Mart 2016 Abdullah GÜLCEMAL A- A+
A- A+

Ben Az Deyim Sen Çok Anla

Bir dönem Şanlıurfa’nın bir ilçesinde, Belediye, ilçe merkezine çeşitli fidanlar diker. Ertesi gün bazı fidanların kırıldığı görülür. Bu durum karşısında Belediye hoparlöründen şöyle bir duyuru yapılır: “Dikkat, dikkat! Belediyemizin diktiği ağaç fidanlarını kıran heyvansa, zaten heyvandır. Çocuksa, heyvan çocuğidir. Eğer büyükse, heyvan oğli heyvandır!

Yuvalar yıkan, ocaklar söndüren, yavruları yetim bırakan, ülkenin ve milletin huzurunu bozan, her gün kahpece tuzaklar kurarak taze taze fidanları deviren bu alçaklara “heyvan oğlu heyvan” demek, bütün hayvanlara hakarettir. Söyleyecek söz bulamıyorum. Şiir olarak ben az deyim, sen çok anla kardeşim!
 
GÖRÜŞ FARKI

Çiğ dediğin adamı bende çok pişkin gördüm,
Cüzdanla göbeğini oldukça şişkin gördüm…
Şerefi, haysiyeti nakde çevirmiş herif,
Mala mülke, paraya, şöhrete düşkün gördüm…

DÜŞMANIN TAKTİĞİ

Geçeceği yerlere halılar sermişler hep,
Yüzüne karşı övmüş, arkadan yermişler hep…
Tarih şuurun yoksa, eğer bakar kör isen,
Kırbaç diye eline yılanı vermişler hep…

TİYNETİNİN İCABI

Bindiği küheylanın nalına balta vurur,
Arının kovanına, balına balta vurur…
Gölgesinde oturup dinlendiği çınarın;
Köküne, gövdesine, dalına balta vurur…

SAKIN HAA…

Çıkarmayın lügatten günahı, yazıkları,
Hepimize ihtiyaç âhiret azıkları…
Sakın ha yanılıp da koalisyon kurarak,
Başka belâ etmeyin şu yağlı kazıkları…

KARAR SENİN

Gelecek olan gelir ayağına başına,
Ne yazdırmak istersin yarın mezar taşına?
Düşün öyle karar ver, yoksa lokma olursun
Sakın bakıp aldanma timsahın gözyaşına!

BIKTIK USANDIK

Ar damarı çatlamış, hayâ perdesi yırtık…
Eş olmaz, anne olmaz pavyon karılarından!
Kundağa güve düştü bıktık usandık artık;
Devrim sineklerinden, eşek arılarından!

SUÇ TEK TARAFLI DEĞİL

Suçlu olan yalınız ne baltadır ne de sap.
Çarşıya uymuyor bak, evde yapılan hesap…
Medya dümbüklerinin lâfına kulak asma;
Âriflerin sözünü kulağına küpe yap…

TANIYORUZ SENİ

Bir kez olsun Kıble’yi göstermedi pusulan.
Ne kadar zehrin varsa, durma şimdi kus ulan!
Sen kimin uşağısın, sen kimin maşasısın,
Sen kimin sözcüsüsün biliyoruz sus ulan!

KILAVUZ KÖR OLURSA

Beylerin üç kör gözü, üç kokmuş nefesi var.
Yılanların deliği, bülbülün kafesi var…
Her üçünde üç sepet üç sandık cılk yumurta
Diğerinin sırtında yumurta küfesi var!

NELER KAYBETTİK

Yolcuyuz, yol-yordam usül kaybettik.
Sokaklarda altın nesil kaybettik…
Bilenler söyleyin n’olur daha biz;
Neleri nerede nasıl kaybettik?

TARİHE BAKIN

Sevdâmız bu toprağa… Taşa tohum saçmadık…
Düşmanın karşısında, geri dönüp kaçmadık.
El uzattık kanayan yarayı sarmak için;
Mazluma el kaldırıp, zalime el açmadık…

BU NE GAFLET

Hüzün coğrafyamızda, bitmez ümmetin derdi!
Onlar candan daha çok bu vatanı severdi.
Eşkıyanın elinde bunca silahı varken;
Tutup bir de “siyaset silahını” kim verdi?

SABIR TAŞI ÇATLADI

Bir “Baba” şefkatiyle okşansın “Yetim” başı…
Akmasın dinsin dedik, “Anaların Gözyaşı”!
Anlaşıldı akılsız kafalar ezilecek;
Milletin ve devletin çatladı sabır taşı!

BAKSANA

Ekranlarda, vitrinde en yıkıcı yayınlar…
Birliğe suikastlar, dinamitler, mayınlar!
Milletin, memleketin kaderi üzerine;
Her yerde başka türlü oynanıyor oyunlar!

KİTAPSIZ BUNLAR

Tünelde, inlerinde kışladı imansızlar!
Terörist olmayanı, dışladı imansızlar!
Hiçbir mukaddesi yok, bunlar dinsiz kitapsız;
“Mukaddes” nemiz varsa taşladı imansızlar!

AV ZAMANI

Vicdanı, merhameti müebbet hapse tıkmış…
Nerde güzellik görse hoyratça yakmış yıkmış…
Tilki, çakal, sırtlan, kurt, Pavlov’un köpeğiyle,
Paralel ormanında Arslan avına çıkmış!

KAVAL SESİNE

Bilenler hiç yutmadı okuduğu mavalı,
Bilmeyenin aklını ağıtla çeliyorlar…
Hâlâ dinleyen var ki çaldıkları kavalı,
Yem torbası, tuz taşı gördükçe meliyorlar…

KIRKTA BİR

Nice nimetleri eyledim heder,
Aldığım her nefes ömürden gider…
Yoğrulmuş bedenim gam türabıyla
Bir günüm sürursa, kırk günüm keder!

ZULÜM DÜNYASINDA

Monşerlerin Monark’ı, kızıl Çin’in Mao’su,
Rus’un Lenin, Stalin, Alman’ın Hitler’i var!
Dünün zâlimlerini bugün mumla aratan,
Siyonist İsrail’in kudurmuş itleri var!

TEŞHİS VE TEDAVİ

Konuşamaz hâldeyiz öfkeyle bağırmadan
Evlâdından müşteki, anneler doğurmadan!
Dertlerimiz azalmaz, bilâkis artacaktır,
Aileyi, toplumu, İslam’la yoğurmadan!

SEN UYAN VE UYANDIR

Dağlar kadar fark vardır tuttuğunuz nöbette…
Senin aklın Vatan’da, onun ki kemik et’de!
Sular hep uyusa da, düşman hiç uyumuyor,
Sen uyan ulumasın çakallar memlekette!

MERT OLAN İNSAN

Gâyesiz yaşamaz, kaygısız yatmaz…
İki günlük dünya için DOST satmaz!
Sabreder, açlıktan ölecek olsa;
Nâmert sofrasına mert el uzatmaz!

AKLIMIZA GELENLER

Sokak sokak gezenin, aklına ‘çarşı’ gelir…
Şeytana mûti olan Rahman’a karşı gelir!
Bir Câmi, bir minare, kalede bayrak görsem;
Aklıma ‘EZAN’ ile, ‘İSTİKLÂL MARŞI’ gelir!

BİR YOL GÖSTERİN BANA

Yürüdüğüm yollara mayınlar döşüyorum.
Düşümde içimdeki boşluğa düşüyorum.
Ben miyim, zaman mıdır mevsimlerin mekânı?
Zemheride yanıyor, Temmuz’da üşüyorum!

O GÜZEL ÇOCUKLAR

Umut dolu gülen gözleri ile.
O tomurcuk gonca yüzleri ile…
Koşarlar câmi’ye sevinç içinde,
Ellerinde Kur’an cüzleri ile…

NE OLDU BİZE

Bir “şüphe güvesi” öze mi düştü?
Müslüman yanlış bir ize mi düştü?
Şu vahşet çağının zâlimlerine,
Gönüllü kölelik bize mi düştü?

KİMDEN NİÇİN UTANSIN

Sağ elinde meze var, sol elinde şişesi…
Masada dansöz oynar yerindedir neşesi…
Ar damarı çatlamış, kimden niçin utansın!
O yüksek tahsil yapmış bir fikir fahişesi…

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Mart 2016

Sayı: 332

İlkadım Arşiv