Eylül 2021 Prof. Dr. Mustafa AĞIRMAN A- A+
A- A+

CİHAD DERSLERİ- Ebu Basir ve Ebu Cendel (I)

Bu yazımızda, şimdiye kadar isimlerini duyduğunuz ve tanıdığınız iki kahramanı daha yakından tanıyacak ve kendilerine rahmet okuyacağız. Bu iki kahramandan biri Ebû Cendel, diğeri de Ebû Basîr’dir. Ebû Cendel, Kureyş kabilesi adına Hudeybiye barış anlaşmasını imzalamak için görevlendirilen Suheyl b. Amr’ın oğludur. Ebû Basîr de Mekke’de yaşayan Tâifli bir Müslümandır.

Hicretin altıncı yılına denk gelen 628 yılında Müslümanlar ile Mekke müşrikleri arasında Hudeybiye’de bir barış anlaşması imzalandı. Bu anlaşmada Müslümanları Hz. Peygamber efendimiz, Mekke müşriklerini de Süheyl b. Amr temsil etti. Anlaşma metnini de Hz. Ali kaleme aldı. Bu anlaşmaya göre Müslümanlar bu sene Kâbe’yi tavaf etmeden geri dönecekler, bir yıl sonra gelip Kâbe’yi tavaf edebilecekler, Müslümanlarla Mekke müşrikleri arasında on yıl savaş olmayacak, çevredeki kabileler istedikleri tarafı tutabilecek, Mekke’den bir Müslüman Medine’ye giderse geri gönderilecek ama Medine’den bir Müslüman Mekke’ye dönerse o geri verilmeyecekti. Anlaşmanın ilk iki maddesi ile son iki maddesini kabul etmek Müslümanlara ağır geldi. Ama ne var ki, Hz. Peygamber efendimiz bu anlaşmayı kabul etti.

Anlaşma maddeleri yazdırılıp bitirildiği ama imzaların henüz atılmadığı sırada, Süheyl b. Amr’ın oğlu Ebû Cendel, ayaklarındaki zincirleri sürüyerek Hz. Peygamber’in huzuruna geldi. Ebû Cendel, Müslüman olduğu için Mekke’de babası tarafından zincirlerle bağlanmış ve Medine’ye hicret etmesi engellenmişti. Babasının Hudeybiye’ye gittiğini fırsat bilen Ebû Cendel, bağlı olduğu zincirleri kırmış ve Hz. Peygamberin huzuruna çıkmayı başarabilmişti. Oğlunun bu şekilde geldiğini gören Süheyl, onu yakalamış ve Hz. Peygamber’e şöyle demişti: “İşte Ey Muhammed! Üzerinde seninle anlaştığım anlaşma gereğince bana geri vereceğin kişilerin ilki oğlumdur.”

Hz. Peygamber, Süheyl’e “onu benim için anlaşma hükmünün dışında tut ve bu yazıyı imza et!” dedi. Süheyl, Hz. Peygamberin bu teklifini kabul etmedi. Hz. Peygamber “hayır, benim için bunu yapacaksın!” dedi ve ısrar etti. Süheyl, bu ısrarı kabul etmedi ve oğlunu yaka paça tutarak çeke çeke Kureyş heyetinin yanına götürdü. Ebû Cendel, babası tarafından götürülürken Müslümanlara doğru şöyle feryat ediyordu:

“Ey Müslüman topluluğu! Ben, Müslüman olarak sizin yanınıza gelmişken, siz şimdi beni müşriklere geri mi veriyorsunuz? Uğradığım işkenceleri görmüyor musunuz? Ey Allah’ın Elçisi ve ey Müslüman topluluğu! Siz bana işkence yapsınlar ve beni dinimden döndürsünler diye mi geri veriyorsunuz?”

Bu acıklı durumu gören Müslümanlar, dayanamadı ve ağladılar. Hz. Peygamber de çok üzgün bir şekilde Ebû Cendel’e şöyle diyordu: “Ey Ebû Cendel! Kureyş’le aramızda yazılan barış yazısı tamamlandı. Sen biraz daha katlan! Allah’tan da bunun ecir ve mükâfatını bekle! Hiç şüphesiz, Yüce Allah senin için ve senin yanında bulunan zayıf Müslümanlar için bir genişlik ve çıkar yol yaratacaktır. Biz, bu kavim ile aramızda bir barış antlaşması yapmış ve bu yolda kendilerine Allah’ın ahdiyle söz vermiş bulunuyoruz, onlar da bize Allah’ın ahdiyle söz verdiler. Biz, onlara vermiş olduğumuz bu söze vefasızlık edemeyiz. Verdiğimiz sözde durmamak bize yakışmaz.”[1]

Hz. Peygamber, bir taraftan Ebû Cendel’e bunları söylerken diğer taraftan da Süheyl’e şöyle diyordu: “Gel, etme! Sen, onu bana bağışla!” Süheyl ise “hayır, bağışlamam!” diyor ve Hz. Peygamber’in teklifini kabul etmiyordu. Bu sefer Hz. Peygamber şöyle dedi:“Öyle ise, onu benim için himâyene al!” Süheyl “hayır, onu himâyeme de alamam!” dedi ve kestirip attı. Kureyş heyetinde bulunan Mikrez ve Huvaytıb devreye girerek şöyle dediler:

“Ey Muhammed! Senin hatırın için biz, onu himâyemize alıyoruz! Ona işkence yaptırmayacağız!” Bunların, Ebû Cendel’i himâyelerine almaları Hz. Peygamber’i biraz rahatlattı. Hz. Ömer, Ebû Cendel’e yapılanları kabul edemiyor ama bir yandan da ona “sabret ve dayan Ey Ebû Cendel!” diye nasihat ediyordu.[2]

Çevrede bulunan Arap kabileleri de bu anlaşmada hazır bulundular. Kendileri ile ilgili madde gereği Huzâa kabilesi Müslümanların tarafını seçerken, Bekir oğulları da müşriklerin yanında yer aldıklarını ilan ettiler.[3]

Yazılan asıl nüshayı Hz. Peygamber aldı. Süheyl için de ikinci bir nüsha yazıldı.[4] Süheyl’e verilen nüshayı asıl nüshaya bakarak Muhammed bin Mesleme yazdı. Her şey tamam olduktan sonra Süheyl ve arkadaşları Hudeybiye’den ayrıldılar.[5]

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Ebû Cendel’i babasına teslim etmekle şunu göstermek istiyordu: Bir insanın kalbine iman girdi mi o insan ne yapar eder başının çaresini bulur. İman fırsattır, iman imkândır, iman çözümdür. İmanı olan insanın derdi, gamı, kederi olmaz. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Hudeybiye Musâlahası ile bunu göstermiş oldu. Bir de Mekkelilerle bir sulh anlaşması yapıldı. Mekkeliler şimdiye kadar kabul etmedikleri Müslümanları muhatap olarak kabul ettiler. Bakınız! Öylesine kabul ettiler ki, temsilci gönderdiler, beraber bir anlaşma yazıldı ve altına imza atıldı.

Hudeybiye Musâlahası ile alakalı özellikle şu iki noktaya vurgu yapmak istiyorum: Evvelâ sözümüzle beraber eylemimiz, yani fiil ve yaşantımız çok önemlidir. Çevremizde sözümüzden daha çok özümüz, fiil ve eylemimiz etkilidir. İkinci olarak iman bir fırsat, bir imkân ve bir çözümdür. Îmânı olan bir insanın dertleri ne kadar çok ve ne kadar büyük olursa olsun, bu dertler onun îmânından büyük değildir yani çözebilecek güçtedir. Bunu da gelecek yazımızda göreceğiz inşâallah.


[1]İbn İshâk, es-Sîre, II, 462; İbn Hişâm, es-Sîre, II, 238; Vâkıdî, el-Meğâzî, II, 95.

[2]Vâkıdî, el-Meğâzî, II, 95; Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 325.

[3]İbn Hişâm, es-Sîre, II, 238; Belâzürî, Ensâb, I, 440.

[4]Vâkıdî, el-Meğâzî, II, 98; Belâzürî, Ensâb, I, 440.

[5]Vâkıdî, el-Meğâzî, II, 99; Halebî, es-Sîre, II, 709.

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr