Şubat 2014 Nureddin SOYAK A- A+
A- A+

Bahaneler Üretmeyelim!

İnsan nisyanla maluldür. Ferdi, ailevi ve toplum hayatında yanlışlar yapabilir. Bundan dolayı insan her an uyarılmaya muhtaç, mümin her an uyarmaya mecburdur. Kamil insan olmanın yolu uyarılara açık olmayı ve uyarılması gerekenleri uyarmayı gerekli kılmaktadır. Uyarmak adetullahtandır. Sudaki dalgalar gibi, yakından başlayıp uzağa ta uzaklara uzanan bir uyarı gayreti içinde olmak.

Rabbimiz buyurdu ki:

“Allah ve Resulünün çağrısına uyun.” (Enfal-24)

“Rabbinizden size indirilene uyun.” (A’raf-3)

“Sizden hiçbir ücret istemeyen kimselere uyun.” (Yasin-21)

Mümin ilk önce Rabbinin ve Resulünün uyarılarına uymak zorundadır. Daha sonra da onların uyarısıyla uyaranların, uyarılarına uymalıdır. Toplumsal felaketler ilahi ve nebevi çağrılara uyulmadığındandır.

Rabbimiz buyurdu ki:

“Kalk da uyar.” (Müddessir-54)

“Sen, ancak bir uyarıcısın.” (Fatır-23)

“(Önce) en yakın akrabanı uyar.” (Şu’ara- 214)

“De ki: Ben sizi ancak vahy ile uyarıyorum.” (Enbiya-45)

“Âlemlere bir uyarıcı olsun diye kuluna Furkan’ı indiren Allah’ın şanı yücedir.” (Furkan-1)

     Rabbimiz uyarıcıdır. Resuller uyarıcıdır. Furkan uyarıcıdır. Bizden olan emir sahipleri uyarıcıdır. Kadınıyla erkeğiyle, genciyle yaşlısıyla, aşağıdan yukarı, yukarıdan aşağı tüm müminler birbirleri için uyarıcıdırlar, uyarmakla sorumludurlar. Uyarırken de Rabbimizin emri gereği kendi ölçüleri ile değil vahiyle uyarmaları gerekmektedir. Herkes birbirini uyaracak da, birilerinin uyarısı diğerlerinden farklıdır. Amir memuru, memur amiri uyaracak da, amirin uyarısı farklıdır. Âlim cahili, cahil âlimi uyaracak da, âlimin uyarısı farklıdır. Koca hanımını, hanım kocasını uyaracak da, kocanın uyarısı farklıdır. Ana-baba çocuğu, çocuk ana-babayı uyaracak da, ana-babanın uyarısı farklıdır. Usta çırağı, çırak ustayı uyaracak da, ustanın uyarısı farklıdır. 

Tepe takla bir hayata savruluyoruz. Uyması gerekenler kendilerine uyulmasını bekliyorlar. Uyarıcıların uyarılarına kulak vermiyorlar. Bu nedenle her geçen gün evlerin, iş yerlerinin cadde ve sokakların huzuru kaçıyor, insanlığın tadı bozuluyor.

Rabbimiz buyurdu ki:

“Eğer o, (Resul) birçok işlerde size uysaydı, sıkıntıya düşerdiniz.” (Hucurat-7)

“Ey kavmim! Bana uyun ki, sizi doğru yola ileteyim.” (Mü’min-38)

Kim kime uyacak? Kim kimi uyaracak? Tüm müminler birbirini uyaracak da, Allah’a isyan olmadığı müddetçe amire uyma mecburiyeti vardır. Resullere uymak zorunludur, çünkü onlar Allah yolunun şaşmaz rehberleridir. Resullerin yolunu takip eden emirlere uymak da masiyetle emretmediği sürecedir.

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyurdu ki:

“Müslüman kişiye, hoşuna giden veya gitmeyen her hususta itaat etmesi gerekir. Ancak masiyet emredilmişse o hariç, eğer masiyet emredilmişse, dinlemek de yok, itaat da yok.” (Buhari, Müslim) 

Tâbi olmanın şartı itaattir.

İnsan için en büyük felaket Rabbimizin beyan buyurduğu şu konuma düşmektir.

“Onları uyarsan da, uyarmasan da onlar için birdir, inanmazlar.” (Yasin-10)

“Onlara ne oluyor da, öğütten yüz çeviriyorlar?” (Müddessir-49)

“Onlar sanki aslandan kaçan yaban eşekleridirler.” (Müddessir-50-51)

Hayatın her safhasında iki cihan saadeti için özelikle uyulması gerekenlere uyulmalıdır. Amire, âlime, anaya, babaya, kocaya, ustaya vb. 

Amire itaatin olmadığı yerde huzur ve sükûndan eser kalmaz. Yeni nesil söz dinlemez, öğüt almaz, başına buyruk bir nesil olarak yetişmektedir. Bunu hayatın içinde her geçen gün yaşamaktayız. Âsi memurlar, âsi eşler, âsi evlatlar, âsi çıraklar. Bu durum çok ciddi şekilde toplumsal huzursuzluklara sebep olmaktadır. İnsanlar en ufak ikaz ve uyarılara katlanamaz hale gelmiş durumdalar. Bu uyarıların haklı veya haksız olması da insanları o kadar çok ilgilendirmemektedir. Nefisler o kadar azgınlaştırılmış ki en ufak tenkide tahammül yok. Tenkit edilen eş, evlat, çırak kaçıp gidiyor. Bundan Allah rızası için hizmet sloganıyla yola çıkan kesimlerde nasibini alıyor. Amirlerin işi çok zor, ya Rabbine itaat edecek, ya da işten, eşten evlattan çıraktan vazgeçecek. Müslümanlar bu hususta çok ciddi bunalıma doğru sürüklenmektedirler.

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz buyurdu ki:

“İçlerinde kötülükler işlenen bir cemiyet, bu kötülükleri bertaraf edecek güçte olduğu halde, seyirci kalır, müdahale etmezse, Allah’ın hepsini saran umumi bir bela göndermesi yakındır.” (Ebu Davud, Tirmizi, İbnu Mace)

Samimi müslüman, her şeyi göze alarak, usûl ve âdâbına riayet ederek, en yakın çevresinden başlayıp, hatır-gönül işine bakılmadan, Allah rızası için bütün gayreti ile gücünün yettiğince insanları uyarmaya devam etmelidir. Uyarılar ister dinlensin ister dinlenmesin, şevk ve gayretle devam edilmelidir. 

“Müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak peygamberler gönderdik ki, peygamberlerden sonra insanların Allah’a karşı bir bahaneleri olmasın.” (Nisa-165) 

Müslümanlar bahane ürettiği kadar hizmet üretebilselerdi, bu gün dünyanın çehresi bambaşka olurdu.

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Şubat 2014

Sayı: 307

İlkadım Arşiv