Temmuz 2022 Nureddin SOYAK A- A+ Sesli Dinle    |  
Sesli Dinle    A- A+

BAŞYAZI- Kendini Unutmak

Sürekli öğreten, öğrenmeyi; sürekli nasihat eden, dinlemeyi; sürekli emreden, emir almayı; sürekli varlıklı olan, yokluğu; sürekli sağlıklı olan, hastalığı; gençler, ihtiyarlığı; kendini müstağni gören de Rabbini unutabilir. Öğreten ne kadar öğretse de öğrenmeyi, nasihatçi ne kadar nasihat etse de nasihat dinlemeyi, amir ne kadar emretse de emir almayı, varlıklı ne kadar varlıklı olsa da yokluğu, sağlıklı ne kadar sağlıklı olsa da hastalığı, gençler ihtiyarlığı, kul da Rabbini asla unutmamalıdır. Aklın dengesi bozulmadığı sürece bu böyledir. Terazinin ayarı bozulduğunda nasıl eksik veya fazla tartarsa, akıl da ayarı bozulduğunda karını-zararını bilemez olur.

Başkalarına iyiliği öğütledikleri halde kendi hayatlarında bunun aksine davrananlar hiç de az değildir. Davetçileri bekleyen en önemli tehlikelerden biri de budur: Kendini unutmak. Herkesi Allah’a çağırırken kendini unutmamalıdır. Kendini unutmanın en bariz vasfı dediğiyle yaptığının birbiri ile çelişmesidir. Bu, mümine yakışmaz.

Rabbimiz şu emri ile ayarı bozulan aklı uyarmaktadır.

“Siz kitabı okuyup durduğunuz halde, kendinizi unutup başkalarına iyiliği mi emrediyorsunuz? Anlamıyor musunuz?” (Bakara, 44)

Söz ve davranışlarıyla insanlara iyiliği emredenlerin kendilerini bu güzellikten mahrum etmeleri hangi akılla izah edilebilir? Rabbimiz, böyle bir iyiliği başkalarına emredenlerin bundan kendilerini mahrum bırakmalarını “Aklınızı kullanmıyor musunuz?” ifadesi ile ne kadar yanlış bir yolda oldukları şeklinde haber vermektedir. Bu, önceki ümmetlerden başlayarak kıyamete kadar öncelikle topluma yön vermeye kalkışan insanlara ayaklarının kaymaması yönünde çok önemli bir ilahi ikazdır.

Fahreddin Razi, iyiliği emredip kendini unutmanın akılla bağdaşmadığını şöyle ifade eder: “İyiliği emredip kötülükten sakındırmaktan maksat, başkasının menfaatine olan şeyi elde etmeye ve zararına olan şeye düşmekten sakındırmaya bir irşaddır. İnsanın kendisine yaptığı iyilik, başkasına yaptığı iyilikten daha evladır. Başkasına nasihat edip kendisi nasihat almayan kişi, sanki aklın kabul etmeyeceği aykırı bir işte bulunmuş olur. İnsanlara nasihat edip kendisi uymayan kişi, insanların günaha rağbet etmesine vesile olur.”

“Ele verir talkını kendi yutar salkımı” sözü bu tür yanlışlıkları ifade etmektedir.

Rabbimiz buyurdu ki: “Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz Allah katında büyük gazap gerektiren bir iştir.” (Saf, 2-3)

Bu ilahi uyarı, sadece söylenenle yapılan arasında değil, söz ve fiillerin kendi içinde de tutarlı olmasını kapsar niteliktedir. Allah ve Resulüne itaate davet edenlerin kendilerinin itaatsiz olmaları, helal ve haram sınırlarına riayete davet edenlerin kendilerinin bundan yoksun olmaları, hayra teşvik edenlerin hayırdan yoksun olmaları, iffet ve namusa davet edenlerin iffet ve namustan yoksun olmaları, dinde samimiyetsizliğin açık belirtisidir.

Şu nerden geldiği belli olmayan söz de samimiyetsizliğin en belirgin ifadelerinden değil midir? “Hocanın dediğini tut da gittiği yoldan gitme.” Gerçekten hocalar böyle mi? Yoksa din düşmanlarının hayal ettiği hoca tipi mi? Maalesef günümüzde her ikisinden de örneklere rastlamaktayız.

Ne zamanın ne de mekânın durumu, Müslümanların ayaklarının kaymasına bahane edilemez. Yanlış anlayışların ve uygulamaların Müslüman toplumda yer bulmasına, Müslümanlar asla müsaade etmemelidir. Müslümanlar da bu bilinç ve şuurla hareket etmelidir.

Allah’ın dinini tebliğe memur Müslüman, söz ve fiillerinde samimi olmalıdır. Ciddiyetten uzak gayri samimi söz ve fiiller, dine faydadan çok zarar getirir. Bu da Rabbimizin gazabını celp eder. Ashab, bu vazifeyi en güzel bir şekilde ifa etmiş, tüm imkânsızlıklara rağmen Rabbimizin adını dünyanın dört bir tarafına duyurmuşlardır. Gittikleri yerde kalplere sirayet eden samimiyet ve muhabbetleri ile etraflarında sevgi haleleri oluşturmuşlardır.

Rabbimiz buyurdu ki: “Ey iman edenler! Siz kendinizi düzeltin. Siz doğru yolda olursanız, yoldan sapan kimse size zarar veremez.” (Maide, 105)

Kendini düzeltemeyenler, başkalarını nasıl düzeltebilirler ki? Mümin, kendimi düzeltiyorum diyerek başkalarını düzeltme sorumluluğundan kurtulamaz. Kamil mümin olacağım diye daveti de ihmal edemez. Mümin bir taraftan kendini düzeltirken diğer taraftan da en yakınından başlayarak tüm toplumu düzeltmeye gayret etmelidir. Zamanla bazı Müslümanların bu ayeti, nemelazımcı bir anlayışa kapı aralayacak şekilde yorumlamaya başladıklarını görünce Hz. Ebu Bekir onları uyarıp özetle şunları söylemiştir: “Siz bu ayeti gayesinin dışına taşırıyor ve yanlış yorumluyorsunuz. Ben Rasulullah’ın ‘İnsanlar bir kötülüğü görüp de onu engellemezlerse Allah’ın onlara genel bir azap göndermesi yakındır.’ buyurduğunu duydum.” Hiçbir meşgale ve engel mümine ferdi, ailevi ve toplumsal sorumluluklarını ihmal ettirmemeli ve unutturmamalıdır. Hele hele kendini asla unutturmamalıdır. Kul ilk önce kendi nefsinden hesaba çekilecektir.

Rabbimiz buyurdu ki: “Hani, çokluğunuz size kendinizi beğendirmiş, fakat size hiçbir yarar sağlamamış, yeryüzü bütün genişliğine rağmen size dar gelmişti. Nihayet gerisin geriye dönüp kaçmıştınız.” (Tevbe,25)

Mümin bilmeli ki ne bilgisi ne becerisi ne malı ne mülkü ne gücü kuvveti ne taraf ve etrafı kısaca hiçbir çokluk Rabbi dilemediği sürece ona bir yarar sağlamaz. Mümin, her şeyi Rabbinden bilirse zaman zaman ayak bağı olan bu ve benzeri şeyler tökezlemesine vesile olmaz.

Rabbimiz buyurdu ki: “Akıllarından çıkarmamaları istenen şeylerden önemli bir kısmını da unuttular.” (Maide, 13)

“O halde, bu gününüze kavuşmayı unutmanıza karşılık azabı tadın. Biz de sizi unuttuk.” (Secde, 14)

Allah’ı ve ahireti unutmak her çeşit gaflet ve tembelliğin kaynağıdır. Rabbim cümlemizi muhafaza buyursun.

“Ey Rabbimiz! Unutur ya da yanılırsak bizi sorumlu tutma! Ey Rabbimiz! Bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği şeyleri yükleme! Bizi affet, bizi bağışla, bize acı! Sen bizim Mevlamızsın. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et.” (Bakara, 286)

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr