BAŞYAZI-“Öncekilerin Başına Gelenler”
Eylül 2018 Nureddin SOYAK A- A+ Sesli Dinle    |  
Sesli Dinle    A- A+

BAŞYAZI-“Öncekilerin Başına Gelenler”

“Yoksa siz, sizden öncekilerin başına gelenler, sizin başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Peygamber ve onunla beraber mü’minler, Allah’ın yardımı ne zaman, diyecek kadar darlığa ve zorluğa uğramışlar ve sarsılmışlardı. İyi bilin ki, Allah’ın yardımı pek yakındır.” (Bakara, 214)

İnsanlık tarihi, zalimle mazlumun mücadelesinden ibarettir. Âdem aleyhisselam’dan günümüze bu mücadele sürüp gitmektedir. Allah azze ve celle’yi inkâr edenler, zalimlerdir. O’na şirk koşanlar, zalimlerdir. O’na isyan edenler, zalimlerdir. O’nun hükmüyle hükmetmeyenler zalimlerdir. Onun kullarının mallarına, canlarına, namuslarına kastedenler, zalimlerdir. İlahi ölçülere riayet etmeyen fert, aile ve toplumlar zalimlerdir. Rabbimiz tevbe etmeyenlere de hidayet vermez.

Rabbimiz öncekilerin başına gelenleri, kitabında bizlere haber vermektedir. Mü’minlerin hayat imtihanın büyük bir kısmı da darlık ve zorluklarla imtihandır.

Rabbimiz: “Başına gelen musibetlere karşı sabırlı ol.” (Lokman, 17)

“And olsun ki sizi biraz korku ve açlıkla, bir de mallar, canlar ve ürünlerden eksilterek deneriz. Sabredenleri müjdele” (Bakara, 155) buyurmaktadır.

Peygamberlerin tevhid mücadelelerine baktığımızda zalimlerle olan mücadelelere şahit olmaktayız. Bu mücadeleler kimi zaman soğuk kimi zamanda sıcak mücadeleler şeklinde olmuştur. Genelde soğuk başlayan mücadeleler, sıcak mücadelelere dönüşmüştür.

“Onlara karşı gücünüzün yettiği kadar kuvvet ve savaş atları hazırlayın. Onlarla Allah’ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve bunlardan başka sizin bilmediğiniz fakat Allah’ın bildiği diğer düşmanları korkutursunuz. Allah yolunda her ne harcarsanız karşılığı size tam olarak ödenir. Size zulmedilmez.” (Enfal, 60)

Mekke müşrikleri, mü’minlere karşı boykotla başlattıkları mücadelelerini zulüm ve işkenceye dönüştürmüşlerdi. Fertlere, ailelere ve Müslüman bir topluma karşı mücadele başlatmışlardı. Onları yalnızlığa, açlığa, susuzluğa mahkûm etmişlerdi. Öyle ki gece ayağına takılan bir deri parçasını dahi yemek zorunda bırakmışlardı. Mekke’deki mücadele hicretle nihayete erdiği halde müşrikler mü’minlere Medine’de de rahat vermemişler, saldırı üzerine saldırı gerçekleştirmişlerdi. Bu mücadelede mü’minlere ilahi ve nebevi tavsiye sabırdı.

“And olsun ki sizi biraz korku ve açlıkla, bir de mallar, canlar ve ürünlerden eksilterek deneriz. Sabredenleri müjdele.” (Bakara, 155)

Mü’min ümitsiz olamaz. Ümitsizlik zamanlarında mü’minlerin ümit merkezi Allah’a olan imanıdır. İmanı ne kadar kuvvetli ise ümidi de o kadar fazladır. Kimin nesi olursa olsun, mü’minlerin Allah’ı var. O, onlara yeter.

Mekke mücadelesinin parolası sabırdı. “Sabredin ey Yasir ailesi.” Zalimlerin çıkar ve menfaat yollarını kesersen, her çeşit mücadeleye hazır ol, zalimlerden asla korkma ve yalnız Allah’tan yardım dile.

Zalimlere haddini bildirmek gerek.

“Zalimlerden korkmayın, benden korkun. Böylece sizlere nimetlerimi tamamlayayım ve doğru yolu bulasınız.” (Bakara, 150)

Sonra da silahları ile silahlan. Bilimse, bilim. Teknoloji ise teknoloji. Tarımsa, tarım. Hayvancılıksa, hayvancılık. Ticaret ise ticaret. Silahsa silah.

Zalimlere haddini bildirmek gerek. Zalimlere fırsat verirsen ve zalimler üzerine çullanırsa, ne yastığın altı kalır ne de üstü, her şeyini kaybedersin. Tevhidin hakikatine eremeyenler her şeyi putlaştırır. Bütün zamanların vazgeçilemeyen putlarından biri de güçtür. Allah’ın gücünü göremeyenler, fanilerin gücünü putlaştırmışlardır. Allah’ın gücünün üzerinde güç mü var?

“Ey Rabbimiz! Unutur ya da yanılırsak bizi sorumlu tutma! Ey Rabbimiz! Bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği şeyleri yükleme! Bizi affet, bizi bağışla, bize acı! Sen bizim mevlamızsın. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et.” (Bakara, 286)

Ağaç kabuğu kemirmeye, deri parçası gevelemeye hazırsan, Rabbine teslimiyetin tam ise zalimleri korkutursun. Rabbinden çok zalimlerden korkuyorsan, dünyanı da ahiretini de kaybedersin. Bazı zamanlarda fedakârlığın şekli ve dozu değişir. Kimi zaman can, kimi zaman mal, kimi zaman az, kimi zaman da çok fedakârlık gerekir.

“Size bir iyilik dokunursa, bu onları üzer. Başınıza bir kötülük gelirse, ona sevinirler. Eğer siz sabırlı olur, Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız, onların hileleri size hiçbir zarar vermez. Çünkü Allah onların işlediklerini kuşatmıştır.” (Âl-i İmran, 120)

Mü’min hayat tarzını Allah’a kulluk üzerine inşa etmelidir. Allah’a karşı gelmekten şiddetle sakınan bir mü’min için iki cihan saadeti vardır. Kâfirin küfrü, zalimin zulmü, fasıkın fıskı, hainin hilesi, ins ve cin şeytanlarının tuzakları asla zarar veremez. Çünkü Rabbimiz onları kuşatmıştır.

“Ey iman edenler! Sabredin. Sabır yarışında düşmanlarınızı geçin. Hazırlıklı ve uyanık olun ve Allah’a karşı gelmekten sakının ki kurtuluşa eresiniz.” (Âl-i İmran, 200)

Mü’minler uyanık ve hazırlıklı olmak zorundadırlar. Ne güzel demişler: “Su uyur düşman uyumaz.”

“Allah’ın koyduğu sınırları kim aşarsa, onlar zalimlerin ta kendileridir.” (Bakara, 229)

Rabbimizin şu ilahi müjdeleri varken Allah düşmanlarından kim korkar!

“Zalimlerin hiç yardımcıları yoktur.” (Âl-i İmran, 192)

“Zalimlerin bir kısmını diğer kısmına musallat ederiz.” (Enam, 129)

“Biz zalimleri mutlaka yok edeceğiz.” (İbrahim, 13)

Firavunlar, Nemrutlar, Ebu Cehiller, Ebu Lehebler neredeler? Kibir ve gururlarıyla, hor ve hakir olarak zelil bir şekilde defolup gitmişlerdir. Diğer zalimler de peşlerinden gitmekteler.

“Sakın, Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Allah onları gözlerin dehşetle bakakalacağı bir güne erteliyor.” (İbrahim, 42)

Mesele vatan millet olunca inkârcıların bile nice mücadeleleri var. İman ehlinin ise haklı mücadelesinde yanında Rabbi var. Kendine düşeni yaparsa önünde duracak bir engel yoktur.

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz buyurdular ki: “Ameller niyetlere göredir. Herkese niyet ettiği şey vardır. Öyleyse kimin hicreti Allah ve Resulüne ise onun hicreti Allah ve Resulünedir. Kimin hicreti de elde edeceği bir dünyalığa veya nikâhlanacağı bir kadına ise onun hicreti de o hicret ettiği şeyedir.” (Buhari, Müslim, Tirmizi, Nesai)

Buyurun Allah ve Resulüne hicret etmeye.

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Eylül 2018

Sayı: 362

İlkadım Arşiv