Aralık 2014 Nuri ERCAN A- A+
A- A+

Bir Başka Açıdan Yeni Türkiye

“Yeni Türkiye” kulaklarımızdan beynimize ulaştığında pozitif etki ilka eden güzel bir terkip. Dimağımızdaki yansımaları yüksek beklentiler üretiyor. Her duyduğumuzda hayal dünyamız canlandıkça, canlanıyor.

Üstelik estetik değeri yüksek, hem nefsimize hem ma‘şeri vicdanımıza hitap eden anlamlar barındırıyor. Hele hele, resmi tarihimizin inanç belirsizlikleri göz önünde tutulursa, bu sözcükleri hafızamıza altın yaldızlarla kazıma isteği reddedilemeyecek hale geliyor.

Yeni Türkiye... Son dönemlerde yöneticilerimizin bir hedef olarak lanse ettikleri bu iki kelime eminim sizleri de heyecanlandırıyordur. Yeni ve Türkiye... Ne kadar güzel! Öncelikle hasretini çektiğimiz inanç hürriyetinin yerleşebileceği beklentisini depreştiriyor. Dahası bu terkip, aynı zamanda bir dönüşümün habercisi olma özelliğini barındırmaktadır.

“Yeni Türkiye” kavramı milleti köklerinden koparma hamlesinin, Müslümanlığı tepetaklak edeceği tehlikesi tezahür etmeye başladığından itibaren inanan insanların tehlikenin bertaraf edilmesi taleplerine imkân vermesi bakımından da son derece önemli bir açılım olabilecek inancını kuvvetlendirmektedir.

Ne var ki, olay bu kadar basit değil. Son dönemlerde kişisel gelişimcilerin taarruzları neticesinde zihnimizi kuşatan “yeni” algısı kavramın neleri ihtiva ettiğini sorgulamamızı engellemektedir. Yeninin ne olduğuna bakmadan toplumsal ve kişisel özlemlerimizi bu kavramın içeriğine dâhil etmekteyiz. Böylece yenilikten kimin ne kastettiği yüksek sesle dillendirilmeden, sadece yöneticilerin kastettiği “Yeni Türkiye” zımnen ittifak edilen bir algıya dönüşmüştür. Sivil toplum örgütleri ve medeniyet oluşturma potansiyeli taşıması gereken İslami kurumlar da henüz iktidardan bağımsız fikir üretme ameliyesine sarılmadıklarından “Yeni Türkiye”ye herhangi bir katkı sağlayamıyorlar.

Peki, iktidarın hedeflediği  “Yeni Türkiye” neleri kapsamaktadır? Bizce, öncelikle maddi kalkınma, refah seviyesinin yükseltilmesi, ileri teknoloji, sonra manevi kalkınmayla birlikte biraz medeniyet palazlanması, “Yeni Türkiye”’ projesinin ana maddelerini oluşturmaktadır. Maddi hedeflerin ilk sıralarda yer alması gayet doğaldır. Bir iktidar maddi hedefler koymadan yönetime talip olamaz. Yoksa dünyaya uyuşturucu pazarlarken Allah’ı zikretmekten geri durmayan dindarlar yetiştirmiş olursunuz.

Bu tespitlerden sonra “Yeni Türkiye”yi dillendirmeye başlayan iktidar çevrelerinin, yönettikleri insanlardan fikren daha önde olduklarını teslim etmek durumundayız. Buna hem şükretmeli hem üzülmeliyiz.

Şükretmeliyiz; çünkü yönettiği halkın düşüncelerini de yönlendirebilecek bir birikime sahip yönetenlerimiz var. Üzülmeliyiz; çünkü hazırladıkları projeyi uygulayacakları yoldaşları artık eski yoldaşlar değildir.

İyi niyetlerle kurduğumuz vakıfların ekseriyeti, vakıf olmanın olmazsa olmaz şartlarını taşıyamaz bir şekle bürünmektedir. İktidar olgusu “vakıf insanı”, yerine “iktidar çocukları” türetmektedir. Bu sonucun tek sebebi yönetenler değildir elbette. Edilgenliğe alışmış dindar kesimin iktidardan ne anlaması gerektiğini bir türlü hesap edemeyişi en önemli sebeplerdendir.

Son yüzyılın en büyük tehlikelerinden olan cahillik ve bireyselliği engelleyemezseniz iktidardakilerin inançları ve güzel ahlak sahibi olmaları da toplumu dönüştürmeye yetmeyecektir. İktidarın geniş bir güç yelpazesi oluşturması kişileri, hırslarını tatmin etme yolları dururken toplumu dönüştürme hedeflerinden alıkoyacaktır. Bu durumda “Yeni Türkiye” talebinde hedefler farklılaşacak ve zaman zaman birbiri ile çatışacak ve kimi değerler yok olmaya mahkûm olacaktır.

Temel İslami eğitimin irfansız, hikmet içermeden ve tabiri caizse kuru bir nitelik taşıması dindar insanları bile maddeye ve konfora karşı dayanıksız hale getirmektedir. Oluşturulan sivil toplum örgütlerinin kısa sürede makam, mevki hırsları için araç edinilen kurumlara dönüştürülmesi, irfan geleneğinin ocağına kibrit suyu döktüğümüzün bir göstergesidir.

Bir zamanlar aynı çeşmeden farklı taslarla su içen toplulukların, şimdi aynı partiye oy vermekten başka ortak yönleri nerdeyse kalmamıştır. Nimetlerin bolluğu, dünyevileşme ve ferdi sıçrama hamleleri dava bilincini yok etmiş güruhlar yetiştirmektedir. Kimi dindar topluluklar da kendi cemaatleri için taraftarlık duygusu ile hareket etmeyi tercih ettiklerinden yine aynı eleştiriye muhatap olmaktan kurtulamamaktadırlar. Bu güruhların “Yeni Türkiye”si iktidar çevrelerinin kastettikleri ile uyuşmamaktadır. Toplumun dünyevi hevesler uğruna ayrışma sürecine girmeye başlaması beklentilerin zenginleşmesi ve farklılaşmasına neden olmaktadır.

Bugün, hazıra konmayı tercih eden ve külfete talip olmak istemeyen okumuş bir kesimden söz etmemiz mümkündür. Her şeyi iktidardan bekleme anlayışı maalesef böyle bir topluluğun neşet etmesine çanak tutmaktadır. Ben buna, idealizmin ölmesi diyeyim; siz şuursuzlaşma deyiniz. Böyle bir kesimin türemiş olması aynı zamanda, meseleleri mesele edinmeyen, gamsız ve tasasız bir nesil ile karşı karşıya olacağımız anlamına gelmektedir.

“Yeni Türkiye” idealini olumsuz etkileyecek olgulardan birisi de taşıyıcı kişiliklerin artık yetişmiyor olmasıdır. Evet, o kadar ilahiyatçıya rağmen, tam anlamıyla dini gelecek nesillere nakledecek kişilikler konusunda kaht-ı rical söz konusu olmaya başlamıştır. Bu durum, son dönemde yetişen nadir mütefekkirlerimizden Yusuf Kaplan’ın da yazılarında önemle vurguladığı gibi oldukça tehlikeli bir durumdur.

Onun tabiri ile bu gün elli yaşında olanlar görevlerini yapmazlarsa, yakın bir gelecekte Türkiye’de İslam’dan bahsetmek mümkün olmayacaktır.

Yeni Türkiye idealini seslendirenlerin hızlarının yüksek olması yönetenler üzerinde pasifleştirici bir etki bırakmaktadır. Radikal bir zihin devrimi gerçekleştirmedikçe bu sonuç yadırganmamalıdır. Lakin bin küsur yıldır beslendiği kaynakları belli olan bir milletin iktidar sarhoşluğuna kapılarak fikrî bir donukluk içine girmesi, yönetenlerin gerçekleştirmek isteyecekleri ideallerin içini dolduramamaları neticesini doğuracaktır. Elzem olan, milletin uyanmasıdır. Yeni Türkiye o zaman anlam kazanır. Size sorayım, fikren Ashab-ı Kehf’e dönüşme ihtimali artmaya başlayan bir toplulukla hangi “Yeni Türkiye”den bahsedilebilir!

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Aralık 2014

Sayı: 317

İlkadım Arşiv