Mart 2017 Abdullah GÜLCEMAL A- A+
A- A+

Bugün Hayır Diyenler Dün Evet Demişlerdi

Avrupa’da “Meşrutiyet” ve “Cumhuriyet” yönetim biçimlerinin kurulmaya ve gelişmeye başladığı bir dönemde, Osmanlı devletinin de, özellikle Balkanlar’da gücü azalmış ve burada Osmanlı idaresinde bulunan bazı milletler, bağımsızlıkları için sık sık ayaklanmaya başlamışlardı.

Osmanlı devletinde ise, Padişah Abdülaziz’in “mutlakıyet”ini yıkıp, yerine “Meşrutiyet”in kurulmasının gerektiğini düşünen çevreler vardı. Avrupa’nın Jön Türkler (Genç Türkler) dediği bu hareketin önde gelen üyeleri Mehmet bey, Nuri bey, Reşat Bey, Ayetullah bey, Namık Kemâl, Refik bey, Ziya paşa, Ali Suavi ve Agâh Efendi’dir. Gizli kurulan bu örgütlenmenin ortaya çıkmasıyla Mehmet Bey, Nuri bey ve Reşat bey Avrupa’ya kaçarlar. Tıpkı bugünkü FETÖ ve onun güdümündeki diğer hainlerin Amerika, Almanya ve Yunanistan’a kaçtıkları gibi…

Daha sonra aldıkları bir davet üzerine Ziya paşa, Namık Kemâl ve Ali Suavi de Avrupa’ya giderek, gerek orada çıkan, gerekse kendi çıkardıkları gazete ve dergilerde yazdıkları yazılarda sürekli Osmanlı devletini ve onun yönetimini insafsızca eleştirirler… Tıpkı günümüzde olduğu gibi… II. Abdülhamid’in kurduğu askeri okullardan mezun olan ve Jön Türk akımından etkilenen genç subaylar da II. Abdülhamid yönetimine karşıydılar. (‘Genç Subaylar Rahatsız’ saçmalığını, satılmış kiralık kalemlerin paçavralarında da çok gördük bu ülkede.)

Gittikleri yerlerde dernekler kuruyor ve mücadelelerini gizli yürütüyorlardı. Bu mücadeleyi yürüten gençler, tüm gizli dernekleri, “İttihat ve Terakki Cemiyeti” adı altında birleştirdiler… Cennetmekân Abdülhamid Han hakkında her türlü yalanı, iftirayı, tezviratı, hakareti yapan ve tahtından indirip Selânik’e sürgüne gönderen İttihat ve Terakki’dir!.. Abdülhamid’in hallinden sonra idareyi ele alıp, koca Osmanlı devletini 1’inci Cihan Savaşı’na sokarak on yılda parçalayan İttihat ve Terakki’dir!..

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan sonra, İttihat ve Terakki’nin siyaset sahnesindeki misyonunu, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) temsil etmektedir… Cumhuriyete sahip çıkma iddiasında bulunan ve ilk kurulduğunda adı “Halk Fırkası” olan bu parti, “Cumhuriyet” kelimesini bile sonradan Halk Fırkası’na yamamıştır… Cumhuriyet tarihinde, CHP’nin bu milletin değerleriyle olan kavgalı tutumu, özellikle 1946-l950’li yıllardan sonra bir takım tabuların ve kavramların arkasına saklanarak, kendilerinden başka hiçbir düşünceye, görüşe, fikre, harekete hayat hakkı tanımayıp, sürekli bir gerginlik atmosferinde politika yapması insanımıza, ülkemize, siyasete hiçbir şey kazandırmadığı gibi, aksine çok şeyler kaybettirdi!.. Çünkü kendilerinin millet ve memleket hayrına ortaya koydukları bir şey yok… Yapılan hizmetlere karşı çıkarak, tümsekteki tekerleğin önüne takoz koyarak, sürekli kandan bahsedip kılıç sallayarak varacağınız yer, burada sandığın dibi, öbür dünyada neresi olduğunu bilemem!..

Bu asil milletin Cumhuriyet rejimiyle ilgili bir meselesi yok!.. Ama adında Cumhuriyet olup da, yayını gerip, oklarını devamlı cumhurun üzerine atanların, bu milletle ve bu Cumhuriyetle bir dertleri var. Bu Cumhuriyeti yıkmaya kimsenin gücü yetmeyecektir… Fakat bir ihtimal var… Bu Cumhuriyeti yıksa yıksa ancak CHP yıkar!.. Tıpkı Osmanlı Devleti’ni, CHP’nin fikir babası İttihat ve Terakki’nin yıktığı gibi!..

Bu kanaate nereden mi varıyorum? Ettikleri yeminlerinden!.. Ne yemini mi?

İTTİHAD VE TERAKKİ YEMİNİ

Osmanlı devletinin ilk partisi olarak kabul edilen İttihad ve Terakki Cemiyeti’ne girerken şöyle yemin edilirdi:

“Otuz üç senedir bünye-i milleti hain kurt gibi kemiren istibdat (baskı) idaresine karşı mazlum milletin intikamını almaya hazır mısınız?

Evet, tamamı ile…

Verdiğimiz sözü önünüzde gördüğünüz Kur’an-ı Kerîm, tabanca ve hançerle teyid ve bunların üzerine yemin eder misiniz?

İşte Kur’an-ı Kerîm’e el basarak yemin ediyorum ki, sizlere ihanet edecek olursam hançer ve tabancanıza layık olayım. Meşrutiyet’i getirinceye kadar Abdülhamid idaresine karşı gücümün yettiği kadar mücadele edeceğime ve cemiyetin idareyi yıkıncaya kadar vereceği kararlara fedakârca itaat edeceğime… Şayet bu kudsi maksadın gerçekleşmesinden evvel görevden alınırsam, cemiyetin esrarına dair etlerim kemiklerimden ayrılıncaya kadar işkenceye maruz kalsam dahi hiçbir şeyi açıklamayacağıma dinim, namusum ve şerefim üzerine yemin ederim.”*

Fazla söze gerek yok… İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin bu yemin metni, hafızalarınızın bir yerinde bulunsun. Tarih şuurunuzun gelişmesinde size müspet katkı sağlayacak… Zaman dilimi farklı olsa da hadiseler arasındaki illiyet bağı sizi hakikatlere götürecek… Kim kimin neyi oluyor, daha net göreceksiniz… 33 yıllık buhranlı bir dönemde, bir karış toprak vermeden Osmanlı Devleti’ni idare eden Abdülhamid’i devirmeye yemin ederek ‘Evet’ diyen İttihat ve Terakki’yle birlikte, onun varisi olan CHP de bugün aynı yemini ederek Erdoğan’ı devirmek için şeytanlarla şirket kurup cinler hamamında halay çekmektedir!.. Dolayısıyla çok acı tecrübelerle sabittir ki bu zihniyetin ‘evet’inden de ‘hayır’ından da bu millete, bu devlete zerre kadar hayır gelmez…

Osmanlı devletinin sön döneminde çok iddialı bir şekilde iktidara gelen İttihat ve Terakki Cemiyeti üyelerinden Rahmi Bey, Le Temps gazetesine bir beyanat verir: “Siyasi programımızı soruyorsunuz! Böyle bir programımız yoktur. Bugüne gelinceye kadar yıkmak için uğraştık. Şimdi Kanun-ı Esasi’yi harfiyyen muhafaza etmeye uğraşıyoruz. Bundan sonra memleketin geleceği için, ilerlemesi için çalışacağız. Zira cemiyet kötü olmayacaktır.”** Evet… Bu beyanat da bu zihniyetin ne olduğunu itiraf ediyor… Bu zihniyetin varlık sebebi, yapmak değil, yıkmaktır… Bu zihniyet hep şaraba evet der, üzüme hayır!

Yuvada yabancı kuş gibi bunlar,

Nurdan bîzâr olur loş gibi bunlar…

Hayra yoramazsın tâbiri güçtür,

Uykuda korkulu düş gibi bunlar…

Ağrıdan, sancıdan başka ne verir?

Ağız çürük bir diş gibi bunlar…

Çiçek meyve koymaz kasar, kavurur,

Yazın ortasında kış gibi bunlar…

Tekerlek tümsekte kalsın isterler,

Önünde takoz ve taş gibi bunlar…

Doku uyuşmuyor, bünye reddeder,

Siyah gözde sarı kaş gibi bunlar…

Cezasını ayak çeker, el çeker,

Akılsız fikirsiz baş gibi bunlar…

 

*Halil Paşa, Bitmeyen Savaş, (Der. Taylan Sorgun), Kamer, s. 33-34

**Hasan Amca, a.g.e. s. 50

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Mart 2017

Sayı: 344

İlkadım Arşiv