Mart 2017 Nuri ERCAN A- A+
A- A+

Dedelerimiz ve Biz

Geleceğe yönelik bakış açısı geliştiren toplumlarda ortaya çıkacak en sıkıntılı konu geçmişle olan bağları devam ettirip ettirememedir. Kimi toplumlar yapısı gereği geleneklere sıkı sıkıya bağlı kaldıklarından bu sıkıntıyı çok az hisseder ya da hiç hissetmezler. Doğu toplumları coğrafyalarının birçok eski medeniyete beşiklik etmesi bakımından genellikle geçmişle gelecek köprüsünü kurmakta zorlanmamışlardır. Bizim de ait olduğumuz söz konusu toplumlar her şeyden önce aile bağlarını öncelediği için geçmişi geleceğe taşımakta oldukça başarılı olmuşlardır. Ayrıca bu toplumlarda kültürün şifahi olması da şimdinin geçmişten uzun süre kopmamasını sağlamıştır.

Müslüman toplumlarda aile yeni neslin hamurunu yoğuran önemli bir faktördür. Bunu sağlayan birinci saik Efendimiz’in, “Hepiniz çobansınız; güttüğünüzden sorumlusunuz.” kavl-i tayyibesidir. Bu cümlenin ifade ettiği anlam yüz yıllar boyu -içerisine kabalık ve despotluk karışsa bile- geleneklerle sağlamlaştırılarak somut aile uygulamasını ortaya çıkartmıştır. Aileyi yönetenler, ister okumuş, ister okumamış, ister dindar olsun ister dindar olmasın kalıplaşmış aile yapımız hala ortadadır. Ekonomik özgürlüğü kazansa bile seçme ve seçilme özgürlüğü elinde olmasına rağmen kadınlarımız aile yönetimine hala talip olmamaktadır.

Günümüzde her ne kadar kültür üretme konusunda geride kalmış gibi gözükse de bilhassa meslek edinme, sosyal hayata hazırlama, çocukların evliliği gibi konularda aile yine öndedir. Henüz on sekiz yaşına geldiğinde anne-babayı terk eden gençlerimiz ve evden ayrılmadıklarında onlardan ev kirası isteyecek anne babalarımız yok. Ne var ki yaşamakta olduğumuz modernizm tsunamileri yakın zamanda böyle uygulamaların ihtimal dâhilinde olduğunun işaretlerini göstermektedir.

Müstağni olma duygusu farklı nimetler ya da son derece yalnız bırakılmışlıklar nedeni ile insan zihnini esir alır. İnsan kendisini müstağni görmeye yeltendiğinde diğer insanlardan kopmaya başlamış demektir. Günlük hayatta farklı eğilimler görüyor olmamız da müstağni olmakla irtibatlandırılmalıdır. İnsanların hemcinslerini bırakıp kedi köpek beslemeye meyletmesinden tutun da bir köy halkı kadar nüfus barındıran apartmanlarda, etrafına hiç ilgi duymadan ruh gibi yalnız yaşamaya varıncaya kadar birçok garip tarz-ı hayatın sebebi kendini farklı görme hastalığıdır. Oysa insan yalnız bırakılacak bir varlık değildir. Bunu gerçek manada aile sağlar.

Pederşahî aileden çekirdek aileye doğru eviriliyoruz. Ne var bunda demeyelim. Çekirdek aile beraberinde yeni anlayışlar zerk ederken; eski yönetim ve hükmetme değerlerini metotlarıyla birlikte yok etmiştir. Bunlardan en bariz olanı önceki aile tipinin muktedir yöneticisi (kavvam), “dede”nin bütün tesirleri ile hayattan çekiliyor oluşudur.

Bilindiği gibi pederşahî ailenin reisi dede idi. Dede, Kur’an’ın ifadesi ile “Kavvam” yani güç sahibi yönetici konumunda idi. Kavvamlık kadın erkek herkesi yönetecek şekilde dedenin bir sıfat olmuştu.

Dedeler geleneksel olarak dine bağlı olmak zorunda idiler. Yakın tarihimizin dini eğitim eksikliği babadan oğla aktarılan şifahi bilgilerle kapatılmaya çalışıldığından aile reisi konumundaki dedelerin İslam’a bağlılıklarını menfi manada etkilememiştir. Ancak bilgisizliğin neden olduğu uygulamalarda kimi yanlış sonuçlar ortaya çıkmıştır.

Yarım yüz yıl önce ülkemizde hâkim olan Pederşahî ailenin tek hâkimi olan dede, aile efradına tahakküm etmek zorunda idi. Bunu yapmazsa aile dağılma tehlikesi ile karşı karşıya kalacaktı. Geniş ailelerin yakın tarihimizdeki son örnekleri, Batılılaşma ile yüz yüze kaldığından iyi bir direnme göstermezlerse tamamen modernizmin kucağına itilmiş olacaklardı. Bunu dedelerimiz katı bir yönetim tarzı ile engellemeye çalıştı. Örneğin, biz torunlarını ülkeye yeni yeni sirayet etmekte olan sinemadan esirgeyen dedelerimize çok kızardık, lakin aslında böyle yaparak modernizme direnç gösterdiklerini daha sonraları anlayabildik. (Bu bağlamda, yılbaşı eğlencelerinin küfür sayılması, sinemaya gitmenin haram kabul edilmesi, televizyonun fitnevizyon olarak adlandırılması, beyaz gelinliğin kilise kıyafeti addedilmesi, yemek masasının sofra adabını yok edeceğinin iddia edilmesi, Batılılaşmaya karşı dedelerimizin türettiği argümanlardır.)

Yaşadığımız günlerde uygulama zemini bulan çekirdek (dedenin olmadığı, babanın reis olduğu) ailede tahakküm eden dedenin postuna, çocuklarını besleyip doyuran ve meslek seçiminde yardımcı olan, sınav rehberi, rolü ve etkinliği zayıf babalar oturmuştur. Otoriter aile reisinin yerini çocuğuna arkadaş yönetici almıştır. Bu durum her ne kadar müsbet olsa da medeniyet taşıma ve gelenek oluşturma imkânını yok etmesi bakımından pek de olumlu değildir.

Dedeler teori yerine pratik yaparak torunlarını hayata hazırlıyorlardı. Tabi ki her dede aynı zamanda baba olmuştur. Babalık döneminde elde ettikleri deneyimleri, üstelik kendi dedelerinden ve babalarından aldıkları tecrübî bilgileri oğullarından sonra torunlarına aktarabilmeleri onları şimdiki çekirdek aile babalarına göre daha avantajlı kılmaktadır.

Kendine güven ve zihinsel çap/kapsam bakımından, dizlerinin dibinde edep adap öğrendiğimiz dedelerimiz, şimdi (aile dağıldığından torunlarını bayramda seyranda göreceği için) dedelik yapamayacak ve sadece kendi çocuklarına etki edebilecek biz aile reislerinden fersah fersah önde idiler.

Akrabalık bağlarının zayıflaması, aile müessesinin hemence dağılabilecek naif bir hal alması, evliliklerin çabukça sonlanması, mahallelerde birlik beraberliğin yok olmaya yüz tutması ve toplumda saygı, sevgi dozunun küçülmesinin ana sebeplerinden birisi de toplumdaki “dede” rolünü hakkıyla üstlenecek insanların yokluğudur. (Nasıl üstlensin ki torunu babasının yanında büyümek zorundadır.) Yani dede artık hükmü şahsiyetini kaybetmiştir. Dedeler, torunsuz yaşamaya mahkûm edilmiştir.

Biz, şimdinin babaları, çocuklarımızın eğitiminde ve geleceğe bir medeniyet taşıyıcısı olarak hazırlanmalarında yuvalarımızda bir dede otoritesi, bir dede gölgesinin, hatta bir dede şefkatinin yokluğunu hissetmekteyiz. Ne yazık ki birer dede olarak da gelecekte torunlarımıza birikimlerimizi aktarma fırsatını bulamayacağımızdan, torunlarımız da dede gölgesinde ferahlama imkânı elde edemeyecekler.

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Mart 2017

Sayı: 344

İlkadım Arşiv