir. Bitkilerin ve hayvanların fıtratlarına müdahale onları bozmakta, onlardan faydalananlara da zarar vermektedir. Günümüzde yenilen ve içilenlerin çoğu insan sağlığını tehdit etmektedir. İnsanlar daha fazla ücret ödeyerek organik ürünler tüketmeye gayret etmektedirler.

İlahî öğretiden uzak insan, dün de bugün de insanlığın başının belası olmuştur. Varlıkların maddesine müdahale onların suretini bozarken özüne, ruhuna müdahale ise onların sîretini bozmaktadır. Maddesi bozulanın zararı nefsinedir. Manası bozulanın zararı ise hem nefsine hem de tüm toplumadır. İnsanlık tarihine baktığımızda, insanlığın başına bin bir bela açanlar, Rableri ile alakayı koparmış, dinden diyanetten nasibi olmayan, firavunlar, nemrutlar, Ebu Cehillerdir ve onun yolunu takip edenlerdir. Rabbimizin beyanı ile onlar yeryüzünde fitne çıkardıkları halde kendilerini ıslah ediciler olarak tanıtmaya çalışırlar. Rabbiyle irtibatını ilk koparan şeytan nasıl Âdem aleyhisselam ve oğullarının başına bela oldu ise Rabbiyle irtibatını koparan Âdem oğulları da hemcinslerinin başına bela olmuşlardır. İnsanlık tarihi bunun sayısız örnekleri ile doludur.

İlk sapma ilk insanoğlu Kabil ile gerçekleşmiştir. Kabil bu sapmayla bâtılın temsilciliğini üslenirken, Habil de itaat ve teslimiyeti ile hakkın temsilciliğini üslenmiştir. İşte insanoğlu kıyamete kadar bu iki yoldan birini tercih edecektir. Siz bu iki yola ister hak ve bâtıl, ister dindar dinsiz deyin, değişen bir şey yoktur. Birileri Allah’ın taraftarı iken birileri de şeytanın taraftarı olmuştur. Adı ne olursa olsun üçüncü bir taraf üçüncü bir gurup yoktur.

İnsanlık tarihine baktığımızda, inananlar hiçbir zaman fıtrata müdahale de diyebileceğimiz, inançlara müdahale etmemişlerdir. Teklif etmişler ama asla tehdit etmemişlerdir. ‘sizin dininiz size bizim dinimiz bize’  demişlerdir. İnkârcılar ise güçlü oldukları zaman alenen, güçsüz oldukları zamanda ise değişik hile ve desiseleri ile inananlara her türlü zulüm ve haksızlığı reva görmüşlerdir. Din yaratanın yaratılana sunduğu hayat programıdır. Yaratan bile kullarını bu programa uyup uymamakta serbest bırakırken, nasıl olur da inançsız zorbalar, indî mütalaalarını, yaratanın hükümlerine muhalif hükümleri, Allah Teala’nın kullarına dayatabilir. Düne kadar dinsizliği dayatanlara ses çıkarmayanlar, bu gün dindarlığı teklif edenlere, ateş püskürmekteler. Lütfen biraz samimi olun, dinsizliğinizin tadını çıkarın. Bırakın isteyenler de dindarlığının tadını çıkarsın. Dinsizliğinizde samimi iseniz, Mekke müşrikleri gibi Allah Teala’ya  savaş açtığınızı açıkça ilan ediniz. Bir taraftan Allah Teala’ya karşı olmadığınızı söylerken diğer taraftan dine ve dindarlara saldırmanız münafıkane bir davranıştır. Eğer öyle olmadığınızı iddia ediyorsanız, Allah’ın, dinini ve dindarlığın ne demek olduğunu öğreniniz. Mekke müşriklerine de ‘Yerlerin ve göklerin yaratıcısı kim?’ denilince ‘Allah’ diyorlardı. Fakat onların istediği Allah; işlerine güçlerine karışmayan, ulaşılması zor, ulaşmak için aracı putlara ihtiyaç duyulan bir ilahtır. Ey dindar nesle karşı olanlar! Sizde mi müşriklerin ilahından istiyorsunuz? Mü’minlerin ilahı Kur’an’ın Allahı’dır.

Rabbimiz Kur’an’da:

“İnsanlardan bazıları da vardır ki, inanmadıkları halde ‘Allah’a ve ahret gününe inandık’ derler.

Onlar güya Allah’ı ve mü’minleri aldatırlar. Hâlbuki onlar ancak kendilerini aldatırlar ve bunun farkında değillerdir.

Gerçekte, Allah onlarla istihza (alay) eder de azgınlıklarında onlara fırsat verir, bu yüzden onlar bir müddet başıboş dolaşırlar.” buyurmaktadır. (Bakara, 8,9,15)

Rabbimiz her şeyi bildiği, ona hiç bir şey gizli kalmadığı halde, onu gizi ve açık inkâr eden, ona münafıklık eden, her vesile ile ona inananların yolunu kesen, kâfir, münafık ve fasıklara kızmaktan çok acımak lazım. Çünkü tövbe etmedikleri takdirde, onları bitmek tükenmek bilmeyen bir azap beklemektedir.

Rabbimiz bir ayetinde kendini şöyle tanıtmaktadır:

“Allah; O’ndan başka ilah yoktur. O, hayydir, kayyumdur. Kendisine ne uyku gelir ne de uyuklama. Göklerde ve yerdekilerin hepsi o’nundur. İzni olmadan onun katında kim şefaat edebilir? O, kullarının yaptıklarını ve yapacaklarını bilir. O’nun bildirdiklerinin dışında insanlar O’nun ilminden hiçbir şeyi tam olarak bilemezler. O’nun kürsüsü gökleri ve yeri içine alır, onları koruyup gözetmek kendisine zor gelmez. O, yücedir, büyüktür.’ (Bakara, 255)

Rablerini hakkıyla tanımayanlar, dün de, bugün de yarın da hem dünyalarını hem de ukbalarını mahvetmişlerdir. Allah Teala’yı tanımayanlar elbette onun dinini de tanımamışlardır.

Rabbimiz onları da şöyle uyarmaktadır:

“Müşrikler istemeseler de dinini bütün dinlere üstün kılmak için peygamberini hidayet ve hak ile gönderen O,dur.”(saf, 9)

“Dini yalanlayanı gördün mü? (Maun, 1)

“Kim, İslam’dan  başka bir din ararsa, bilsin ki kendisinden asla kabul edilmeyecek ve o,  ahrette ziyan edenlerden olacaktır.” (Al’i İmran, 85)

“Bu gün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam’ı beğendim.”(Maide, 3)

“Hâlbuki onlara ancak, dini yalnız O’na has kılarak ve hanifler olarak Allah’a kulluk etmeleri, namaz kılmaları ve zekât vermeleri emrolunmuştu. Sağlam din de budur.”(Beyyine, 5)

Âdem aleyhisselamdan günümüze yeryüzünde yaşananlara hakkaniyetle baktığımızda, Allah’ın dinini Allah’a has kılarak kulluk eden Allah’ın has kullarından, insan, hayvan ve tabiat ne zarar görmüştür? Bütün zamanlarda yeryüzünün başının belası, inkârcı münafık zalim ve fasıklar olmuştur.

Rabbimiz bunların durumlarını da bizlere bildirmektedir:

“Onlara yeryüzünde fesat çıkarmayın, denildiği zaman ‘biz ancak ıslah edicileriz’  derler. Şunu bilin ki, onlar bozguncuların ta kendileridir, lakin anlamazlar.” (Bakara, 11, 12)

Adem aleyhisselamdan Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimize kadar  bütün ilahî emir ve yasaklara tabi olan, gayba inanan, ölüm ötesine inanan, namazını kılan, zekâtını veren, hidayet üzere olanlar yeryüzünün emini olmuşlardır.

Doğru, dürüst, hak ve hukuka riayet edenlerin, salih ve sadık dindar nesillerden korkmasına gerek yok. Fakat zalimler, vatan hainleri, hırsızlar, rüşvetçiler, yetim malı yiyenler korksunlar, çünkü bu nesiller bunların hesabını Allah rızası için soracaklardır. Zalimlerin feryadı bundandır. Göçüp giden zalimlerin kabirdeki feryatlarını duyabilselerdi bugünkü feryatlarına gerek kalmayacaktı. Onlar da hakkın safına geçip kurtulacaklardı. 

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Mayıs 2012

Sayı: 286

İlkadım Arşiv