Ocak 2009 Nureddin SOYAK A- A+
A- A+

BAŞYAZI-HAYIRLI İNSAN

 

Rabb’imiz ve Rasulunün Müslümanlara gösterdiği en önemli hedeflerden biri de hayırlı insan olmaktır. Bu hayırlı bir kul olmakla başlar; hayırlı ümmet, hayırlı eş, hayırlı ana baba, hayırlı evlat, hayırlı akraba, hayırlı komşu, hayırlı arkadaş olarak devam eder. Müslümanın her işi hayırdır. Müslüman komple hayırdır. Onun Allah’a hayırlı, kullarına hayırsız; ana babasına hayırlı, evladına hayırsız; akrabasına hayırlı, komşusuna hayırsız; Müslümanlara hayırlı, insanlığa hayırsız olması düşünülemez. Onun, hayatın bir bölümünde hayırlı, bir bölümünde hayırsız olması mümkün değildir. Böyle olanlar hayırlı olmayı anlayamamış kimseler olup, kısmî hayırlarının da karşılığını göremezler. Müslümanın hayatı hayır halkalarından oluşan bir zincir gibidir. İlk halkasından son halkasına kadar hayırdır. Hayırla başlar hayırla biter. Müslüman, hayatını hayra ve hayırlı işlere adamada hiçbir engel tanımaz. Bunda amacı da Allah rızasıdır.

Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- efendimiz:

“İnsanlar kızsa dahi Allah’ın rızasını arayan kimseyi Allah insanların şerrinden korur. İnsanların rızasını Allah’ın gazabıyla arayan kimseyi de Allah insanlara terk eder.” (Tirmizi) buyurmaktadır.

Tarihe baktığımızda en hayırlı insanlar dünyevi çıkar ve menfaati hiçe sayarak hayır faaliyetlerinde sırf Allah rızasını gözeten insanlar olmuştur. En güzel örnek de ashabın hayatıdır. Onlar, insanın hem bedenine hem ruhuna hayırda zirve insanlar olmuşlardır. Çünkü onlar hayru’l-enam (varlıkların en hayırlısı) olan Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin eğitiminden geçmiş, hayru’l ümem (ümmetlerin en hayırlısı) olmuşlardır.

Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem-efendimiz:

“Sizin en hayırlınız Kur’an’ı öğrenen ve öğretendir.” (Buhari) buyurmuştur.

Kur’an’ı öğrenmekten maksat, okunuşuyla birlikte ahkâmını da öğrenmektir. Bir Müslüman bu şekilde öğrenir, gereğince amel eder ve diğer insanlara da öğretirse, Müslümanların en hayırlısı ve faziletlisi olur.

Kur’an’ı öğrenen Rabb’ini tanır, Rabb’ini tanıyan O’ndan korkar, O’nu sever. Yırtıcı hayvanlardan korkan, onlardan kaçarken;  Allah’tan korkan ise yine Allah’a koşar.

Rabb’imiz:

“Allah yanında en değerliniz, O’ndan en çok korkanınızdır.” (Hucurât 13) buyurmaktadır.

Bu ilahî öğüde kulak veren Müslüman için başka bir değer olabilir mi?

İnsanlar neye iltifat ederse etsin, neye değer verirse versin, onun için değer sabitlenmiştir. Onun için, onun hayatında en değerli şey Allah’tan korkmaktır. Gerçek manada Allah’tan korkar; Rabb’inin, Rasulunün, hayır öğüt sahiplerinin öğüdüne kulak verir.

Rabb’imiz:

“Allah’tan korkan kimse öğüt alır.” (A’lâ 10) buyurmaktadır.

Öğüt alıp Rabb’inden korkanlar içinde Rabb’imiz:

“Rabb’inden korkanlar için hidayet ve rahmet vardır.” (A’râf 154) buyurmaktadır.

Hidayet ve rahmetten nasibi olanlara da büyük müjde vardır.

“Allah onlardan razı olmuş ve onlar da Allah’tan razı olmuşlardır. Bunlar Rabb’inden korkanlar içindir.” (Beyyine 8) buyurmaktadır.

Neticede Rabb’imizin koyduğu değerleri değer bilip ona sarılanlar için, Rabb’imiz:

“Bilesiniz ki, Allah’ın dostlarına korku yoktur; onlar üzülmeyecekler de. Onlar, iman edip de takvâya ermiş olanlardır.” (Yûnus 62-63) buyurmaktadır.

Hakkıyla iman edip, hakkıyla Allah’dan korkanlar için Allah’ın dostluğu vardır. Bir beşer için bundan daha büyük bir mükâfat düşünülebilir mi? Bu dostlukla beraber her türlü korku ve üzüntüden kurtuluş vardır. Yine bir beşer için bundan daha büyük bir mükâfat olabilir mi?

Allah’ın dostluğu ile birlikte her türlü korku ve üzüntülerden emin olmak ne güzel bir lütuf ya Rabb!

Artık bu kulun fikri hayır, zikri hayır; şükrü hayır, sabrı hayır; sözü hayır, sükûtu hayır; nazarı hayır, ameli hayırdır. O’nunla hemhal olan O’nda huzur bulur.

Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- efendimiz:

“Müslümanın işine hayret! Onun her işi hayırdır. Sevinçli bir şey isabet eder de şükrederse onun için hayır olur. Şayet bir zarar isabet eder de sabrederse o da onun için hayırdır.” (Buhari) buyurmaktadır.

Hayırlı insanın sireti suretine yansır. Nefsini kötülüklerden arındıran insan, insanlar içerisinde hemen belli olur. Onun söz ve fiillerinde ilahî öğretinin izleri vardır.

Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- efendimiz:

“Dikkat edin! Ben size en hayırlı olanınızı bildireyim mi?

Sahabeler: ‘Evet ya Rasulallah.’

Sizin en hayırlınız o kimselerdir ki, görüldükleri zaman Allah hatırlanır.”(İbni Mace) buyurmuştur.

Rabb’imiz de:

“Onların nişanları yüzlerindeki secde izidir.” (Fetih 29)

“Nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa ermiştir.” (Şems 9) buyurmaktadır.

Nefsi için bu hayrı elde eden mümin, insanlık için en büyük kazançtır.

En yakınından başlayarak bütün insanların hayrına çalışır. Çünkü bu insan öğüt alacak kıvama gelmiş, Allah ve Rasulunün öğütlerine kulak vermektedir. Hayırlı işlere koşuştururlar da yine de hallerinden emin olmayıp, kalpleri korku ve ürperti halindedir.

Rabb’imiz:

“Rabb’lerine dönecekleri için yapmakta oldukları işleri kalpleri korku ile çarparak yaparlar. İşte bunlar hayırlara koşuştururlar ve iyilik için yarışırlar.” (Mü’min 61-62) buyurmaktadır.

Hz. Aişe validemiz, Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- efendimize yukarıdaki ayette “kalpleri korkan”dan sordu ve “Bunlar hırsız ve zaniler midir?” dedi.

Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- efendimiz:

“Hayır! Bu; namaz kılıp, oruç tutan ve sadaka veren kimsedir. Amelinin kabul olup olmayacağından korkar” (Tirmizi-İbni Mace) buyurdu.

Hasan-i Basri şöyle der:

“Mümin hem iyilik eder hem de kabul edilmemesinden korkar; münafık ise hem kötülük eder hem de kendisini güven içerisinde hisseder.”

Rabb’imiz bizleri hayırlı işlere teşvik etmektedir:

“Siz hayır işlerinde yarışın.” (Bakara 148)

“Hayırlı işlerde birbirinizle yarışın.” (Mâide 48)

“Kimi de Allahın izniyle hayırda öne geçmek için yarışır. İşte büyük fazilet budur.” (Fatır 32)

Yarıştan maksat öne geçmektir. Hayırda öne geçmek için yarışı Rabb’imiz büyük fazilet olarak vasıflandırmaktadır. Yani fazilet arayan hayırlı işlerde yarışsın ve en öne geçmeye çalışsın.

Bugün insanlar dünya nimetlerini elde etmede sağına soluna bakmadan yarışırken hayır işlerde yanında birilerinin olmasını bekler. O iş yerini açmayan birilerini gördüğünde iş yerini kapatmazken, hayra koşuşturanları görmeyince kendi de koşuşturmaktan geri kalır.

Allah yolunda hayra koşuşturma hasmane bir koşuşturma değildir. En önde olmak için koşuşturulur. Olamayınca, öndekilere çelme takılmaz, haset edilmez. Tebrik edilir, teşvik edilir, gıpta edilir, dua edilir.

Aslında kelime olarak “hayır” hayatımıza o kadar yerleşmiş ki iki sözümüzden biri “hayır” kelimesidir. Maalesef hayır işlerde koşuşturmada, hayır işlere vesile olmada aynı şeyi söyleyemiyoruz.

Günümüze “hayırlı sabahlar” sözüyle başlar, akşama kadar “hayır” kelimesini dilimizden düşürmez, “Allah hayrını versin.”, “Hayırlı işler.”, “Hayrını gör.”, “Hayırdır inşallah.”, “Eviniz hayırlı olsun.”, “Arabanız hayırlı olsun.”, “Evliliğiniz hayırlı olsun.”, “Allah hayırlı evlatlar nasip etsin.”, “Allah hayırlı kazançlar versin.”, “Hayır dualarınızı bekleriz.” v.b. hayır konuşmak, hayır dilemek güzel…

Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- efendimiz:

Ya hayır konuş ya sus!” (Buharî, Müslim) buyurmuştur. Müslüman hayır konuşmalı, hayırlı işlere koşuşturmalıdır.

Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- efendimiz:

Sizin en hayırlınız insanlara en faydalı olandır.” buyuruyor.

En önemli hayrın insana yapılan hayır olduğunu haber vermektedir. İnsana maddî ve manevî olmak üzere iki şekilde hayır yapılabilir. Esas hayırda onun ruhuna yapılan hayırdır.

Rabb’imiz:

“İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa eren onlardır.” (Âl-i İmran 104) buyurmaktadır.

Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- efendimiz de Hazret-i Ali’ye hitaben:

“Allah’a yemin ederim ki, Allahın bir kimseye senin sayende hidayet vermesi, senin için kırmızı develere sahip olmaktan hayırlıdır.” (Buhari-Müslim) buyurmaktadır.

Hayra çağıranların en hayırlısı, Allah’ın sapmış kullarını Allah’ın yoluna çağıranlardır. Allah, onun vasıtasıyla o kişilere hidayet nasip ederse, dünya nimetlerinden çok daha büyük bir hayra kavuşmuş olur.

Rabb’imiz:

“Onlar, Allah’a ve ahiret gününe inanırlar; iyiliği emreder, kötülükten menederler; hayırlı işlere koşuşurlar. İşte bunlar iyi insanlardandır. Onların yaptıkları hiçbir hayır karşılıksız bırakılmayacaktır. Allah, takvâ sahiplerini çok iyi bilir.” (Âl-i İmran 114-115) buyurmaktadır.

İnsana yapılan maddî hayır da Allah katında kıymetlidir.

Rabb’imiz:

“Sana (Allah yolunda) ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: Maldan harcadığınız şey, ana-baba, yakınlar, yetimler, fakirler ve yolcular için olmalıdır. Şüphesiz Allah yapacağınız her hayrı bilir.” (Bakara 215) buyurmaktadır.

Müslüman maddî ve manevî hayra en yakınından başlayarak, ulaşabildiği yere kadar ulaştırır. İslam medeniyeti hayır medeniyetidir. Geçmişimizin mirasına baktığımızda bunu açık ve net olarak görürüz. Bunları devlet değil, millet yapmıştır. Camiler, medreseler; darülacezeler, darüleytamlar, darüşşafakalar, darüşşifalar; hanlar, hamamlar, çeşmeler hepsi bu hayır medeniyetinin meyveleridir. Bu inanç sadece insana değil; hayvana, tabiata yapılan iyiliği de hayır kabul eder. Doğulusuna, batılısına; siyahına, beyazına insanca yaşamayı öğretende bu inançtır.

Hiçbir hayır için hiçbir engel yoktur. Hayra imkânı olmayanın hayra vesile olması da hayırdır.

Rasulullah -sallallahu aleyhi ve sellem- efendimiz:

“Hayra delalet eden kimseye, o hayrı yapanların sevabı gibi sevap vardır.” (Müslim) buyurmuştur.

Rabb’imiz cümlemizi hayırhah eylesin!

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr