Temmuz 2013 Nureddin SOYAK A- A+
A- A+

Bela ve Musibet Gömleği

Rabbin yoluna davet uzun ve meşakkatli bir yoldur, kendi nefsinden başlayarak birçok engellerle dolu. Bununla birlikte bir o kadar şerefli, meşakkatli olduğu kadar zevkli, engeller kadar, heyecanlı ilahî bir davet yoludur, Bu yol Âlemlerin Rabbi, Halıkı Yüce Yaratıcıya davettir. Rab Teâlâ seni kendi yoluna davete memur etmiş, sen de bu vazifeyi ihlâs ve samimiyetle yerine getirebiliyorsan sana ne mutlu. Bu yol Rasullerin, nebilerin ve onların varislerinin yoludur. Davetçinin vazifesi, ihlâs ve samimiyetle, ilim ve hikmetle davet etmek, mücahede etmektir. Güzel netice davetçiyi memnun eder, kötü netice memnun etmez. Fakat usule uygun davet, davetçiyi neticeden sorumlu etmez. Kendini helak etmeye gerek yoktur.

“Ey Muhammed! Mü’min olmuyorlar diye âdeta kendini helâk edeceksin!” (Şuara, 3)

“Rahmân’dan kendilerine gelen her yeni öğütten mutlaka yüz çevirirler.” (Şuara, 5)

Rasuller ve davetçiler insanları Allah Tealaya ulaştırabilmek için, adeta kendilerini helak edercesine yormuşlar,  fakat maalesef vahye muhatap Rasuller başta olmak üzere tüm davetçilerin ilk karşılaştığı şey yalanlanmak olmuştur. Rabbimiz, inananların yardımcısı olmuş inkârcıları ise helak etmiştir. İlahî yardımlara mazhar olduktan sonra her türlü meşakkate katlanılmaz mı? Rabbimiz, gücümüz üzerinde de hiç bir şey yüklememişken.

“Mûsâ, şöyle dedi: “Ey Rabbim! Muhakkak ki ben, beni yalanlamalarından korkuyorum.” (Şuara, 12)

“Firavun, ‘Bu size gönderilen peygamberiniz, şüphesiz delidir’ dedi. ” (Şuara, 27)

“Firavun, çevresindeki ileri gelenlere, ‘Şüphesiz bu, bilgin bir sihirbazdır’ dedi.” (Şuara, 34)

Mûsâ’yı ve beraberindekilerin hepsini kurtardık.” (Şuara, 65)

“Sonra ötekileri suda boğduk.” (Şuara, 66)

“Bunda şüphesiz bir ibret vardır. Ama pek çokları iman etmiş değillerdi.” (Şuara, 67)

Âdem aleyhisselamdan beri Rasullerin ümmetlerinden talepleri, Rabbe ve kendilerine itaat buna karşı da herhangi bir ücret talep etmemek. Fakat çokları bu davete uymamışlardır. İbret almayanların hepsi helak olmuştur.

“Ey Muhammed! Onlara İbrahim’in haberini de oku.” (Şuara, 69)

“Hani o, babasına ve kavmine, ‘Neye tapıyorsunuz?’ demişti.” (Şuara, 70)

“Babamı da bağışla. Çünkü o gerçekten yolunu şaşıranlardandır.” (Şuara, 86)

“O gün ki ne mal fayda verir ne oğullar!”(Şuara, 88)

“Allah’a arınmış bir kalp ile gelen başka.” (Şuara, 89)

Kirlenmemek, kirlenince hemen arınıvermek mü’minin yegâne gayesi olmalıdır. Neden hemen temizlenmek? Yoksa iz kalır, temizlenmek zorlaşır. Kirler katmerleşir.

“Nûh’un kavmi de Peygamberleri yalanladı.” (Şuara, 105)

“Dediler ki: Sana hep aşağılık kimseler uymuş iken, biz hiç sana inanır mıyız?” (Şuara, 111)

“Derken biz onu ve beraberindekileri dolu geminin içinde (taşıyıp) kurtardık.” (Şuara, 119)

Sonra da geride kalanları suda boğduk.”(Şuara, 120)

Sapkın ümmetleri ortak özelliklerinden biri de, İnanmak için şartlar ileri sürmeleri, kuralların kediler tarafından belirlenmesi. İnanmama sebeplerine bir bakın, peygambere inananlar aşağılık kimseler kendileriyse üstün kimselermiş. Hâlbuki hepsinin akıbetleri helak olmaktır.

“Âd kavmi de peygamberleri yalanladı.” (Şuara, 123)

“Siz her yüksek yere bir alamet bina yapıp boş şeylerle eğleniyor musunuz?” (Şuara, 128)

“İçlerinde ebedî yaşama ümidiyle sağlam yapılar mı ediniyorsunuz?” (Şuara, 129)

Dediler ki: Sen ister öğüt ver, ister öğüt verenlerden olma, bize göre birdir.”(Şuara, 136)

Sapkınların diğer bir özelliği de öğüt dinlemeye asla yanaşmamaları ve hiç ölmeyecek gibi dünyayı imara çalışmalarıdır. Bu gün bazı Müslümanların övünç vesilesi olan, sağlam ve yüksek binalar, Rasullerin dilinde, ebedî yaşama ümidiyle, eğlenilen boş şeyler olarak ifade edilmektedir. İnkârcıların Rasullerin öğütlerine kendilerini kapattıkları gibi, Müslümanlar da kendilerini nefsin ve şeytanların vesveselerine kapatabilseler, kurtuluşa ererler.

“Böylece onlar Hûd’u yalanladılar. Biz de bu yüzden onları helâk ettik.” (Şuara, 139)

“Semûd kavmi de Peygamberleri yalanladı.” (Şuara, 141)

“Yeryüzünde ıslaha çalışmayıp fesat çıkaran haddi aşmışların emrine itaat etmeyin.” (151-152)

“Böylece onları azap yakaladı. Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir.” (Şuara, 158)

Bu kadar yaşanmış örneklerden ibret alınması gerekirken, İnsanlar fitne ve fesada devam etmiş, Rabbimiz de onları azabıyla yakalamıştı. Fitne ve fesatçılar hizmet yolunun en kötü zararlılarıdır, onlara karşı çok uyanık olunması gerekir.

“Lût’un kavmi de peygamberleri yalanladı.” (Şuara, 160)

“Bunun üzerine biz de onu ve geri kalanlar arasındaki yaşlı bir kadın hariç bütün ailesini kurtardık. ” (Şuara, 170-171)

“Sonra diğerlerini helâk ettik.” (Şuara, 172)

“Onların üzerine bir yağmur (gibi taş) yağdırdık.” (Şuara, 173)

İnsanları akıllarını başlarına alması için, başlarına taş mı yağması gerekiyor? Rasuller bile en yakınlarının ihanetlerine uğramışlardır. Bu ihanetler hizmet ehlini asla yıldırmamalıdır.

“Eyke halkı da peygamberleri yalanladı.” (Şuara, 176)

“Ölçüyü tam yapın. Eksik verenlerden olmayın. ” (Şuara, 181)

“Onlar şöyle dediler: Sen ancak büyülenmişlerdensin.” (Şuara, 185)

“Onlar Şu’ayb’ı yalanladılar. Derken gölge gününün azabı onları yakaladı. Şüphesiz o, büyük bir günün azabı idi.”(Şuara, 189)

Çıkar ve menfaat elde edebilmek için, hile ve aldatma, sapkınların vazgeçemeyeceği ortak özelliklerindendir. Her meslek erbabı Müslüman işçi, memur, sanatkâr, tüccar, çiftçi işlerinde yalan, hile ve aldatmaya asla yer vermeyecek. Rabbimizin önceki ümmetleri helak sebebi olarak bahsettiği her şey günümüzde mevcut. Müslüman bu ilahi öğütlere kulak vermezse kurtuluşu mümkün olamaz.

“Şüphesiz bu Kur’an, âlemlerin Rabbi’nin indirmesidir.” (Şuara, 192)

“Biz, hiçbir memleketi uyarıcıları olmadıkça helâk etmedik.” (Şuara, 208)

“Bu, bir hatırlatmadır. Biz zalim değiliz.” (Şuara, 209)

“O Kur’an’ı şeytanlar indirmemiştir.” (Şuara, 210)

(Önce) en yakın akrabanı uyar.”(Şuara, 214)

Allah yolunun samimi hizmetçileri, bela ve musibet gömleğini giyerek, her türlü meşakkate hazır olması gerekir. Meşakkatler madden acı fakat manen çok tatlı şeylerdir. İlaçlar gibi, acısına, pis kokusuna katlanırsanız, şifa bulursunuz. Mü’min, Allah yolunda ayağına batan dikenin bile ecrini alacakken, meşakkatler de neymiş? 


Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Temmuz 2013

Sayı: 300

İlkadım Arşiv