Ağustos 2012 Abdullah GÜLCEMAL A- A+
A- A+

Beşinci Mevsimde Yaşayan Adam, Abdurrahim Karakoç-2

Bir önceki yazıda Üstad Abdurrahim KARAKOÇ’un bir aşk, bir iman, bir hiciv şairi değil, aynı zamanda O’nun idraklere giydirilen “Deli Gömleklerini” yırtan, zihinlerdeki bir kısım fay hatlarını kıran bir fikir adamı, bir mütefekkir olduğunu belirtmiştim.

İşte O’nun bize ışık tutacak, kendimizi hadiseler karşısında biraz daha ciddi sorgulamaya vesile olacak düşünceleri…

İnsan olarak yaratılmanın gaye ve şerefini yaşadığı müddetçe muhafaza etmenin mücadelesini veren, çağlar üstü mutlak nizamın ölçülerine bağlı, dert ehli bir gönül insanının halis duyguları… Hülasa, tefekkür dünyasından sadra şifa olacak teşhisler ve tespitler…

  Karakoç “İnsan” olmanın ve insan kalmanın sınırlarını şöyle çizer…

 “Ben beni benden korursam insanım

   Verdiğim sözde durursam insanım.

   Bastığım her yer sırattır mutlaka

   Şaşmadan doğru yürürsem insanım.”

  Ölçüyü yitirenlerin verdikleri sözde durmak gibi bir dertleri yok şimdi… Ahde vefanın insana has bir haslet olduğunu bilmiyorlar belki de !...

  Ölçüyü yitiren insan, artık bastığı her yerin sırata gittiğini, şaşmadan doğru yürümenin erdemini, güzelliğini gündemine almıyor…

  O ölçüsüz insan, sadece hedefine en kısa yoldan varmak için, takla atmanın el etek öpmenin, ipte oynamanın faziletlerinden(!) bahsediyor.

  Sözü Üstad Karakoç’a bırakalım:

Ø Ne dostlarımız kabul ettiğimiz derecede iyidirler, ne de düşman saydıklarımız tahmin ettiğimiz derecede kötü.. Beni böyle değerlendiriniz…

Ø İnsanı ne kadar seveni varsa, o kadar mesuliyet altındadır.

Ø Nefsimize gücümüz yetmediği zamanlarda biliniz ki, dürüstlüğümüzü kaybetmişiz…

Ø Canlı cansız tüm yaratılmışlarda Yaratan’ın parmak izi vardır…

Ø Sabahleyin balkonuma konmuş güvercini seyrediyorum. Gözlerinde, gagasında, ayaklarında hele de tüylerinde aşikâre çıkan kudret parmağının izlerini görüyorum.

Ø Rüzgârın hareketinde, yağmurun bereketinde bir şeyler hissediyorsanız, tefekkür kanallarınız tıkalı değilse, mutlaka Yaratan’ın mührünü yani parmak izini göreceksiniz…

Ø Ölüler toprağa gömülür, hatıralar yüreğe… Toprak mı vefalıdır, yürek mi vefalı? Bilmiyorum…

Ø Kula kul olmak zor mu kolay mı? Pek anlamam… Amma “iyi mi kötü mü?” derseniz, kötü der çıkarım. Bu peşin hükümle kula kulluk sistemine ayak uyduramadığımdan olsa gerek…

Ø Malı, makamı, şöhreti kula kulluk etmekle kazananlar gücenmesinler. Benim sözüm onlara değil. Sahiplik iddiasını bırakıp bekçilik idrakine eren garibanlara sesleniyorum.

Ø Yuları nefsinin elinde olanlarla, nefsini yularla güdenlerin hesabı farklıdır.

Ø Yol, ana karnından toprağın karnına kadar çok kısa bir mesafe. Bizler hangi yolun nasıl yolcularıyız acaba? Yolların mezarda bittiği akla yakın diyenler var. Nereden geldiğimiz hangi akla yakın ki, gittiğimiz yerde akla yakın olsun?

Ø Dünya yolunun kısalığını ölüm anında idrak etmek neye yarar? Bu kısa yolda irtikab edilen kötülüklerin çocuklara miras kalmasını istemiyorsak “Hakk” olan, “Tek” olan yol niye boş? Selam doğru yolun doğru yolcularına…

Ø Zalimlerin zor kullanarak evinden, yurdundan, doğup büyüdüğü topraklardan kovduğu insanlar her devirde olmuştur.

Ø Hiç kimse fikrinden, imanından kovulamamıştır. Kovulanların ve sürülenlerin bir gün geri döneceği düşünülmemiştir.

Ø Giderken duyulan üzüntü, dönüşteki sevinçten sonra bile unutulmaz. Ama zorbanın mağlubiyeti mazlumun dönüşü ile yerini bulur.

Ø Mekke’den Habeşistan’a, Medine’ye hicret eden en büyük imanın sahipleri en güzel örnektir. O Mübarek Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin ümmeti umutsuzluğa düşmemeli…Ay buluttan çıkar gibi çıkıp gelmenin hasretiyle yananlar, yolunuz açık dönüşünüz çabuk olsun !....

Ø Babanızın, ananızın hayatta bulunması, eşiniz ve çocuklarınızın olması, akrabalarınızın, dostlarınızın çokluğu, sizleri yalnızlıktan uzaklaştırıyorsa az düşünüyorsunuz demektir…

Ø Sel gibi insan akan caddeler, tıklım tıklım dolu kahveler, sinemalar, konferans salonları hele de miting meydanları… Buralardaki yüzlerce, binlerce âşina simaları görüp de yalnız olmadığınıza inanıyorsanız bence hiç düşünmüyorsunuz…

Ø Söylediklerimden dolayı “çok karamsar duygular içinde” diyebilirsiniz. Benim de yakınlarım, dostlarım, sevdiklerim var. Ben de sevinir, üzülürüm. Nerede, niçin sevindiğimin, nerede nasıl üzüldüğümün ölçüsü ayrıdır, usulü ve zamanı ayrıdır.

Ø Dünyamızdaki insanlar mezardaki ölülerden daha yalnız olduklarını idrak edemeden mezara giriyorlar.

Ø Binlerce sahifelik kitaptaki herhangi bir noktanın yalnızlığı ile sizin yalnızlığınız arasındaki farkı izah edebilir misiniz? Elbette hayır… Hareket etmeniz, nefes almanız, konuşmanız vb… farklı şeylerdir. Bu farklı şeyler farklı düşünmeyi getirir. Noktasız kitap olmaz amma, nokta kitap değil ki…

Ø Her adımımız gaflet, her nefesimiz mihnetle yüklüdür. Ne mutlu rahmete koşanlara…

Ø Hakikat kapılarını açmak, açık tutmak isteyenler her devirde zulme uğramışlardır. O kapıların açıldığı süreler uzun zaman ölçüsüyle ölçülmeyecek kadar kısa olmuştur.

Ø Ebu Cehil ne anlar aydınlıktan?  Hakikat kapısını kapatmaktır onun gayesi…

Ø İnsanın en büyük varlık yapan hususiyetler, boyunun uzunluğu mu, bedeninin ağırlığı mı? İnsan olmak küçük mesele değildir…

Ø Sabır ile korku aynı yürekte beslenmez. Adı sabır olan murada erme beklentisi korkuya dönüştüğü zaman insan her şeyini kaybetmiştir…

Ø Hayatı boyunca korku yükü taşıyanın cesaretine, insanlığına ve imanına inanılmaz.

Ø “Ben” diyeceği zaman korkunun doruğuna çıkmalı kişi. Doğrulukta en doğru çizgiyi utandırmalı.

Ø Tarlasının büyüklüğünde yağmur, penceresinin büyüklüğünde güneş isteyenler arasında adam bulmak o kadar zor ki…

Ø Adamlıkla aptallığın eş değerde sayıldığı çarpık bir dönemde yaşıyoruz. Bizleri midemizin açlık kuyusundan, bedenimizin şehvet çamurundan çekip çıkartacak kör cehaletimizi ilimle aydınlatacak, elinden tutup Hak Yol’a yöneltecek adamlar bekliyoruz.

Ruhuna Fatihalar dileğiyle…

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Ağustos 2012

Sayı: 289

İlkadım Arşiv