Haziran 2017 İbrahim ÇİFTÇİ A- A+
A- A+

Çeşitlemeler

Kırsal kesimde olanlar için okulların tatil olması hoş bir durum ve beklenir. Hatta bilenler bilir. Köy okullarında tatil erken başlardı. Çocuklar tarla, bağ, bahçe ve ev işlerinde ailelerine yardımcı olsunlar diye. Şimdi buna ihtiyaç görülmüyor. Şehir nüfusunun yoğunlaşmasıyla beraber, tatiller ebeveynleri kara kara düşündürüyor. Tatilde çocuğu ne yapsak diye.

Hâlbuki her cami bir eğitim kursu oldu. Vakıflar, dernekler yaz etkinliği çerçevesinde eğitim de veriyor. Şimdi konu şu: Bu eğitimlere katılan öğrencilerimizin verimli olabilmesi için ne yapılabilir? Mesela öğretim değil eğitime ağırlık verilmesi sosyal ve kültürel etkinliklerin ağırlık kazanması, katılan öğrencilerin alt yapılarının göz önünde bulundurulması yerinde olacaktır. Gerek diyanet, gerek vakıf ve dernekler, gerek gençlik merkezleri işi ciddi tutmalı imkânları iyi değerlendirmelidir. Veliler de çocuklarını meşgul olacakları bir yere kesinlikle vermelidir.

Çocukerkil aileler bu noktada bari çocuklarını düşündüklerini göstersinler. Okula çocuklarını götürmek için onunla beraber giden, aynı sıraya oturan ebeveynlerin aynı hassasiyeti dini ve ahlaki eğitimlerinde de göstermelerini bekliyorum.

&

Çok anlatılır, saksağan (karga) yürüyüşünü beğenmezmiş. Kekliğe benzeyeyim demiş ve onun gibi yürümeye çalışmış. Derken onun gibi yürüyememiş ama kendi yürüyüşünü de unutmuş. Başlamış sektelemeye, sanki çizgi oynuyor. Tıpkı çizgi oynamayı unutan kızlar, çelik çomağı bilmeyen oğlanlar gibi.

Geçmişe özenmek olarak yorumlanmadan anlamaya çalışalım. Belediyeler parklarda niçin geleneksel oyunlarımıza ait düzenlemeler yapmazlar. Çizgiler, aşık oyunları, ip atlama, bilye, çelik çomak gibi onlarca oyunumuzun çok masrafsız ama ortak iş yapma, yarışma özelliğini kazandırdığını unutmamalıyız.

Geleneksel oyunlarımızın bireysellikten ziyâde grup dayanışması içermesi, eleme usulünün olması, yenilginin kabulü gibi donanımlarının yanında ebe seçimi, hakem tespiti, kura çekimi gibi unsurların da yer alması ilginç olsa gerektir. Anneler babalar kendi aralarında akşam sohbeti yaparken çocukların da kendi aralarında “evcilik (anne, baba, doktor, öğretmen tiplemeleri...), elim elim öpelek” gibi oyunları oynayarak kaynaşmanın en güzel örneklerini sağlıyorlardı.

Babalar anneler akraba, dost, komşu ziyaretlerine gittiklerinde “Bak sen de Ayşe’yle oynarsın, Ali de var...” gibi söylemlerle çocukların gidince canım sıkılır, yaşıtım yok gibi mazeretleri de ortadan kaldırılırdı.

Bireyselleşmenin hayatın her alanına yansıması gibi çocuklarımıza da yansıdığını görüyoruz. Yaz tatillerinde veya diğer zamanlarda milli ve geleneksel oyunlarımızın çocuklarımızca oynanmasının faydalarını anlatmayacağım. Ama evin dışına çıkmak isteyen çocuklara bu tür oyunların imkânlarını sunmak zorundayız. Onların bireyselleşmelerini engellemenin yolu, bilgisayar, telefon ve tv’den uzak tutmaktır. Buna da alternatif sunmalıyız.  Ne dersiniz, bu alternatifi deneyelim mi?

&

29 Mayıs 2005’te vefat eden, hem okuldan hem de Enderun Eğitim Vakfı’ndan hocam olan Zeki Soyak hocamı rahmet, şükran ve minnetle anıyorum. Dini şuurlanmamda çok etkisi olan hocamın “Ölçüler Dengeler”ini okumadıysanız İslami ölçülerinizde eksiklikleriniz olabilir. Her türlü aşırılığın, radikalliğin uzağında olan hocam “itidalin” timsaliydi. “Ümmet-i vasatı” çok iyi anlamış, yaşamıştır. Eserleri de bunun kanıtıdır. Enderun Eğitim Vakfı bu itidal çerçevesinde Zeki Soyak Hocamı şatafatlı törenlerle anmak yerine, O’nun eserlerini okumayı, anlamayı ve yaşamayı öneriyor, önceliyor. Yine O’nun bıraktığı eserleri (kitap, vakıf, İlkadım, ART -yeni adıyla Enderun FM- Kır Çiçeği Aile Derneği gibi) yaşatmak ve çalışmalarını daha ileri götürmek biz öğrencilerinin temel görevidir. Ben de O’nun “Ölçüler Dengeler”inden bir alıntıyı size sunuyorum.

TAVRIMIZDA ÖLÇÜ

...“Meselelere yaklaşım ve bakış açısı çok mühimdir. Hâdiseleri, yaklaşımlarımız ve bakış açımıza göre yorumlarız. Her metâ alıcısına göre değer kazanır. Yaklaşım ve bakış açımız Kur’anî ve nebevî olursa değerlendirmemiz sıhhatli olur, bir mânâ ifâde eder. İndî ve nefsî yaklaşımlar ve bakışlar afâkî olur, ne aklen ne de naklen bir değer taşır.

İslâmî cemaatler, İslâmî hareketler ve tüm İslâmî hizmetlerde sorumluluk yüklenen, hizmet eden, çalışmalara katkıda bulunan kişiler, bu hususta çok dikkatli olmak, düşüncelerini açıklarken, tasvib, tenkid, kabul ve red konusunda tavır sergilerken meseleleri kılı kırk yararcasına tahkik etmek, en doğru olana karar vermek ve yapmak mecburiyetindedirler.

Bugün gerek Türkiye’de ve gerekse diğer İslâm ülkelerinde yapılan hatalardan birisi de, çalışmaların prensiplere değil şahıslara endekslenmesidir. Çalışmalarda şahıslar ön plâna çıkarılınca, hareketi ve çalışmaları yönlendiren kişi veya kişilerin hata ve kusurları, İslâm’a ve İslâmî çalışmalara yüklenmektedir. Şahıslar etrafında meydana gelen taassup ve ölçüsüz itaat, İslâmî hareketlerin yozlaşmasına sebep olmaktadır.

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Hâlık’a isyan olan yerde, mahlûka itaat yoktur.” (Müsned) buyurmaktadır. Demek oluyor ki, en çok sevdiğimiz kişiler, hocamız, üstadımız, şeyhimiz, babamız, anamız ve kendi öz nefsimiz bile olsa, Şeriat’a mugayir olan işlerini, sözlerini asla tasvib edemeyiz. Şeriat’a uymayan emirlerine itaat etmeyiz. Onların Kur’an ve sünnete ters düşen sözlerini tasdik etmeyiz. Teviller yaparak hikmetler aramayız.” …

&

“Müslüman emin olmalıdır” deniyor, ben de “emindir” diyorum. Camiler, camii cemaati bu toplumun en emin insanları değil midir? Kime sorarsanız sorun. Karşınızda bir Müslüman kisvesinde bir adam, bir de öyle olmayan birisi. İçlerini okumuyorsunuz. Canınızı, malınızı, namusunuzu hangisine teslim edersiniz?

Öyleyse bireysel bir iki olay bizi “Müslüman elinden, dilinden emin olunandır.” hadisinden uzaklaştırmasın. Olmayan istisnalara değil, olan çoğunluğa bakalım.

Siz elinden ve dilinden herkesin, her canlının emin olduğu bir kimse misiniz? Öyleyse siz de diğer Müslümanlara güvenin.

Ramazan geldi, hoş geldi. Biz onu elimiz boş, kalbimiz bol karşılamayalım. Ramazan’ın sahuru (erliği), iftarı, teravihi, hatimleri, kadiri, sadakası, sadakayı fıtrı, günahlardan kaçınması, şeytanın tuz edilmesi ve sonundaki bayramıyla tam olarak yaşanması gerekir. Şom ağızlara, lüzumsuz tartışmalara, faydasız bilgilere iltifat etmeden Ramazan’ı yaşayalım. Kurumuş dudaklarımız, feri azalan gözlerimiz, dermansızlaşan dizlerimiz, yorulan bedenimiz orucun rahmetine sebeptir unutmayalım. Ramazan geldi, hoş geldi.

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Haziran 2017

Sayı: 347

İlkadım Arşiv