Ekim 2011 M. Selçuk ÖZDOĞAN A- A+
A- A+

"Bir Neslin Öncüsü CELAL HOCA"-Hüseyin YORULMAZ

Kıymetli okuyucularımız! Bu ay sizlerle Hat Yayınevi’den çıkan Hüseyin YORULMAZ’ın kaleme aldığı, gençlerimize ve eğitimle uğraşan herkese ısrarla okumasını tavsiye ettiğim bir eseri; Bir Neslin Öncüsü CELAL HOCA (Mahmud Celaleddin ÖKTEN) isimli eseri inceleyeceğiz.

Eser unutulmuş meşhur bir meçhulü bizlere tanıtmak için hazırlanmış. Eserde Celal Hoca’nın doğumundan ölümüne kadar krolonojik bir seyirle bıraktığı önemli ve kalıcı izler üzerinde durulmuş. Celal Hoca Osmanlı’nın en karışık son yıllarını görmüş, Cumhuriyetin ilk dönemini ve demokrasiye geçildiği yılları yaşamış tecrübe sahibi bir Osmanlı aydınıdır. Tam anlamıyla içinde yaşadığı topluma yol gösteren, toplumu aydınlatan bir münevverdir. Çok yönlü yetişmiş bir din âlimidir. Yeniye açık, eskiyi körü körüne taklit etmemesi bakımından ender bir analizcidir. Dünyanın gidişatını iyi okuyan, kendine güvenen gerçek anlamda bir ilim adamıdır.

Eserde Celal Hocamız iki bölümde tanıtılıyor. İlk bölüm “Yere Düşmüş Cevher” başlığıyla karşımıza çıkıyor. Bu bölümde Celal Hocamız ile Trabzon’da dünya yolculuğuna başlıyoruz. Genç yaşta babasını kaybettiğini öğrenince üzülüyor, annesinin oğlunu hafız yapmak için yaptığı çalışmaları gıbtayla izliyoruz. Hem öksüz hem yetim kalmanın hüznünü yaşarken Rabbimizin Celal Hocamızı gelecekte yaşayacağı zorluklara hazırladığını anlıyoruz. Bir hafızın Hocamızın kalbine İstanbul ateşini düşürdüğünü öğreniyor, “Senin Kitab’ının dellalı olayım.” duasına “amin” diyoruz, Hocamızla bu ateşin peşinde İstanbul’a hicret ediyoruz. Şekerci Hanı’nda Hocamızın karşılaştığı zorluklara şahit olup, açlığı, soğuğu, yokluğu hissediyoruz. İttihat ve Terakkinin Osmanlı’yı nasıl uçuruma götürdüğünü ve o zaman yaşanan olayların yakın tarihimizde üniversitelerde yaşanan olaylarla ne kadar çok benzediğini görüp ihtilalcilerin mantığının değişmediğine şahit oluyoruz. İstanbul’da çeşitli okullarda görev yaparken Müslüman bir öğretmenin nasıl olması gerektiğini öğreniyoruz. Emekli olduktan sonra sevk-i ilahi ile İmam Hatip Kurslarının açılışına katılıp Celal Hocamızın maddi manevi gayretlerini okuyunca şevkleniyor, tek parti zihniyetinin aleyhde çalışmalarını öğrenince malum zihniyette hiçbir değişikliğin olmadığını görüyoruz. Celal Hocamızla hacca gidip Mekke ve Medine’nin aşkını kalbimizde hissediyoruz.

Celal Hocamızın Mukaddes beldelere hicret etme çabalarını görüyor, bir rüya üzerine tekrar İstanbul’a gelmesine şaşırıyoruz. Yüksek İslam Enstitüsünün açımlısı için ter dökmesini alkışlıyor ve bu okulda ders başı yapıyor yine bir ders başı hazırlığı yaparken 79 yaşında hakka kavuşmasına üzülüyoruz.

 Hizmette emeklilik yoktur sözü Celal Hocamızda tam anlamıyla yerini bulduğunu görüyoruz.

Celal Hocamız, Nurettin Topçu’nun ifadesiyle: “ Eğer bütün maddi imkan şartları kendisine verilmiş olsaydı, Celal Hoca hayatının son yıllarında dahi İslam dinini, medeniyet aleminde yirminci asır cemiyetini yaşatabilecek bir seviyeye yükseltici inkılabı yapmaya bir mütefekkirdi. Onun gibi bir ilim ve din adamını, değil memleketimizde, hatta İslam dünyasının ufukları arasında bile tasavvur etmek zordur.”

Celal Hocamız derdi olan bir âlim. Dertli yaşamış ve arkasında servetler değil, yetişmiş yüzlerce talebe ve imam hatip gibi müstesna bir kurum bırakmıştır.

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr