Ocak 2013 Rauf DENİZLER A- A+
A- A+

Çocuklarımız Neden Yalnız, Neler Yapabiliriz?

İletişim insanoğlundan daha eski bir kavram.  Allah(c.c) daha maddi âlemi yaratmadan, yaratacağı insanoğlunun ruhları ile iletişim kurarak Rabliğinin insanlar tarafından kabul edilmesini teklif etmiş ve bütün ruhlarda “Bela” (kabul ettik) ile cevap vermişlerdi.

İçerisinde bulunulan ortamla iletişim ve etkileşim içerisinde bulunmak bütün canlıların ortak özelliklerindendir. Hayvanlar, haberlerini ses çıkararak ya da vücut hareketleri ile ortaya koyarlarken bitkiler koku veya renkleri ile dış dünya ile iletişim içine girerler. Ahsen-i takvim olarak yaratılan insan iletişim kurmak için farklı yöntemler kullanır.

İletişim, canlılığın olmazsa olmazlarındandır. İletişim boşluğu ise insanı bu ihtiyacını karşılamak için farklı arayışlara iter. Yaşlı-genç, kadın-erkek, evli-bekâr fark etmeden insanlar teknolojiyi de kullanarak ev içerisinde dolduramadığı iletişim boşluğunu dış dünyaya açılarak karşılamaya çalışır. Bu durum özellikle gençleri içine doğru kapanmaya sürükler. Gençler ve ebeveynleri arasında anlama/anlamama şikâyetleşmeleri yaşanmasına neden olur.

Gençler genel olarak anne-babalarının kendilerini ve kendilerinin yaşadığı çağı anlayamadıklarından şikâyet ediyorlar. Sürekli kendilerinin dağınıklıklarından bilgisayar ve telefon ile fazla meşgul olduklarından şikayetlenildiğini anlatıyorlar.

Anne-babalar ise çocuklarının kendilerini hiç dinlemediğini, hep yalnız kalmayı tercih ettiklerini,  onları ikna etmenin çok zor olduğunu söylüyor ve kendi gençliklerinde babalarının bir bakışının kendilerine yettiğini ancak kendi çocuklarının bundan çok uzak olduğunu ifade ediyorlar.

Neden:

-  Anne baskısı: Son dönemde çocukları büyük çoğunlukla anneler büyütüyor. Babaların genellikle sorumluluk almaktan kaçınması iste istemez anne ile çocuğu karşı karşıya getiriyor.

- Sosyapat baba: Alkol bağımlısı olan, tolum dışı davranışlar sergileyen, sık sık evden uzaklaşan bir baba çocuğun kendisini dış dünyaya kapatması sonucunu doğurur.

- İşkolik baba: Bütün hayatını işine adamış bu sebeple de en yakınından başlayarak çevresine karşı olan sorumluluklarını ihmal eden bir baba, çocuğun içine kapanmasına neden olabilir.

- Parçalanmış aileler: Ayrı anne-baba çocuğun yalnız anne veya yalnız baba ile yaşaması. Çocuğun üvey bir anne, üvey bir babanın yanında yaşaması.

NELER YAPILABİLİR?

1- Sevgimizde cömert olacağız.

Bütün madde ve mana âlemleri sevgi, şefkat ve merhamet üzerine kuruludur. Allah(c.c) bütün âlemleri Rahmeti ile yaratmış merhameti ile de sürekliliğini sağlamaktadır. Allah’ın insanlara olan merhameti dolayısıyla insanı nefis ve şeytan karşısında yalnız bırakmamak için binlerce peygamber ve kitap göndermiştir. “Size kendi aranızdan öyle bir peygamber geldi ki sıkıntıya düşmeniz ona pek ağır gelir. Kalbi sizin için titrer, mü’minlere karşı pek şefkatli ve merhametlidir.” “Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.”  olarak vasıflandırılan Hz Muhammed(s.a.v) Allah(c.c)’ın insana olan merhametinin kesin delilidir. Hz Peygamber(s.a.v) sevdiği insanlara olan sevgisini hem açıkça ilan eder hem de ilan edilmesini emrederlerdi.

Bir gün Habeş Kralı Necaşi’nin kendisine hediye olarak gönderdiği bilezik için “bu bileziği ev halkımdan en çok sevdiğime vereceğim” demiş ve ertesi günü kızı Hz Zeynep’ten olma torunu Ümame(r.anha)’ya  hediye etmiştir.

2- Asla tepkisel davranmayacağız.

Öfke kontrolü şart.

Allah Rasulü kızmakta tamamen haklı olacağı Uhut Gazvesinde yaşanan bütün olumsuzluklara rağmen ashabına karşı şefkat ve merhametle davranarak onların kendisine olan sevgi ve bağlılıklarını bir kat daha artırarak olumsuz bir durumu fırsata çevirmeyi başarmıştır. Bu davranışı Kur’an’da övülerek; “Sen (o zaman), sırf Allah’ın rahmetiyle onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi.” buyrulmuştur.

Ashabı ile birlikte otururlarken yanlarına gelen genç bir sahabi Allah Rasulünden kendisine “zina etmesi için’’ izin vermesini istemişti. Sahabeyi kiram gence bu davranışından dolayı çok kızmış hatta darp etmek istemişlerdi. Ancak Allah Rasulü önce sahabeyi yatıştırmış sonra da gencin aklına hitap ederek yapmak istediği fiilin çirkinliğinin farkına varmasını sağlayarak vazgeçirmişti. “Gerçek pehlivanın öfkesini yenen kişi” olduğunu vurgulayan Allah Rasulü(s.a.v) bir başka hadislerinde “Öfke şeytandandır, şeytan da ateşten yaratılmıştır, ateş ise su ile söndürülmektedir; öyleyse biriniz öfkelenince hemen kalkıp abdest alsın.” Buyurarak öfkelenen kişinin tepki vermeden önce kendisine bir zaman kazandırması gerektiğini hatırlatır.

O halde öfkelendiğimiz bir an; “şimdi vereceğim tepki doğru ise her zaman doğrudur yanlış ise belki tamiri zor olan bir harekette bulunacağım, kırmak yerine doğru tepkiyi geciktirmek daha evladır” diyebilmeyi başarmaya çalışmalıyız.

3- İlişkilerimizde hep tutarlı, kararlı ve fakat esneklik payı bırakacağız.

Allah Rasulü bir konu üzerinde ashabı ile konuşurken torunlarından Hz Hüseyin’in dağıtılmak üzere getirilen sadaka hurmalarından birini alıp yemeğe çalıştığını fark eder ve hemen onun ağzından hurmayı çıkararak peygamber ailesine sadaka mallarından yemenin yasak olduğunu hatırlatır. Çocuktur ona sakınca olmaz gibi meşru olmayan bir mazeretin arkasına sığınmamıştır.  Gençlerin bazen yapılması imkânsız olan isteklerine karşı kararlı ve tutarlı olmak onların anne babalarına karşı güvenini artırır.

Bir gün kendisine hurma ağaçlarını taşlayarak ağaçlara zarar veren bir çocuğun şikayet edilmesi üzerine yanına çağırttığı çocuğa yere düşmüş olan hurmaları toplamasını tavsiye eden Allah Rasulü yapılması zor olan istekleri karşısında gençlere karşı ‘’olmaz’’lar yerine alternatifler geliştirebilmenin örneğini sunmaktadır.

4- Konuşmak için en iyi zamanı seçmeliyiz.

Büyük küçük bütün insanlarla anlaşmanın en iyi yolu onlar ile konuşmaktır. Bu gün yapılan araştırmalarda ebeveynlerin çocukları ile günlük konuşma sürelerinin birkaç dakikaya indiğini gösteriyor. Hâlbuki Allah Rasulü her gün bütün aile fertlerini düzenli olarak ikindi namazından sonra bir araya getirerek onlarla konuşur hatta şakalaşırlardı.

Herkesin müsait olduğu; yorgunluğun, uykusuzluğun, açlığın ve diğer ihtiyaçların giderildiği bir zaman diliminde konuşmak anlamayı ve anlaşılmayı kolaylaştıracaktır.

5- Darul Erkam veya Suffe’lere yönlendirmeliyiz.

İnsan et ve kemikten daha çok kalp, akıl ve duygulardan oluşur. Duyguların ve düşüncenin doğru yönlendirilmesi ancak eğitim ile mümkündür. Hz peygamber(s.a.v.) kendi değerler toplumunu yetiştirebilmek için hem Mekke, hem de Medine’de Erkam ve Suffe’yi kurmuş, birliktelik içerisinde İslam toplumunu inşa etmişti. Bu gün çocuklarımızın günlük temel ihtiyaçlarını karşılamak için yaptığımız planlama ve fedakârlık kadar onların kalp ve akıl sağlığını inşa etmek için de planlama ve fedakârlık yapmalıyız. Çocuğumuzu ‘’bizim’’ gibi düşünen ve hisseden insanlar içerisine göndermek bunun en güzel ve belki de en kestirme yoludur. Böylece hem sosyalliği hem de insani değerleri gelişir.

6- Sözlerimize eleştirerek, küçümseyerek, onu sigaya çeker bir edayla başlamamalıyız.

“Kıyamet günü, Allah Teâla Hazretlerinin yanında mevkice insanların en kötüsü, kabalığından korkarak halkın kendini terk ettiği kimsedir.”buyuran Allah Rasulü çocuklarımızla konuşurken nezakete özen göstermemizi işaret etmektedir. 

İnsan hata yapma ile maluldür. Özellikle büyüklük küçüklük arasında kalmış bazen şaşılacak kadar büyükçe bazen de şaşırtacak kadar çocukça davranışlar sergileyen gençler ise hata yapmaya en yakın kesimlerdir. Daha konuşmanın başında “çocuk gibi davranıyorsun” ya da “saçmalama”, “ne yaptığını sanıyorsun”, “hiç kafan çalışmıyor gibi cümlelerle konuşmaya başlamak konuşmayı başlamadan bitirmek demektir. Belki konuşmaya selamlaşarak başlamak böylece karşılıklı olarak sevgi ilanında bulunmak konuşmayı sağlıklı kılacaktır.

7- Konuşma aralarına, çocuklarımızın olumlu özelliklerini serpiştirerek, iltifatlarda bulunarak eleştiri ve beklenti listemizi açıklamalıyız.

Peygamberlikle görevlendirilen Hz Muhammed(s.a.v) ürperti ve korku içerisinde Hz Hatice’nin yanına geldiği zaman Hz Hatice, kendisinin güzel hasletlerini kendisine sayarak onun endişe ve korkularını gidermiş ve önünü açmıştır.

Çocuklarımızı tanımak özellikle olumlu yönlerini belirleyerek onları öne çıkarmak böylece onlarla olan iletişim kanalını daima açık tutarak kendilerinden beklentilerimizi belirtmeliyiz. Omuzlarında Hz. Hüseyin’i taşırken karşılaştıkları sahabeyi kiramdan bir zat Hz Peygambere iltifatta bulunmak için “ne güzel binitin var” demişti. Omuzlarında ki çocuğun gönlünü hoş tutmak, ona da iltifatta bulunmak için Allah Rasulü de cevaben, “o da ne güzel binici” demişti.

8- Çocuklarımız konuşurken başka işlerle asla meşgul olmayıp, onlarla göz teması kurarak ve “canı gönülden” dinlemeliyiz.

9- Gençleri anlamaya yönelik dinlediğimizi göstererek onlara model olmalıyız. 

10- Haklı oldukları konuları, kompleks yapmadan dinlemeli, gerekiyorsa özür dilemeliyiz.

11- Her ay rutin “aile meclisi toplantıları” tertiplemeliyiz.

Her aile bireyinin düşüncelerini serbestçe söyleyebileceği, söylediğinde alaya alınmayacağı bir ortam oluşturmak onların duygu ve düşüncelerini anlamak için fırsatlar oluşturur.

12-Okullarına gitmeli, öğretmenleriyle temas kurmalıyız.

Okul aile işbirliğinin gençlerin kişiliğini, başarılarını artırdığını unutmamalıyız.


Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Ocak 2013

Sayı: 294

İlkadım Arşiv