Şubat 2010 Mehmet ŞENTÜRK A- A+
A- A+

CİHAD VE ŞEHADET

 

İslam’ın her buyruğu gibi, cihad ve şehadet kavramları da anlamakla ve yaşamakla mükellef olduğumuz kavramlarımızdandır. Öncelikle bu kelimelerin anlamını vererek konumuzu açıklamaya çalışalım.

Cihad, İslâm'ın yükselmesi, korunması ve yayılması için her türlü çalışmada bulunmak, uğraşmak, cehd ve gayret sarf etmek ve bu yolda sıcak ve soğuk savaşa girmektir. Başka bir ifade ile Allah Teâlâ tarafından kullarına verilmiş olan bedenî, malî ve zihinsel düşünceleri Allah yolunda kullanmak, o yolda feda etmektir. İnsanın maddî-manevî bütün varlığını Allah yolunda ortaya koyarak Hakk'ın düşmanlarını yola getirmek için gayret göstermesi "cihad" dır. Cihadı yapan kişi de “mücahit”tir.

Şehadet ise; Arapça bir kelime olan şehid, "şe-hi-de" fiilinden türemiş olan bir isimdir. Mastarı, şehâdettir. Şehidin çoğulu, "şuhedâ" ve "eşhâd" olarak gelir.

 Dinî anlamda, Allah rızası için, O'nun yolunda canını fedâ eden müslümana verilen isimdir. Ona bu ismin verilmesinin sebebi, cennetlik olduğuna şahitlik edilmiş olması veya onun Yüce Allah'ın huzurunda yaşıyor bulunması yahut ölümü sırasında meleklerin hazır bulunması yahut da ruhunun doğrudan doğruya Daru's-Selâm'da, Cennet'te bulunması veya Allah tarafından çeşitli mükâfatlarla mükâfatlandırılmış olmasıdır.

Cihad Kavramı:

İslâm'da cihad farzdır. Allah Teâlâ bu konuda şöyle buyuruyor: "Hoşunuza gitmese de düşmanla savaşmak üzerinize farz kılındı" (el-Bakara, 2/216)

"Herhangi bir fitne kalmayıncaya ve din yalnız Allah'ın oluncaya kadar onlarla çarpışın " (el-Bakara, 2/193).

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de "Cihad kıyamete kadar devam edecek bir farzdır" (Ebû Davûd, el-Cihad, 33) buyurmuştur.

Bu farziyet bazı hallerde farz-ı ayın, bazı hallerde ise farz-ı kifaye olur. Müslümanlar içinden sadece bir grup cihadın gayesini gerçekleştirebiliyor; müslümanların yurt, mal, ırz, namus ve haysiyetlerini düşmanlara karşı koruyabiliyorsa o takdirde cihad farz-ı kifaye olmuş olur ve diğer müslümanların üzerinden sorumluluk kalkar. Şayet fert fert gücü yeten her müslümanın düşmana karşı koyma gereği varsa o zaman farz-ı ayın olur; herkesin bizzat cihâd etmesi gerekir.

İslam’da cihadın gayesi, yukarıda zikredilen ayette de belirtildiği gibi yeryüzünden fitneyi kaldırmak ve hakkı yüceltmektir. İslâm'da savaş, intikam, öldürme, yağma, baskı ve zulüm yapmak için değil; bunları ortadan kaldırmak için yapılır. Müslüman olmayanları zorla İslâm'a sokmak yoktur. Cihad'dan maksat, insanları baskılardan kurtarmak, İslâm'ın yüce gerçeklerini onlara duyurmak ve kendi rızalarıyla müslüman olabilecekleri ortamları hazırlamaktır.

İslâm'ın gayesi toprak ele geçirmek değildir. O yalnız bir bölge ve kıta ile yetinmez. İslâm bütün dünyanın saadet ve refahını düşünür. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve selleme, hangi amelin daha faziletli olduğu sorulduğunda, "İman ve Allah yolunda cihad'dır." (Tecrîd-î Sarîh Tercümesi, VII, 445), buyurarak cihadın imandan hemen sonra geldiğine, imanın cihadla varlığını sürdüreceğine işaret etmişlerdir. Ayrıca Allah yolunda savaşanları, gazilik ve şehitlik rütbesine erenleri öven ve onlar için büyük nimetler ve dereceler bulunduğunu haber veren birçok ayet ve hadis vardır.

Müslümanlar savaşı istemezler. Ama savaş vukû bulunca sabır ve metanetle savaşırlar. Zira Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: "Düşmanla karşılaşmayı temenni etmeyiniz. Fakat düşmanla karşı karşıya gelirseniz sabrediniz, direniniz. " (Buharî, Cihad, 112, 156, Müslim, Cihad 19, 20; Ebû Davud, Cihad, 89) buyurmuştur. Müslümanlar savaş anında Allah'a güvenir ve Allah'ın kendileriyle beraber olduğunu bilirler. Onun şu buyruğunu hiç akıllarından çıkarmazlar. "Ey peygamber; sana da sana tâbi olan müminlere de Allah yeter. " (el-Enfâl, 8/64)

Ebu Hureyre radıyallahu anhden şöyle rivayet edilmiştir:
“Bir kere Rasulullah sallallahu aleyhi ve selleme bir kişi geldi:
“Ya Rasulallah! Bana cihada eş bir ibadet gösterir misiniz?” dedi. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem:
“Cihad değerinde bir ibadet bulmuş değilim ki!” buyurdu. Ve devam ederek:
“Sana sorarım, gücün yetişir mi ki, mücahid sefere çıktığı sıra sen de mescide girip, o dönünceye kadar namaz kılasın da hiç usanmayasın. Ve oruç tutasın da iftar etmeyesin” diye sordu. O kişi:
“Buna kimin gücü yeter ki?” diye cevap verdi.”(Buhari)

İslâmiyet'e göre cihad, bize harp açanlara (Bakara, 2/190) verdikleri sözü tutmayıp tekrar dinimize saldıranlara (Tevbe, 9/12-13), Allah'a ve ahiret gününe inanmayarak, Allah ve Peygamberin haram kıldığı şeyleri haram kabul etmeyenlere karşı (Tevbe, 9/29), yeryüzünde fitneyi söküp atmak ve Allah'ın dinini hâkim kılmak (Bakara 2/19) gayesi ile meşrû kılınmıştır.

Müslümanlar savaş için düşman memleketine girip bir şehri veya bir kaleyi muhasara ettikleri zaman, önce onları İslâm'a davet ederler. Kabul ederlerse kendileriyle savaşmazlar. Şayet İslâm'ı kabul etmezlerse İslâm devletine cizye vergisi vermesini isterler. Verirlerse mal ve can güvenliğini elde ederler. Bunu da kabul etmezlerse geriye savaşmak kalır.

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem ise: "Müşriklerle mallarınızla, canlarınızla ve dillerinizle cihad ediniz."

 Yine; “Allah benden evvel hiç bir ümmete bir nebi göndermemiştir ki, ümmet içinde kendisine yardımcı olan havârîlere, yerleştirdiği geleneklere göre hareket eden arkadaşlara ve emirlerine itaat eden dostlara sahip olmamış olsun. Sonra bunları bir nesil takip eder. Onlar yapmadıklarını söyler, emredilmeyen işleri yaparlar. Bunlarla eli ile fiilen mücadele eden mümindir, dili ile mücadele eden mümindir, kalbi ile mücahede eden mümindir. Bunun dışında kalanların hardal tanesi kadar da olsa imanları yoktur" (Müslim, İman 20)  buyurmuşlardır.

Cihad için, Allah’ın dinini hâkim kılmak için yapılacak en ufak bir çalışma, bu yolda duyulacak en ufak bir eziyet, netice itibariyle dünyadan ve dünya içindeki her şeyden daha değerli, daha üstündür. Çünkü mücahid için Allah’ın rızası ve cennet vardır. Çünkü mücahid cihada, Allah’ın dinini hâkim kılmak için mücadeleye girişirken eziyetleri, ızdırapları, işkenceleri ve ölümü göze almıştır. Çünkü bu yolda ölüm, ölüm değildir. Bu yolda ölmek, yeni ve ebedi bir hayata geçiştir. Bu yolda ölmek şehadettir. Allah yolunda ölmek, ölmek değil dirilmektir. Çok ama çok karlı bir alışverişin yapılmasıdır, Allah yolunda ölüm. Şehadet; Yüce Rabbin hiçbir karşılık istemeden verdiği can ve malı, , cennet karşılığında kulundan satın alışıdır. Bu muamele, hem karlıdır, hem de garantilidir. Allah’ın garantisi altındadır. Karşılığı; ya zafer ya ganimet, ya cennet ya da şehadet yani kurtuluştur. Mü’min kul bilir ki, cihad yolu ve şehadet yolu Rabbinin rızasını kazanmada en emin, en sağlam yoldur.

Şehidlerin günahlarının af olunacağı, Kur'an'da müjdelenmiştir:

“Rabb'leri onlara karşılık verdi: Ben, sizden erkek, kadın, hiç bir çalışanın işini zâyi etmeyeceğim. Hep birbirinizdensiniz. Göç edenler yurtlarından çıkarılanlar, yolumda işkence edilenler... Elbette onların kötülüklerini örteceğim ve onları, altlarından ırmaklar akan cennetlere koyacağım. (Yaptıklarına), Allah katında bir karşılık olarak (bu nimetleri vereceğim). Şüphesiz karşılıkların en güzeli Allah katındadır" (Âli İmran, 3/195).

Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemin, şehîd olmanın fazileti hakkında söylemiş olduğu iki hadisin meali de şöyledir:

"Cennete giren hiç bir kimse, dünya üzerindeki her şey kendisine verilse bile, dünyaya dönmek istemez. Ancak şehid müstesnadır. O, göreceği ikramdan dolayı tekrar dünyaya dönüp on defa daha öldürülmeyi (şehid olmayı) temenni eder" (Buhârî, Cihâd 6; Müslim, İmâre,108,109; Neseî, Cihâd 33).

"Muhammed'in nefsi, elinin kudretinde olan Allah'a yemin ederim ki, Allah yolunda savaşmak ve öldürülmek, sonra savaşmak ve yine öldürülmek, sonra yine savaşmak ve öldürülmek isterdim" (Buhâri, İman, 26; Müslim, İmâre,103,107; Neseî, Cihad, 37).

 

Şehadet kavramı ise:

Şehid olmada ölçü, Allah'ın rızasıdır. Allah rızası için mücâdele eden, İlâyı Kelimetullah yani O'nun adını yüceltmek için çaba sarfeden, cihâd eden ve bu yolda canını veren de, şehid olmuş olur.

Bir a'râbî Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemin huzuruna gelerek: "Ya Resûlullah! Bir adam ganimet için, diğeri şöhret için, öbürü riya ve gösteriş için savaşır. Hangisi Allah yolundadır?" diye sorunca,

 Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şu cevabı vermiştir:

“Kim Allah'ın adını, hükmünü yüceltmek, her şeyin üstüne çıkarmak için savaşırsa, o Allah yolundadır" (Buhârî, İlim, 45; Cihâd,15; Müslim, İmre,150,151; İbn Mace, Cihad,13; Ahmed b. Hanbel, IV, 392, 397, 402, 405, 417).

Allahü Teâlâ Kur'ân-ı Kerîm’de meâlen buyuruyor ki:

“Allah yolunda şehîd olanlara ölü demeyiniz. Onlar diridirler. Kendilerine her zaman rızk verilir. Onlarda azâb olunmak korkusu ve nîmetlerden mahrûm kalmak üzüntüsü de yoktur.” (Âl-i İmrân sûresi: 170)

“Allah yolunda öldürülüp şehîd olanlar, kıyâmet gününde, yaralarının kanı akarak gelirler. Rengi kan ve kokusu misk kokusu gibi olur. Huzûr-i Mevlâ'da haşr oluncaya kadar, bu hâl üzere bulunurlar.” (Hadîs-i şerîf-Dürre-tül-Fâhire)

Cennet'te ağlayan bir adam bulunur. Ona niçin ağlıyorsun denir. O şöyle cevap verir: "Ben Allah-ü Teâlâ yolunda öldürüldüm. Şehîdlik o kadar güzel ki, tekrar dünyâya döndürülüp, üç defâ daha şehîd olmayı arzû ediyorum. Fakat daha fazla şehîd olamadığım için ağlıyorum." (Ka'b-ül Ahbâr)

“Şehîdin, kul haklarından başka bütün günâhları affolur. Kul haklarını da, Allah-ü Teâlâ kıyâmette helâllaştıracaktır. Cihâdda ve hac yolunda ve sınır boylarında nöbette ölenlere, kıyâmete kadar bu ibâdetlerin sevâbı devamlı verilir. Bedenleri çürümez. Her biri kıyâmette yetmiş kişiye şefâat eder” (İbn-i Âbidîn, Seyfeddîn Fârûkî)

Müslümanları, düşmanlarına üstün kılan en mühim esaslardan biri "ölürsem şehidim, kalırsam gazi..." inancıdır. Bu durum, ayette "iki güzelden biri" (Tevbe Sûresi, 52)  şeklinde ifade edilmiştir. Yani, mü´min için savaşta iki güzel neticeden biri vardır: Ya galip gelecek gazi olacak, ya da şehit olacaktır. (İbnu Kesir, IV, 102; Nesefi, II, 130)

Halid b. Velid´in İran komutanına söylediği şu sözler, şehitlik kavramının müslümanlara neler kazandırdığını gösteren güzel bir misaldir: "Sizin, hayat ve şarabı sevdiğiniz kadar, ölümü seven bir orduyla size geldim." (Abdü rabbih, s., 387)
 

Müminler olarak şu gerçeğe kesin olarak inanıyoruz ki, hakikaten Allah Teala’nın kulları için ihtiyar buyurduğu her şey hayırdır, velev acı ve zahmetli olsa dahi. Öyle ise şehadet olgusu, İslam ümmeti için bir kayıp ve ziyan değildir. Akl-ı selim sahibi hiçbir Müminin, şehadet hakikati için kayıp ifadesini kullanması mümkün değildir. Allah Tealanın arzuladığı ve kulları için istemiş olduğu ferman-ı ilahisine kayıp veya zarar demek mümkün müdür? O halde şu hakikati çok açık ve net olarak söyleyebiliriz ki, şehadet; İslam ümmeti için en büyük kazanç ve yarınlarımız için en büyük yatırımımızdır. Zira şehitlerimizin akıtmış oldukları o mübarek kanlarının tüm zerreleri, bir rahmet yağmuru misali, ölü bedenleri diriltip canlandıracaktır ve me’yus olan gönüllere büyük müjdeler zerk edecektir. Evet, ŞEHADET BİR RUHTUR, ölü olan hücrelere, gönüllere ve bedenlere, İsrafil aleyhisselamın ikinci üflemesi gibi hayat bahşetmekte, canlandırmakta ve harekete geçirmektedir. İslam ümmetinin hayat / can damarı ve varlık iksiri olan şehadete hiçbir zaman kayıp denilebilir mi?
Hayat önderimiz ve şehadet öğretmenimiz olan Resul-ü Zişan Efendimiz buyurur ki;

“Öylesi bir zaman gelecek ki, aç insanların yemek kabı üzerine üşüştükleri gibi yabancı milletler de sizin başınıza üşüşeceklerdir!”

 Ashab (radıyallahu anhüm): “Ey Allah’ın Rasulü! O gün bizim azlığımızdan mı bu olacaktır?” diye sorunca,

 Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Hayır, bilakis sizler çok olacaksınız, fakat sel üzerindeki çer-çöp gibi olacaksınız. Allah, düşmanlarınızın kalbinden sizden çekinme duygusunu çekip alacak sizin kalbinize ise acziyet sokacaktır.”

 Ashab : “Ey Allah’ın Resulü! Acziyet nedir?” deyince,

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Dünyayı sevmek ve ölümden nefret etmektir!” buyurmuştur. (Süneni Ebu Davud)

İslam ümmetine ölümsüz bir hayatın çığırını açan, izzetle yaşamanın sürurunu tattıran ve bu yolda önümüzde nur olup ışık saçan ümmetin TÜM ŞEHİDLERİNE SELAM VE İHTİRAM OLSUN, minnet ve şükranlarımız onların aziz ruhlarınadır. Ruhları şâd olsun….

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr