Temmuz 2015 İbrahim ÇİFTÇİ A- A+
A- A+

Çınarları Ziyaret

Ramazan ve iyilik. Diyanetin ilişkilendirmesi harika olmuş. İyilik duygularının zirve yaptığı bir ay. Kötü davranışa “Ben oruçluyum.” tavsiyesi de bunun göstergesi. Günlerin uzaması ve sıcaklar çalışanlar hele uzun müddet ve omuz emeği ile çalışanlar açısından oruç tutmanın zorlaştığı, değerininse kat kat arttığı bir gerçektir. Ama iyilik yapmayı da kolaylaştırdığı da unutulmamalıdır.

Geleneğimizde var olan bir hususu da hatırlatalım: Tenbihler. Osmanlıdan beri devam eden dini ve ahlaki hatırlatmalar tenbih olarak bilinir. Mahyalarda onun dışında her yer ve mekânda  hadis, ayet veya uyarıcı sözler sözlü ya da yazılı olarak hatırlatmalar yapılırdı.

Çünkü bu ayın manevi havası insanlara yansıyor. İnsanlardan da topluma yansıyor. Böyle olunca da karşılıklı hoş hareketler ortaya çıkıyor. Berberde tıraş olurken biri geldi ve berbere “Münasip yerlere ver.” diyerek kâğıtlar verdi ve gitti. Berber, “Bunlar hediye çeki. Her ramazan böyle yapar.” dedi. Berber de iyiliğe vesile oluyor durduk yerde. Zaten vakıflar da bunu yapmıyor mu hep. Mesela Enderun Eğitim vakfı 100’den fazla öğrencinin bursuna aracılık ederek sevap almıyor mu? Hayır köprüsü bir vakıf. Bir geçede muhtaçlar diğer geçede varlıklı vermek isteyenler. Vakıf da köprü.

İyiliğin ölçüsü yoktur. Önemli olan kişinin niyetidir. “Az veren candan, çok veren maldan” demiş atalar. Verenin konumuna işaretle. Verme arzusunun önemini vurgulayan bu söz  Nebi-i zişanda sıkça görülür. Mesela “zihar” ayeti ile ilgili cezayı az bir hurmaya kadar indirir. Yani vermenin gerekliliğini vurgular. Ondandır ki sadakayı “Mü’min kardeşine tebessüm et.” diyerek tebessüm vermeye kadar indirir. Yani ve yani “iyilik yap”. Bir engelliyi arabasına alıp istediği yere götüren kadar onu karşıdan karşıya geçiren de bir iyilik yapmıştır.

“İyilik et kele, övünsün (varsın söylesin) ele.” İyilik yapılan kişinin niteliği önemli değildir. Sen görevini yap iyilik et. “İyilik et denize at, balık bilmezse hâlık bilir.” İyilik yapılan kişinin teşekkür etmesi iki taraf için de bir teşviktir mutluluktur. Ama karşılık vermiyorsa beklememek gerekir. Hele hele minnet ettirme, bekleme şeklinde olursa olmaz. “Kaşıkla verip sapıyla göz çıkarmak” denir buna. Karşılık beklediniz ama olmadı o zaman diğer atasözü devreye girer.  “Halık bilir” diyeceksiniz.

Yeri gelmişken bir hususu da belirtelim. Zekât fakirin zenginin üzerindeki alacağıdır. Zenginin fakire borcudur zekât. Bu sebeple zekât verilen kişiden hiç bir karşılık beklenmez. Allah’a karşı bir farz yerine getirilmiş olur. Bunun için zekât veren kişi zekât verdiğini söyler. Hatta bu teşvik sebebi  olur denilerek tavsiye bile edilebilir.

“Ne verirsen elinle, o gider seninle.” Gerisi burada kalır.

“İyilik yap iyilik bul.” “Ne ekersen onu biçersin.” İnsanlar iyiliklerine kötü karşılık gelince bunu imtihan vesilesi saymalı, sabretmelidir. Çünkü “İyiliğe iyilik her kişinin karı, kötülüğe iyilik er kişinin karı.” Ee, er olmak da kolay değil.

Bu ramazan çınarları ihmal etmeyelim. Müslümanın  sosyal hayatında değişik formüllerin olması iyi olur. Bunların açılımı da sosyal hayatımızı düzenler. Yıllar önce kaymakamım olan şimdi bir ilimizde vali olan değerli insanın vurguladığı formüllerden birisi 3Z idi. Açılımı ziyaret, ziyafet, zerafet şeklindeydi. Konuyla ilgili olan ziyareti ele alalım. Hadisi şeriflerde geçen “sila-yı rahm” den hareketle ziyaretin önemi daha iyi anlaşılıyor. Akraba, aile dostları, komşu, muhacirler, garip kimsesiz insanları ziyaret eden ve bizi buna teşvik eden bir Nebi’nin ümmetiyiz. Bu ramazanda ziyafeti küçük hediyelere dönüştürerek ziyaretler yapalım. O insanların hayır dualarını alalım.

Özellikle de çınarları arayıp bulup ziyaret edelim. Hatta hayır vakıf ve dernekleri bunu kurumsal anlamda yaparlarsa daha iyi olur. Etrafımızda Allah yolunun erleri olarak devam belli yaşın üzerinde olan insanları küçük hediyelerle ziyaret edelim. Yine Mesela 1980 öncesinin zor dönemlerinde her İslami çalışmaya katılmış, eylemlere destek vermiş, bilhassa siyasi çalışmaları bulundukları mahalde, beldede tek başına yürütmüş muhteremler vardır. Onlar toplumun tüm dışlamasına “hû hûcu, selametçi, Humeynici, nurcu, tarikatçı, gerici yobaz” gibi aşağılama ve alay maksatlı kullanımlara aldırmadan yollarına devam ettiler. İslam davasını ayakta tuttular bugüne getirdiler. Etrafınıza bakın bunları göreceksiniz. Onların değişmez niteliklerine, öfkelerine, sitemlerine aldırmadan ziyaretine gidin ve ellerinden öpün, hayır dualarını alın. Onları sadece dinleyin, itiraz etmeden anlattırın. Onlar çok mutlu olacaklardır. Onlar size çok şey katacaklardır. Bu ramazanın en büyük iyiliklerinde bir bu olsun inşallah.

Kişisel ziyaretine gittiğim bir çınar: Hacı Abdullah Amca. 1980 öncesi duvarlara tek başına parti afişi yapıştırıyor. Zaman gece yarısını geçmiş. Yanına kurtarılmış ilçenin gençleri geliyor. “Amca ne yapıyorsun?” İşine devam ederek “evet” der. Gençler Abdullah amcalarını tanıyorlar ve elinden afişleri alıp yapıştırmasına yardım ediyorlar. Kendi düşüncelerine aykırı bu afişleri yapıştırırken Abdullah amcalarına duydukları saygı ve hayranlığı da ifade ederler. Abdullah Amca doksana yaklaştı ama hala mücahit. Ziyaret edilmez mi?

Kalın sağlıcakla.

İnsan Ve Oruc

Oruç, ruhun sesi gelir her yıl
Gümüş topuklarını dokundurur kalbimize
Vücut dönmeğe başlar bir tapınağa kurban gibi
Yapılır örtülür uçurumları yakan dualardan
Ten ruhun avuçlarının içinde
Hilkat günlerinin yeniden oluşun terlerini döker
İnsan gecesini değiştirir gündüzüne erer…
Cins şaire mahsus yiyecekler.
Deniz yosunları mavilik medüzaları tarzında,
Oruca, gök şahidi oruca mahsus besinler,
Yükseltilen dualar, derinleşen secdeler,
Kur'an sesiyle aydınlanan ikindiler,
Allah adıyla diriltilen geceler.

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Temmuz 2015

Sayı: 324

İlkadım Arşiv