Eylül 2015 İbrahim ÇİFTÇİ A- A+
A- A+

Darbe

Adını bile bilmediğimiz bazı Afrika ülkelerinde insanlar sabah kalkınca ilk iş olarak haberlerden “Bugün kim darbe yaptı?” sorusunun cevabını ararmış.Yani insanlar darbeyi böyle kanıksamışlar. Gündelik hayatın bir parçası olmuş. 3-5asker bir araya gelince “Darbe yapalım mı?” derlermiş.

Bizde de her on yılda bir darbe alışkanlık haline gelmişti nerdeyse. Denilir ki Harp Akademileri’nde her subay adayı “Sen cumhurbaşkanı olabilirsin, olmalısın, niçin olmayasın?” diye yetiştirilir, motive edilirmiş. İlginç ama her subayın meclise karşı üstünlük pozisyonuna girmesi açısından da tehlikeli bir sonuç. Sivil idareyi beğenmeyen ve en iyisini siviller değil biz yaparız anlayışı sivillerin askere güveni sarsmıştır. Bu anlayış TSK’nın sivil idareye itaat ve tabi olmasında sıkıntılar oluşturmaktadır.

Bilinen hususlardan biri de şunlardır: II.Mahmud, II. Abdülhamid, M. Kemal, Turgut Özal uygulamaları ile askeri idareden uzak tutmaya çalışmışlar, nispeten de başarılı olmuşlardır. Özellikle M.Kemal, savaş kazanmış askerlere “ya kışla ya meclis” demiş askeri kışlasına mahkum etmiştir. Aslında bu durum 27 Mayıs darbesine kadar da devam etmiştir. Biraz abartılı da olsa “Ben TSK’yı asteğmenlerle de yönetirim” diyen zamanın başbakanı Adnan Menderes’in sözü de bunu doğrular.Yani asker M. Kemal sonrası konum itibariyle normal bir devlet memuru idi. Sivil idareye muti idi.

Askerin en önemli özelliği statükocu olmasıdır. Mevcut düzeni korumak şeklinde ifade edilecek bu anlayışa aykırı -millet ve ülke yararına da olsa- ne olursa olsun karşı çıkılır.R. Tayyip Erdoğan’ın AB’ye can simidi olarak sarılması TSK’yı AB yoluyla terbiye etmek, kontrol etmek içindir. Batı’yı en iyi tanıyan, “Batı Kulübü” ifadesini icat eden bir kökenden gelen R. Tayyip Erdoğan’ın AB’ye balıklama atlaması pek açıklanabilir bir durum değildir. Nitekim AB bizi, biz de AB’yi ister gibi olunmasına rağmen birliktelik bir türlü gerçekleşmemiş hatta yer yer restler çekilmiştir. Ama R. Tayyip Erdoğan’ın amacına ulaştığı da görüldü. Son yıllarda askerlerin kışlalarında kendilerine milletin adına icranın verdiği görevleri yerine getirmektedir.

Her kesimden sivil kışkırtmalara rağmen TSK’nın kendi sınırları içerisinde kalması takdire şayandır.“En iyi biz yönetiriz ve cumhurbaşkanı da bizden olmalıdır” anlayışının kırılma noktası 27 Nisan muhtırasına (tehdidine) sivil idarenin “bu senin görevin değil” diyerek millete gitmesi ve milletin güvenoyundan sonra da A. Gül’ü cumhurbaşkanı yapması, askere “dur” demiş ve onlar da durmak zorunda kalmışlardır. Bu asker-sivil ilişkilerinde net bir kırılmayı ve herkesin sınırlarına çekilmesini sağlamıştır.Daha sonra gelen MGK düzenlemesi, Milli Güvenlik derslerinin kaldırılması, bazı protokol düzenlemeleri, iç hizmetteki düzenlemeler TSK’nın gerçek misyonuna dönüşünü sağlamıştır.

1980 öncesi, Türkiye için dış ve iç emperyalist güçlerin askere davetiye çıkarmak için her türlü yolu denediği yıllardır. Milletin evlatlarını her türlü ayırımcılığı mubah görerek kutuplara ayırdıkları yıllardır. Kürt-Türk,Sünni-Alevi, sağcı-solcu, şeriatçı-laik, Maocu-Leninci-Enver Hocacı, (üçü de sosyalist, komünist lider olmasına rağmen) kurtarılmış bölgeler, akıncı-ülkücü…gibi ayırımcılıkta sınır tanımayan bir kışkırtma, yönlendirme. Sonuçta birbirine düşman kişi, grup, bölge inanç, ırklar.Bu anlayış karşıdakinin kanını helal, ona verilen zararı mücadelesinin bir parçası gören kişiler üretti. Bunun sonucu, açık bir kardeş kavgası hatta savaşı başladı. Herkesbu durumdan şikayetçiydi ama çözüme yanaşmıyordu.

100 tura yaklaşan turlara rağmen cumhurbaşkanını seçemeyen bir meclis, muktedir olmayan, yetkiyi MGK’ya devretmiş bir iktidar, her gün yetişmiş insanları(her gruptan) ve genç fidanları ölen şaşkın bir halk,sürekli yükselen enflasyon ve değeri düşen TL sonucu neredeyse her saat gelen zamlarla servetlerine servet katan iş dünyası (TÜSİAD), Türkiye’yi bir sent’e(kuruş)muhtaç etmiş Batı dünyası ve Batıcı yöneticiler…

Şimdi bir kurtarıcı lazım. Kurtarıcımız zaten hazırdı. 11 Eylül 1980’de ortam tam uygun hale geldi. Darbe ihtiyaç olarak görülmeye başlandı ve 12 Eylül 1980’de darbe yapıldı. Yeni kurtarıcımız da TSK’nın başı orgeneral Kenan Evren! 12 Eylül sabahı anarşi, kavgalar, saldırılar, öldürmeler, bölünmeler, kurtarılmış bölgeler bıçakla kesilmiş gibi bitti. “Bizim çocuklar yönetimde” diyen ABD. Şimdi TSK ve yeni kurtarıcıyı alkışlama, yağlama, yalakalık zamanıydı. Basın, iş dünyası üniversiteler… kutlama sırasına girmişti.Demirel bilmem kaçıncı defa şapkasını alıp gitmişti. Yalnız da değildi. Yanında yeni neslin sadece ismini duyduğu ama bilmediği Ecevit, Erbakan, Türkeş de vardı.Sonra daha niceleri bu gidenler kervanına katıldı.

Türkiye’nin siyasette ve ekonomide yeni arayışlara girdiği, ABD ve Batı karşıtlığının özellikle Milli Görüş tarafından ilkeleştirildiği, kabul gördüğü bir zamanda yapıldı 12 Eylül Darbesi.İki koalisyonda da Milli Görüş’ün çok etkili ve başarılı olması haşhaş ekimi serbestliği, Kıbrıs Harekâtı gibi önemli olayların gerçekleşmesi bağımsız Türkiye’nin habercisi idi. Bu durumda müdahale şarttı.Ancak darbeyi meşrulaştıracak ortam oluşmalıydı. Düğmeye basılınca da “ekonomik, siyasi kriz” oluşturuldu. Bunun yanına anarşi ve irtica da eklenince darbe ortamı olgunlaşmıştı. Evet,“BİZİM ÇOCUKLAR”bağımsız Türkiye anlayışının ve siyasi anlamda yönetime talip olan Müslümanların durdurulması için yönetimi devirmiştir.

Bu dönemde, MGK güçlendirildi, yeni meclis dışında üst kurullar(YÖK gibi)oluşturuldu. 28 Şubat’ta da yeni üst kurullar oluşturulmuş ve hükümetin bazı yetkileribu yetkili ama sorumlu olmayan kurullara verilmiştir.Üst kurulların seçimi meclis dışından olduğu için tehlikeli oluyordu.

12 Eylül’de tüm yurttaki sıkıyönetimle beraber, 650 bin kişi gözaltına alındı. 210 bin dava açıldı bunun 203 bini sonuçlandı. 264 idam davası kesinleşti. Bunların 48’i asıldı (Bu idamları eleştirenlere K.Evren’in verdiği cevap “Asmayıp da besleyelim mi?”).1787 kişi işkenceden öldü. 14 bin kişi vatandaşlıktan çıkarıldı.8 ulusal gazete, 23 667 dernek kapatıldı.Herkes birbirinden kuşkulanır hale geldi. Birbirini ihbar edenler çoğaldı.Uzun süre -bazen 7-8-9 sene- tutuklu olarak kaldıktan sonra suçsuz bulunup bırakılan yüzlerce, memuriyetten atılan binlerce kişi.1402’likler 141,142, 163’ten yargılanan, mahkum olan aydınlar, sanatçılar, yazarlar. Her kesimden bu üç maddeyle tanışmayan sanatçı, yazar, şair, düşünce adamı, aydın…hemen hemen yoktur. Taki T.Özal bu maddeleri kaldırana kadar. PKK’nında kurulup palazlanması bu dönemde olmuştur. Ektiler biçiyorlar ama olan milletin 20’lik delikanlılarına oluyor.

Olumsuzlukları hatırlamamak gerekir. Ruhumuzu karartmadan ibret almak ve olayların içyüzünü bilmek için geçmiş olumsuzluklarının bilinmesi yerinde olur. 12 Eylül Darbe’sinin üzerinden 35 sene geçti. Bazı değişikliklere rağmen halen darbe anayasası yürürlükte. Kurum, kurul, yasa, genelge ve yönetmeliklerinin bir kısmı yürürlükte.Sivil darbe çığırtkanları bitmedi. Bu darbe Atatürkçülük adına herkese ama özellikle de “irtica” yaftasıyla inanmış kesime yapıldı.

Darbelerde hırsız kadar olmasa da evsahibinin de suçlu olduğunu, “darbe düzeltir” anlayışının tamamen yıkılması gerektiğini unutmayalım.Darbe ortam ve imkanını yok etmek sivillerin görevidir.

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Eylül 2015

Sayı: 326

İlkadım Arşiv