Ağustos 2014 Ziya ÖKÇE A- A+
A- A+

Az da Olsa Devamlı Olan Amel-i Salih Kurtuluşa Vesiledir

Gündüzü imsak, gecesi ise kıyamla bir deruni iyilik ve hayır iklimi daha gelip geçti.

Müslümanlar bu mevsimde imanlarını yeniledi, amel-i salih, oruç, Kur’an ve namazla miraca yükselişin hazzını tattı. Eline, diline, gözüne, kulağına, ayağına, kafasına gönlüne ve tüm uzuvlarına Rabb’inin çizdiği sınırlarda fren yapabilecek sabrı ve iradeyi kazandı. İftar sevincini, sahur ve seher coşkusunu, teravih huzurunu, zekât ve sadaka vermenin üstünlüğünü,  paylaşımı, günahları itiraf ile gözyaşları içinde yaptığı tövbelerin mutluluğunu yaşadı. Bundan dolayı içini-dışını Kur’an’a açtı, mukabeleler okudu, hatimler indirdi. Ayet ayet, sure sure canlandı Kur’an, mü ‘minin hayatında. Kısaca ramazanı Kur’an ve sünnet ayı hâline getirdi. Belki de bu ramazana son ramazan, oruca da son oruç, rahmet ve mağfirete kurtuluşu son saatler gibi gördü.

Müslümanlar Kur’anî bir ifade ile  'Bin aydan daha hayırlı '(97/3) bildiği bir gecede bin aylık derinlik yüklenmek suretiyle kurtuluşa ereceği ümidini işledi hafızasına.

Allah (c.c.) ve kul arasında bir sır olan orucun, deruni bir amel ve sabır eğitimi olduğu öğretildi.

Bu mevsimde elde edilen tüm kazanımları boşa çıkarmamak için sürekli amel-i salih ve hüsn-ü hatime ile tamamlanan hayatın bayram olacağı müjdesini ‘‘Erkek olsun kadın olsun, her kim de mü’min olarak iyi işler yaparsa, işte onlar cennete girerler ve zerre kadar haksızlığa uğratılmazlar.’’ (4/124) ayeti kerimede bulmaktayız.

Allah katında amellerin kabul olması sürekli (devamlı) olmasına bağlıdır. Bir kişi iyi bir ameli belli bir müddet yapıyor sonra terk ediyor daha sonra bir daha yapıyor ama yine terk ediyor. Böyle bir amel, Allah indinde makbul ve üstün bir amel değildir. Zira bu hareket istikrarsızlığın, tereddüdün ve kalbin mutmain olmadığının bir göstergesidir.

İbadetlerden huzur duyan sürekli ibadet yapar. Bazı telkinlerle heyecanlanıp ibadet yapan kişi yaptığı ibadetlerden huzur alamadığından veya kalbi itminana ermediği için terk eder. Peygamber Efendimiz, amelleri sürekli yapmayı teşvik ediyor. Çünkü sürekli yapılan ibadetler az bile olsa, devamlı yapılmayan ve kesintiye uğrayan, zaman zaman başlayıp terk edilen ibadetlerden daha değerlidir.  Allah Rasulü (SAV): ‘‘Allah Teâlâ’ya amellerin en sevgilisi, en makbul olanı az da olsa sürekli olanıdır.’’ [1] buyurmaktadır.

Sürekli yapılmayan amel-i salih veya İslami hizmetler kişide tembellik, samimiyetsizlik ve gevşeklik gibi olumsuz psikolojik davranışlara iter.  Devamlı yapılan ibadetler de bunun aksidir. Yani ibadet ve İslami hizmetlerin her şeye rağmen sürekli yerine getirilmesi kişinin gayretini ve samimiyetini gösterir. Mü’minin amel-i salihi ifa ederken azimli ve kararlı olması kadar hata ve kusurlarından rücu ederek tövbe etmesi ve azimli olması da önem arz etmektedir. Allah Teâlâ Al-i İmran süresinde: ‘‘Artık Kararını verdiğin zaman da Allah’a dayanıp güven. Çünkü Allah kendisine dayanıp güvenenleri sever.’’ [3/159] buyurmuştur.

Müslümanlar hayırlı bir işin yapılması hususunda karar verdikleri zaman azimle, sebatla ve sabırla bu kararlarını Allah’tan yardım dileyerek ve O’na tevekkül ederek uygulamalıdır. Bu durum bir mü’minin nafile ibadetlerini, İslami hizmetlerini, virt edindiği zikrini ve dualarını terk etmemesiyle ilgili bir husustur. Diğer taraftan mü’minin farz olan ibadetlerini terk etmesi zaten düşünülemez.

Alkame (R.A), Aişe (R.ha) ya şöyle soruyor:

-Ey müminlerin annesi! Allah Rasulü (SAV)’in ameli (ibadetleri) nasıldı? Bazı günlere tahsis ettiği amelleri var mıydı?

- Hayır, O’nun ameli devamlıydı. Rasulullah (S.A.V)’in güç yetirdiği şeye sizin hanginiz güç yetirebilir ki? [2] şeklindeki Hz. Aişe (R.anha)’in bu cevabında her kulun kendi gücünün yettiğinden sorumlu olduğu gerçeğine yapılan vurgu dikkatleri celbetmektedir. Bunun için bir mü’min gücünün yettiği, yapabildiği amele başlayacak ve başladıktan sonra gücünün yettiği müddetçe o ameli devam ettirecektir.

Süreklilik başarının altın anahtarı mesabesindedir. Dolayısıyla başlanılan iyi bir işi sürekli takip etmek, yürütmek, izlemek ve sonuçlandırmak için gerekli tedbiri almak gerekir. Allah (c.c.) katında böyle bir davranış O’nun sevgisini kazandıracaktır. Azim, sebat ve süreklilik dünyada başarıya ulaştırırken ahirette de Rabb’in rızasına nail olmayı sağlar.

Kalbin mutmain olduğu, aşkla, şevkle ve muhabbetle yapılan salih ameller daha sevaplı ve Allah katında daha makbuldür. Bununla ilgili olarak ‘‘…Taata devam eden erkekler ve taata devam eden kadınlar,…var ya; işte Allah, bunlar için bir mağfiret ve büyük bir mükafat hazırlamıştır.’’(33/35) ayeti kerimesinde de devamlı ibadet edenlerin mağfiret ve büyük bir mükafatla müjdelenmiş oldukları açıkça yer almaktadır.

Hayatı Ramazan Olanın Ölümü Bayram Olur

Orucun tutulduğu, fıtır sadakası ve zekâtın verildiği böyle bir iklimde dualar yapılarak edilen tövbeler ve çekilen zikirlerle kazanılan birikimlerin ardından eski hayatımıza değil tekrar dönmeyi, böyle bir düşünceyi içimizden bile geçirmememiz gerekir. Bir mevsimdeki birikimimiz bir anda tükenmemelidir. Bin bir zahmet, meşakkat ve alın teri ile yatırım için biriktirilmiş nakidin bir torbaya doldurulup ağır bir taş bağlanarak denizin derin sularına bırakılması gibi olmamalıdır. Elde ettiğimiz iyilikleri bu iklimin dışına taşıyarak kazandığımız bu hassasiyetleri ramazanın dışında da devam ettirirsek, o zaman hayatımız ramazan, ölümümüz bayram olur.

Selef-i salihin ramazan ayı bittiğinde, yapılan amellerin kabul edilip edilmediği endişesinden dolayı kalpleri ürperir, kendilerini bir hüzün kaplar ve amellerinin kabul edilmesi için bol bol dua ederlerdi. Hafız ibni Hacer (r.a.), Mualla b. Fadl (r.a.)’dan ramazandaki amellerini kabul etmesi için altı ay Allah’a dua ettiklerini nakletmiştir. Onlar, amelin tam ve kusursuz kabul olması için çalışır, özen gösterir ve reddedilmesinden korkarlar.

Ali b. Ebi Talip (R.A) : ‘‘Amele gösterdiğinizden daha çok amelin kabulüne özen gösterin. Allah Telanın: ‘‘Allah ancak takva sahiplerinden kabul eder.’’(5/27) kavlini işitmediniz mi?’’ demiştir. Allah Teâlâ hangi ayda olursa olsun, kendisine itaat edenden razı (hoşnut) olur ve hangi zamanda olursa olsun kendisine itaat etmeyip isyan edene de gazap eder.

Rabb’imizin emrettiği İslam hayat, günlük, haftalık, aylık değil, bilakis ömür boyu devam eden bir hayattır. Allah Teâlâ hicir süresinde: ‘‘Ve sana ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadet et.’’ (15/99) buyurmuştur. Bu nedenle mü’min ramazan gitti, dini hayat bitti diyemez. Nice ramazanlar geçer gider de İslami hayat ölünceye kadar devam eder.

Gelin her günümüzü bir bayrama dönüştürelim. Yardımlaşmayı, sevgiyi, hoşgörüyü, selamlaşmayı, paylaşmayı her fırsatta yaşayalım, bayramları beklemeyelim. Cemaatle namaz kılmak, camileri doldurmak, oruç tutmak, paylaşmak, Kur’an okumak ve hayır hasenat yapmak için ramazanı ve teravihi beklemeyelim. Rabb’imizden hayatımızın bir ramazan hâline gelmesini, son nefesimizin de bayram sabahı olmasını dileyelim.

Bütün kardeşlerimizi, Filistin, Irak, Suriye, Mısır, Keşmir, Doğu Türkistan Arakan gibi ülkelerdeki Müslümanlar hiç unutmayalım ve gündemimizden çıkarmayalım. Öncelikle yapabileceğimiz ne gibi bir yardım varsa onu yapalım, değilse dualarımızda yâd edelim. Müslümanların zaferi için gece gündüz beş vakit namazda dua edelim. Allah Teâlâ dünyanın dört bir tarafında kâfirlerin,  zalimlerin zulmü altında inim inim inleyen Müslümanların yar ve yardımcısı olsun.


[1] Buhârî, Rikak,18;Müslim, K.Salatü’l Mûsafirun,30.

[2] Buhârî, Rikak,18

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Ağustos 2014

Sayı: 313

İlkadım Arşiv