Mart 2012 Nureddin SOYAK A- A+
A- A+

Atan Allah, Vuran Allah, Öldüren Allah’tır

Hak batıl mücadelesi kimi zaman sıcak kimi zaman soğuk Âdem aleyhisselam’dan günümüze devam edip geldi. Kıyamete kadar da devam edecektir. İlahî ve nebevî müjdeler, Allah celle celaluhu yolunda mücahedede yense de yenilse de kazananların mü’minler olduğunu haber vermektedir.

Allah celle celaluhu davası uğrunda mücadele edenlere Rabbimizin yardımı o kadar büyük ki, bu zorlu iş de mü’mine hazırlanmış yemeği yemek gibi.

Yeter ki mü’min gerçek bir mü’min olsun. Rabbimiz gerçek mü’minleri şöyle tarif ediyor:

“Mü’minler ancak Allah anıldığı zaman yürekleri titreyen, kendilerine Allah’ın ayetleri okunduğu zaman da imanlarını artıran ve yalnız rabbine dayanıp güvenen kimselerdir. Onlar namazlarını dosdoğru kılan ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden (Allah yolunda) harcayan kimselerdir. İşte onlar gerçek mü’minlerdir. Onlar için rableri katında nice dereceler, bağışlanma ve tükenmez bir rızık vardır.” (Enfal 2,3,4 )

Kulluk vazifesini hakkıyla yerine getirebilmek için donanımlı gerçek mü’min olmak gerekmektedir.

Allah anıldığı zaman yürekleri titreyen,

Ayetleri okunduğunda imanı artan,

Yalnız Rabbe dayanıp güvenen,

Namazlarını dosdoğru kılan,   Kendisine verilenden Allah yolunda harcayan,

Öyle bir iman ki öyle bir Rabbe bağlılık ki öyle bir sevgi ve saygı ki onun emir ve yasaklarını işitince kalpleri ürperip titreyen bir mü’min.

Şimdi derin derin düşünelim,  kalplerimiz neye rabıtalı, en çok neyi seviyoruz, en çok neye düşkünüz, kalplerimiz en çok neden ürperiyor? Allah’a c.c isyan ve günahlardan kalplerimiz ürperiyor mu? Allah c.c kelamının hayatımıza yansımaları neler? Namazımız, orucumuz, zekâtımız, haccımız nasıl?  Ya cihadımız?… Bize bahşedilenden infakımız nasıl?

Eğer bu gün Allah düşmanları karşısında boynumuz bükükse, dünyanın bin bir tarafında Müslümanlar açlığa ve zulme mahkûmsa bunlara bakmak lazım.

Dün bir avuç Müslüman küffarın kalbine korku salıyorsa, dün bir avuç Müslüman koskoca ordulara galip geliyorsa, bu gün küffar karşısında perişanlığımızın sebepleri nelerdir?

Bizden istenilen samimi iman ve bunun gereği olan Salih amellerdir. Cüz-î irademizle Rabbimizin küllî iradesine katıksız teslimiyettir. Üzerimize düşeni yaptıktan sonra Rabbe dayanıp güvenmektir.

Hakiki mü’min ne istediğini, niçin istediğini, ne yaptığını, niçin yaptığını, ne yapacağını bilen mü’mindir.

Rabbimiz:

“İman etmiş olanlar keşke cihad hakkında bir sure indirilmiş olsaydı derler. Ama hükmü açık bir sure indirilip de onda savaştan söz edilince kalplerinde hastalık olanların ölüm baygınlığı geçiren kimselerin bakışı gibi sana baktıklarını görürsün. Onlara yakışan da budur” (Muhammed 20 ) buyurmaktadır.

İman etmiş de olsak kalbî hastalıklarımıza çok dikkat etmeliyiz. Kimi nefsimizden olan kimi de başkalarından bulaşan kalbi hastalıklar tedavi olmadığı zaman imanlarımıza zarar vermektedir. Hem cihadı istiyoruz; Rabbimiz yolunda cihadı emredince de yan çiziyoruz.

Rabbimiz:

“Ey iman edenler, hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman Allah ve Rasulüne uyun.” (Enfal 24) buyurmakta.

İnsanlara hayat verecek şeyler Rabbimiz ve Rasulünün emir ve yasaklarıdır. Hakiki mü’min bu emir ve yasaklara gönül hoşluğu ile içinde hiçbir sıkıntı duymadan uyar. Rabbimiz ve Rasulünün emir ve yasaklarında bizim bildiğimiz ve bilemediğimiz nice hikmetler vardır. Onlar bizim için ab-ı hayattır.

Rabbımız:

“Sana savaş ganimetlerini soruyorlar. De ki: Ganimetler Allah ve peygamberine aittir. O halde siz mü’minler iseniz Allah’tan korkun, aranızı düzeltin, Allah ve Rasulüne itaat edin. Mü’minlerden bir gurup kesinlikle istemediği halde, rabbiniz seni evinden hak uğruna çıkardığı gibidir. Hak ortaya çıktıktan sonra sanki gözleri göre göre ölüme sürükleniyorlarmış gibi (cihat hususunda seninle tartışıyorlardı.)” (Enfal 1.4.5.)

Hicretin ikinci yılında Mekke müşrikleri Ebu Süfyan başkanlığında bir ticaret kervanını Şam’a gönderdi. Rasululullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz kervanın dönüşünü haber alınca daha önce kendilerini yurtlarından çıkarmış Kureyş’in bu kervanını vurmak istedi ve üç yüzden fazla arkadaşıyla yola çıktı. Fakat durumdan haberdar olan Ebu Süfyan bir taraftan kervanı kurtarmaları için Kureyş’e haber göndermiş, diğer taraftan yolunu değiştirerek kervanı kurtarmıştı.

Müşrikler bin kişilik bir ordu ile yola çıktılar. Müslümanlar artık kervanla değil Kureyş savaşçıları ile karşılaşacaklardı.

Ashaptan bir kısmı, “biz kervanı yakalamak için çıktık, böyle bir savaşa hazır değiliz’’ diyerek çekingenlik gösteriyorlardı. Neticede savaşma hususunda ittifak ettiler ve zafer Müslümanların oldu.

Rabbimiz:

“Hatırlayın ki, Allah size, iki taife’den (kervan ve Kureyş ordusundan) birisinin sizin olduğunu vaat ediyordu; siz de kuvvetsiz olanın (kervanın ) sizin olmasını istiyordunuz.  Oysa Allah, sözleriyle hakkı gerçekleştirmek ve (Kureyş ordusunu yok ederek) kâfirlerin ardını kesmek istiyordu.” (Enfal 7)

Zaman zaman evdeki hesap çarşıya uymuyor; kervanı ele geçirmek yola çıkan ashap kendilerinin üç misli kureyş ordusuyla savaşma durumuna gelince geçici de olsa bir tereddüt yaşadılar. Ganimet elde etmek için çıkmışken Rabbimizin ifadesi ile “… Sanki gözleri göre göre ölüme sürükleniyormuş gibi hissettiler …” çünkü böyle büyük bir ordu ile savaşa hazırlıklı olmadıklarını düşünüyorlardı.

Rabbimiz de onlara bu ilk cihatlarında işin kendilerinin düşündüğü gibi olmadığını Rabbin yardımı olduğu topluluğa hiçbir gücün galip gelemeyeceğini,  azgın kâfirlere de hadlerini bildirmeyi murat etti de Bedir’de iki orduyu karşı karşıya getirdi. Müslümanlara açıkça yardım etti. Bu İlahî yardımları Rabbimiz safha safha haber vermektedir:

“Hatırla ki, Allah, uykuda sana onları az gösterdi, eğer onları sana çok gösterseydi, elbette çekinecek ve bu iş hakkında münakaşaya girişecektiniz. Fakat Allah (sizi bundan) kurtardı şüphesiz O, kalplerin özünü bilir. Allah, olacak bir işi yerine getirmek için  ‘savaş alanında’ karşılaştığınız zaman onları sizin gözlerinizde az gösteriyor, sizi de onların gözünde azaltıyordu. Bütün işler Allah’a döner.” (Enfal 43-44)

Bu yardımlar mü’minlerin cihada istek ve gayretini artıran yardımlardır. Bir sonraki yardımlar ise bizatihi meleklerle yapılan yardımlardır.

Rabbimiz:

“Hatırlayın ki siz Rabbinizden yardım istiyordunuz, O da,  ‘ben peş peşe gelen bir melek ile size yardım edeceğim’ diyerek duanızı kabul buyurdu.” (Enfal 9)

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz kendi arkadaşlarının azlığını müşriklerin de çokluğunu görünce, kıbleye yönelerek şöyle dua etti: 

“Allah’ım! Bana verdiğin sözü yerine getir. Allah’ım! Bu cemaati helak edersen artık yeryüzünde sana ibadet edecek kimse kalmayacak!”Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz bu duayı devamlı olarak okudu. Allah Teâlâ onun duasını kabul ederek bin melek ile yardım etti.

Rabbimiz:

“O zaman katından bir güven olmak üzere sizi hafif bir uykuya daldırıyordu; sizi temizlemek, şeytanın pisliğini ‘verdiği vesveseyi’ sizden gidermek,  kalplerinizi birbirinize bağlamak ve savaşta sebat ettirmek için üzerinize gökten bir su  ‘yağmur’ indiriyordu.” (Enfal 11)

Kureyş ordusu daha önce gelip Bedir Kuyusu çevresinde yerleşmişti. İslam mücahitleri ise susuzdu. Aynı zamanda bulundukları yer kumluk olduğundan serbest hareket imkânı vermiyordu.  Yağan yağmur hem onların kalbindeki bazı vesveseleri giderdi, moralleri yükseltti, hem de su ihtiyaçlarını karşıladı. Ayrıca kumluk bir yer olan savaş alanını pekiştirerek harekete elverişli bir duruma getirdi.

Rabbimiz yolunda mücahede eden mü’minlerin muzafferiyeti için münakaşalardan, çekişmelerden, şeytanın pisliği olan vesveselerden uzak olmalarını ve kardeşleriyle kalplerini birbirine bağlayarak sabr-u sebat göstermelerini istemektedir:

“Hani Rabbin meleklere: Muhakkak ben sizinle beraberim; haydi iman edenlere destek olun; ben kâfirlerin yüreğine korku salacağım! Vurun boyunlarına! Vurun onların bütün parmaklarına! Diye vahyediyordu.” (Enfal 12)

Rabbimiz mü’minlere söz vermiş ve bu sözünü de melekler ordusunu mü’minlere yardıma göndererek yerine getirmiştir.

Şeytan da kâfirlere söz vermiş fakat sözünde durmamıştır.

Rabbimiz bu durumu bize haber vermektedir.

“Hani şeytan onlara yaptıklarını güzel gösterdi de: Bu gün insanlardan size galip gelecek yoktur, şüphesiz ben de sizin yardımcınızım, dedi. Fakat iki ordu birbirini görünce ardına döndü ve: Ben sizden uzağım, ben sizin görmediklerinizi (melekleri) görüyorum, ben Allah’tan korkuyorum; Allah’ın azabı şiddetlidir, dedi.” (Enfal 48)

Şeytan da yoldaşlarına söz verdi fakat sözünde duramadı. Şeytan hem bu dünyada hem de ahirette yoldaşlarını yardımsız bırakacaktır.

Küffarla savaşta kâfirlere atan bizzat Allah Teâlâ olunca kâfirlerin kurtulma şansı var mıdır?

Rabbimiz:

“(Savaşta) onları siz öldürmediniz, fakat Allah öldürdü onları; attığın zaman da sen atmadın, fakat Allah attı onu. Ve bunu mü’minleri güzel bir imtihanla denemek için yaptı. Şüphesiz Allah işitendir, bilendir.” buyurdu. (Enfal 17)

Kureyş ordusu Müslümanlarla savaşmak için ilerleyince Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz ellerini kaldırarak: “Allah’ım! Kureyş, senin Rasulünü yalanlayan kibirli liderleriyle geldi. Allah’ım! Bana verdiğin sözü yerine getirmeni diliyorum!” diye dua etti. Ve iki topluluk karşılaşınca yerden bir avuç toprak alıp düşmanın yüzlerine doğru serpti. Kureyş ordusunun gözleri görmez oldu ve sonunda bozguna uğradılar. İşte bu ayette bu atışa işaret edilmekte, onu atanın gerçekte Allah olduğu bildirilmektedir.

Dün Rasulünün attığını, ashabının attığını atan Allah Teâlâ, bu gün de Allah Teâlâ’nın rızası için kâfire atan mü’minlerin attığını atar. Yeter ki o ihlâs ve samimiyeti yakalayabilelim.

Rabbimiz:

“Ey Peygamber! Sana ve sana uyan mü’minlere Allah yeter. Ey Peygamber! Mü’minleri savaşa teşvik et. Eğer sizden sabırlı yirmi kişi bulunursa, iki yüze (kâfire) galip gelirler. Eğer sizden yüz kişi olursa, kâfir olanlardan bin kişiye galip gelir. Çünkü onlar anlamayan bir topluluktur.” buyurmaktadır. (Enfal 64-65)

Bu kadar ilahî müjdelere nail olan hakiki mü’minler korkmadan, çekinmeden Allah yolunda cihad etmişlerdir. Hiç bir zaman mü’minleri kâfirlerin gücü kuvveti ilgilendirmemiş, onlar kendi imkânları nisbetinde güç hazırlamış, gerisini Allah’a bırakmışlardır.

Bütün bunlarla birlikte Rabbimiz mü’minleri düşmanlara karşı hazırlıklı olmaya çağırmıştır:

“Onlara (düşmanlara) karşı gücünüzün yettiği kadar kuvvet ve cihat için bağlanıp beslenen atlar hazırlayın, onunla Allah’ın düşmanını, sizin düşmanınız ve onlardan başka sizin bilmediğiniz Allah’ın bildiği (düşman) kimseleri korkutursunuz. Allah yolunda ne harcarsanız size eksiksiz ödenir, siz asla haksızlığa uğratılmazsınız.” (Enfal 60)

Allah yolunda malları ve canlarıyla cihat edenlerin yaptığı, emaneti sahibine teslim etmekten başka bir şey değildir. Rabbimiz lütuf ve keremi ile hakkıyla cihad eden mü’minlere sonsuz ecirler ihsan etmektedir.

Bütün bunlara rağmen Rabbimiz kâfir kullarına da rahmet kapısını kapatmamıştır:

“İnkâr edenlere (sana düşmanlıktan) vazgeçerlerse, geçmiş günahlarının bağışlanacağını söyle. Yok, geri dönerlerse kendilerinden öncekilerin hali gözlerinin önündedir! Fitne kalkıncaya ve din tamamen Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın!” (Enfal 38-39)

“Andolsun ki içinizden cihad edenlerle sabredenleri belirleyinceye ve haberlerinizi açıklayıncaya kadar sizi imtihan edeceğiz.” (Muhammed 31)

Her şeyi yaradan Rabbimiz’dir. Küffarı cihad meydanında perişan eden de O’dur. Samimi mü’min nimetinin ve salih amelinin karşılığını alacaktır.

Ashabdan günümüz cihad meydanlarının isimli isimsiz kahramanları hep ilahi kelimetullah için vuruşmuş ve menzil-i maksudlarına kavuşmuşlardır.

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Mart 2012

Sayı: 284

İlkadım Arşiv