Temmuz 2021 Prof. Dr. Mustafa AĞIRMAN A- A+
A- A+

CİHAD DERSLERİ- Hala Sultan

Müslümanların yaşadığı toprakların altında binlerce şehid vardır. Bu şehidlerin büyük bir çoğunluğu erkek olmakla birlikte içlerinde hanım olanlar da vardır. Bu şehid hanımlardan biri de Kıbrıs’taki Hala Sultan’dır. ‘Hala Sultan’ tabiri bu şehidimizin unvanıdır. Onun asıl adı bilinmemektedir. Çünkü o, hep Ümmü Haram künyesi ile meşhur olmuştur. Ümmü Haram yani Hala Sultan, Medineli hanım sahâbîlerden biridir. Medine’deki iki Arap kabilesinden biri olan Hazrec kabilesinin Neccâr oğulları kolundandır. Kendisi gibi meşhur hanım sahâbîlerden biri olan Ümmü Süleym’in kız kardeşidir.

Bilindiği gibi Ümmü Süleym, Medine’de Hz. Peygamber efendimize on yıl hizmet eden Hz. Enes’in annesidir. Bi’r-i Maûne faciasında şehid düşen Haram ve Süleym de bu iki hanım sahâbînin erkek kardeşleridir. Öyle anlaşılıyor ki, bu iki hanım sahâbî, erkek kardeşleri daha hayatta iken onların adlarını kendi çocuklarına isim olarak vermiş ve onların adlarını yaşatmışlar. Ümmü Harâm, Hz. Peygamber efendimiz Medine’ye hicret etmeden önce Ubâde b. Sâmit ile evlenmişti. Ubâde, birinci ve ikinci Akabe bîatında bulunan, ikinci Akabe’de de nakîb olarak seçilen Medineli ilk Müslümanlardandır.

Arapçada hala, Türkçedeki teyzenin karşılığıdır. Araplar, annenin kız kardeşine veya anne tarafındaki hanımlara hâle derler. Dayılarına da hâl derler. Hala Sultan demek, teyze sultan demektir. Bugün de Anadolu’nun çeşitli yerlerinde teyzeye hala derler. Kıbrıs’taki Ümmü Haram’a Hala Sultan yani Teyze Sultan dememiz şu iki sebepten dolayıdır: Birincisi, bu hanımefendi Hz. Enes’in teyzesidir. İkincisi, bu hanımefendi Hz. Peygamber efendimizin dedesi Abdulmüttalib’in annesi Selma hâtunun akrabasıdır.

Hz. Peygamber efendimizin büyük dedesi Hâşim, Medine’den evlidir. Eşi Selma hâtun, Hazrec kabilesinin Neccâr oğulları kolundandır. Peygamberimizin dedesi Abdulmüttalib, işte bu Selma hâtunun oğludur. Bu hâtunun yakınları da Hz. Peygamber efendimizin teyzeleridir. Bu sebepten dolayı Hz. Peygamber efendimiz, kendini onlara yakın hisseder, Kubâ Mescidi’ni ziyarete gittiğinde her iki kardeşin orada bulunan evlerine misafir olur, yemek yer, öğle uykusuna yatar, hazır bulunanlara nâfile namaz kıldırırdı.

Ümmü Harâm’ın rivayet ettiğine göre, bir defasında Hz. Peygamber efendimiz, onun evinde öğle uykusundan gülerek uyanmış, Ümmü Harâm niçin güldüğünü sorunca uykusunda kendisine ümmetinden fetih maksadıyla Akdeniz’e açılan bazı kimselerin gösterildiğini ve onların cennetlik olduğunu söylemiş, bunun üzerine Ümmü Harâm kendisinin de onların arasında bulunması için dua etmesini istemiş, o da dua etmiştir. Ardından tekrar uykuya dalmış, yine gülerek uyanmış, Ümmü Harâm’ın bu defaki sorusu üzerine de ümmetinden bazılarının İstanbul’u fethetmek amacıyla sefere çıkacağını, onların da günahlarının bağışlanacağını haber vermiştir. Ümmü Harâm kendisinin de onların arasında bulunması için dua etmesini isteyince Hz. Peygamber efendimiz, ona birinci grupta olduğunu söylemiştir (Buhârî, Cihâd, 3, 8, 63, 75, 93, İstiʾẕân, 41, Taʿbîr, 12; Müslim, İmâre, 160).

Şimdi burada şöyle bir soru sorabilirsiniz. Peygamberler gaybı bilebilirler mi? Bu soruya hem ‘evet’ hem de ‘hayır’ diye cevap verebiliriz. Şöyle ki, gaybı Yüce Allah’tan başka kimse bilemez. Gaybı bilmek ve bildirmek sâdece Allah’a mahsustur. Ama Yüce Allah, gelecek hakkında peygamberlerini bilgilendirdiyse onlar da bu bilgiye dayanarak gelecek hakkında bir şeyler söyleyebilirler. Yüce Allah, peygamberlerine gaybe dair bazı konular hakkında sınırlı bilgiler vermiştir. Peygamberlerin gayb âlemiyle ilgili olarak insanlara ulaştırdıkları haberler, kendilerine verilen bu sınırlı bilgilerden ibarettir. Tarih bize gösteriyor ki, Hz. Peygamber efendimizin gayb hakkında verdiği bilgiler de olduğu gibi çıkmıştır. Yüce Allah, bu konu ile alakalı olarak şöyle buyurmuştur:

“Gaybı O (yani Allah) bilir; gaybını kimseye göstermez. Ancak peygamber olarak seçtiği kimse, bu hükmün dışındadır. Çünkü Allah, seçtiği peygamberlerin önüne ve ardına gözetleyici koyar (Cin sûresi, 72/26-27).

Önceleri Uhud ve Huneyn gibi savaşlarda bulunup yaralı askerlere hizmet eden Ümmü Harâm, kocasıyla birlikte Suriye savaşlarına katılmak için Şam’a gitti. 648 yılında Hz. Osman’ın halifeliği döneminde yapılan ve Müslümanların ilk deniz seferi olan Kıbrıs seferine yine eşiyle birlikte katıldı. Bu sefere Ebû Zer el-Ğıfârî, Ebü’d-Derdâ gibi sahâbîler de katılmıştı. Ümmü Harâm, Kıbrıs’a ulaşıp gemiden indikten sonra bindiği katırdan düştü, boynu kırılarak şehid oldu ve orada defnedildi (Buhârî, Cihâd, 63, 75).

Ümmü Harâm’ın Kıbrıs’ta Hala Sultan Tekkesi adıyla bilinen, Larnaka civarında Tuzla’daki kabri bugün de ziyaret edilmektedir. Kaynaklarda kabrinin “sâliha bir kadının kabri” diye bilindiği ve orayı gayrimüslimlerin de ziyaret ettiği belirtilmektedir. Osmanlılar, 1571 yılında Kıbrıs’ı fethedince bu kabir ihya edilmiş ve 1760’ta üzerine Şeyh Hasan Efendi tarafından türbe inşa edilmiştir. Türbenin çevresinde, 1795’te Kıbrıs muhassılı Silâhdar Kaptanbaşı Mustafa Ağa tarafından şadırvan, 1797’de tekke, 1816’da Kıbrıs muhassılı Seyyid Mehmed Emin Efendi tarafından cami yaptırılmak suretiyle küçük bir külliye teşekkül etmiştir.

Hala Sultan Türbesi, İstanbul’daki Eyüp Sultan Türbesi gibi Kıbrıs’taki İslâm varlığının en eski izini teşkil etmesi, ayrıca Hz. Peygamberin bir yakınına ait olması sebebiyle Kıbrıs’ın fethinden itibaren adada yaşayan Müslüman Türklerin en önemli ziyaretgâhı olmuştur. I. Dünya Savaşı’na kadar buradan geçen Osmanlı gemilerince top atışı ile selâmlanan türbe padişahlar ve devlet ricâli tarafından sunulan kıymetli hediyelerle donatılmıştır. 1959’da onarım geçiren ve Kıbrıs Evkaf Dairesi’nce içinde bir kütüphane tesis edilen tekke, 1963’te Rumlar tarafından tahrip edilmiş ve bir süre askerî karargâh olarak kullanılmıştır.

Hz. Peygamber efendimizin sohbetini dinleyen kadın-erkek herkesin bir cihad aşkı vardı. Bu aşk uğruna evlerini, ocaklarını terk ettiler. İslâm’ı daha uzak noktalara götürmek için ‘bismillah’ diyerek denizlere daldılar. Hedefe ulaşabilmek için bütün engelleri aştılar. Hem hedefe ulaştılar hem de şehid oldular. Hele bir kendimize bakalım. Biz ne ile meşgulüz?

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr