Ocak 2012 Abdullah GÜLCEMAL A- A+
A- A+

Berceste-II

“ Sanman taleb-i devlet ü câh etmeye geldik,

Biz âleme bir yâr için ah etmeye geldik.”

Yenişehirli Avnî

(Bizim bu  dünyaya devletten bir makam mansıp, bir mevki rütbe istemeye geldiğimizi sanmayın..

Biz bu âleme bir yârin, bir sevgilinin hasretinden dolayı, ah edip inlemeye geldik!.)

***

“Ey Muhibbî, âşık oldur, derd-i yârı hoş göre

Dertten kurtulmasın kim, derdine dermân arar.”

Kanuni Sultan Süleyman

(Ey Muhibbî, âşık odur ki; mâşukundan, yârinden gördüğü ve göreceği her türlü ezâ ve cefâya tahammül ede, hoş göre…

Her kim ki, âşıklık iddiasında bulunurda, yârin derdinden kurtulmak için derman ararsa, Allah O’nu o dertten kurtarmasın.)

***

“Dil verme o yâre ki nâmerd eli değmiş,

 Pejmürde olan gülde letâfet mi bulunur!”

Lâedri

(Sakın yabancı bir elin değdiği güzele meyledip de, O’na gönül verme, kendine yâr edinme!..

Hiç el değmiş, örselenmiş solmuş bir gülde, bir çiçekte güzellik, koku, incelik, nezaket bulunur mu?!..)

***

“Şîrler Pençe-i kahrımdan olurken lerzân

Beni bir gözleri âhûya zebun etti felek.”

Yavuz Sultan Selim

(Dün, aslanlar benim kahır pençemin kuvvet ve kudreti karşısında korkusundan tir tir  titrerken,

Bugün, felek (kader) beni, ceylan gözlü bir güzelin karşısında işte böyle zayıf, güçsüz ve çâresiz bir duruma düşürdü!.)

***

“Onlar ki verirler lâf ile dünyaya nizâmât,

Bin türlü teseyyüb bulunur hânelerinde.”

 Ziyâ Paşa

(Öyle insanlar vardır ki, hayatta hiçbir şeyi beğenmezler. Lâf ile her şeyi düzeltirler, kaide ve usûl  koyarak dünyaya çekidüzen verirler…

Hâlbuki kendi evlerinde, bin türlü kayıtsızlık, ihmâllik ve düzensizlik mevcuttur ama, onları hiç görmezler!.)

***

“Şeb-i yeldâyı müneccimle muvakkıt ne bilir,

Mübtelâ-yı gama sor kim geceler kaç saat..”

Sâbit

(Gecelerin ne kadar karanlık ve ne kadar uzun olduğunu, gelecekten haber vermek için  yıldızlara bakan ve bunun için uykusuz kalan müneccimle, vakitleri tespit eden muvakkıt  ne bilsin!..

Sen  gecelerin ne kadar uzun olduğunu, benim gibi gama, sıkıntıya, derde mübtelâ olmuş kimseye sor!.. Onlar benden daha iyi bilemezler!.)

***

“ Hüdâ âsâr-ı izmihlâl göstermesin bir yerde,

Ahibbâ şive-i yağma da mebhut eyler a’dâyı.”

Yenişehirli Avnî

(Allah, bir yerde yıkılmanın, yok olmanın alâmetlerini, emarelerini göstermesin…

Böyle bir duruma düştüğünde, dostlarının sevdiklerinin yağması, talanı, düşmanları bile geride bırakır, hayrete düşürür..)

***

“Çok tel kırılır sîne-i kanun-ı cihanda,

Nâehline mızrab-ı tasarruf verilince!.”

Yozgatlı Ziya

(Dünyada, eğer mızrabı kullanma tasarrufunu,  ehil olmayan  birine verirseniz, kanunun döşünde kırılmadık tel bırakmaz!.)

*Kanun: Türk mûsikîsinde, kucağa yatırılarak çalınan,telli ve mızraplı saz.

***

“Bu kasvet dünyasında kalmadı özlediğim,

Namaz vaktinden başka, ânını gözlediğim.”

Necip Fâzıl Kısakürek

(Bu gam, keder, sıkıntı dünyasında, hasretini çektiğim özlediğim hiçbir şey kalmadı…

Tek beklediğim, tek gözlediğim namaz vaktidir.)

***

“Ne mihrinden safâ kesbet, ne mâhından saadet um

Sakın aldanma bu dehre, ikiyüzlü münâfıktır.”

Hayâli

(Ne güneşinden bir muhabbet rahat huzur kazanmak için çalış, ne de ayından bir saadet mutluluk bekle!.

Bu dünya, iki yüzlü münafığın taa kendisidir, sakın aldanma..)

***

“Sâhib-i ilm ü hüner, ehl-i kemâl olsa bile,

Yeri yoktur bu cihânda, yok ise beş parası.

Genç iken gündüze kat da geceni durma çalış

Kocayınca oluyor kurt, köpeğin maskarası.”

Hasan Âkif

(Bir insan ne kadar ilim sâhibi, mahâret ve mârifet sahibi, ne kadar kemâlâta ermiş olgun, faydalı bir insan olsada;

Eğer parası yoksa, onun  bu dünyada yeri de yoktur!.. Paradan başka hiçbir şeyi olmayanların nazarında insan sayılmaz!.

Bunları düşünerek, genç iken gece gündüz demeden çalışarak bir kenara üç beş kuruş koymaya bak..

Yoksa âhir ömründe , köpeğin maskarası olan kocamış kurdun durumuna düşersin.) 

***

“Taşlar yedirdi nan yerine bir zaman felek

Nan verdi şimdi, ah ki dendâne kalmadı.”

Ziyâ Paşa

(Hayatta öyle çileler, öyle sıkıntılar çektim ki; felek “kader” bana ekmek yerine taş yedirdi!..

Şimdi ekmek verdi ama, ah neyleyim ki  o ekmeği yiyecek ağızda diş kalmadı..)

***

“Ezme bîçâregânı zulmünle/ İhtirâz eyle zîr û bâlâdan

Demesinler gidince ukbâya/ Bir köpek eksik oldu dünyadan.”

Ferîd Kam

(İster aşağıda, ister yukarıda, nerede olursan ol, zulümden uzak dur!.. Zavallı çâresiz insanları zulmünle ezip perişan etme ki;

Yârın ölüp  de ahrete gidince arkandan, dünyadan bir köpek daha eksik oldu, demesinler!.)

***

“Sağlığında nice ehl-i hünerin

Bir tutam tuz bile yoktur aşına.

 Öldürüp onu evvel açlıktan

 Sonra bir türbe yaparlar başına.” Ferîd Kam  (Süleyman Nazif için)

(Nice hüner ehli, mârifet ehli insanların hayatta iken kıymeti bilinmez. İhtiyacı olduğunda görmemezlikten, duymamazlıktan gelerek, yemeğine bir kaşık tuz bile vermekten imtina ederler.

Böyle insanları yokluğa, yoksulluğa, yalnızlığa mahkûm ederek öldürürler, öldükten sonra da güya değerini anlayıp mezarını türbeye çevirirler.)

***

“Bed-asl’a necâbet mi verir hiç üniforma,

Zerduz palan vursan eşek yine eşektir.”

Ziyâ Paşa

(Aslı asaleti kötü, mayası bozuk olan insana, giydiği elbise, üniforma asâlet, soyluluk, şeref mi kazandıracaktır?!. Hayır…

Eşeğe altın tel veya sırma ile işlenmiş palan vursan, eşek yine.

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Ocak 2012

Sayı: 282

İlkadım Arşiv