Allah’ı Aldatmaya Çalışanlar
Ekim 2016 Nureddin SOYAK A- A+
A- A+

Allah’ı Aldatmaya Çalışanlar

Hasta insan, tedavi olur ya da tedavi ettirilir. Bir kısım insanlarda hasta oldukları halde hastalıklarını kabul etmezler. Bu durum hem ruhi hem de bedenî hastalıklar için geçerlidir. Tedavi olmayan ruhi ve bedenî hastalıkların iyileşmesi mümkün olmadığı gibi her geçen gün de hastalık artar. Artık kronik hale gelir. Kronik hale gelen maddi hastalıklar bedeni öldürürken, kronik hale gelen manevi hastalıklar ise kalbi öldürür. Gurur, kibir, kendini beğenmişlik, haset, fesat, nifak kalbi örten ve aklıselimle hareket etmeyi engelleyen manevi hastalıklardandır. Manevi hastalıkların neticesi ise en büyük hastalık olan münafıklıktır. Rabbimiz buyurdu ki: “Kalplerinde münafıklıktan kaynaklanan bir hastalık vardır. Allah da onların hastalıklarını artırmıştır.” (Bakara, 10)

Maddi hastalıklara bazen tedavi olmadan da Rabbimiz şifa verirken, manevi hastalıklarını tedavi yoluna gitmeyenlerin ise Rabbimiz hastalıklarını artırmaktadır. Hem fert hem de toplum açısından, Manevi hastalıklar derhal tedavi olması gereken hastalıklardır. Çünkü bu hastalıklar bulaşıcıdır. Atalarımız ne güzel demişler “haset içinde mal, gâvur içinde din artmaz.” “Kalplerinde hastalık olanlar ise, pisliklerine pislik katmış böylece kâfir olarak ölüp gitmişlerdir.” (Tevbe, 125)

Kalbî hastalıklar her türlü pisliğin teşnesidir. Bu hastalıklar öyle bir pisliktir ki, sahipleri o hastalıklarını saklamaya çalışsalar bile o, teşneye sığmaz ve etrafa taşar. Rabbimiz bundan dolayıdır ki bunların hastalıklarını ifşa eder. Başkalarına zararlı olmalarını engeller. “Münafıklar, kalplerinde olan şeyleri, yüzlerine karşı açıkça haber verecek bir surenin üzerlerine indirilmesinden çekinirler. De ki: Siz alay ededurun! Allah, çekindiğiniz o şeyi ortaya çıkaracaktır.” (Tevbe, 64) Münafıklıklarını Allah’ın değil kulların bilmesinden korkarlar. Allah da korktuklarını başına getirir. “Yoksa kalplerinde hastalık olanlar Allah’ın kinlerini ortaya çıkarmayacağını mı sandılar?” (Muhammed, 29) Münafıklık öyle bir hastalıktır ki durumlarının açığa çıkabileceğini bilip korktukları halde münafıklıklarını terk etmezler.

“İki topluluk karşılaştığı günde başınıza gelen musibet Allah’ın izniyledir. Bu da mü’minlerin ortaya çıkması ve münafıklık yapanları belli etmesi içindir.” (Âl-i İmran, 166) Bazen musibet gibi görülen şeylerde hayır olur. Bu bela ve musibetlerle mü’minler denenir. Sabır gösterilirse Rabbimiz de büyük bir mükâfat olarak mü’min ve münafıkların gerçek kimliklerini netleştirir. Allah davasının önündeki engellerin en büyüklerinden biri de ister imanî ister amelî olsun münafıklıktır. İlahi ve nebevi ölçüler bize münafıklık alametlerini açıkça beyan buyurmuştur. Bu manada hem nefislerimizin hem de hizmetlerin münafıklıktan korunması gerekir. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin ardında yüzlerce münafığın namaz kıldığı düşünülürse münafıklık ve münafıklarla mücadelenin ne kadar zorlu bir mücadele olduğu ortaya çıkar. Belki bir kısım kripto münafıkların ortaya çıkması mahşere kalacaktır. Ama şu bilinmeli ki münafıklar sağa sola büyük zararlar verse de en büyük zararı kendilerine vermektedirler. Ey münafıklar Allah’ın indirdiğine ve peygambere gelin. “Münafıklara, Allah’ın indirdiğine ve peygambere gelin dendiği zaman, onların senden büsbütün uzaklaştıklarını görürsün.” (Nisa, 61) Hidayete gelmiyorlarsa hiç olmazsa mü’minlerden uzaklaşsınlar da mü’minler şerlerinden emin olsunlar.

“Size ne oluyor da münafıklar hakkında iki guruba ayrıldınız? Allah onları yaptıkları işlerden dolayı baş aşağı ederek eski konumlarına döndürmüştür. Allah’ın saptırdığını yola getirmek mi istiyorsunuz? Allah kimi saptırırsa, sen onun için asla bir çıkış yolu bulamazsın.” (Nisa, 88) Münafıkların en büyük fitnelerinden biri de kendilerini fark edip tavır alan mü’minlerle, kendilerini fark edemeyen bazı Müslümanları kendi masumiyetlerine inandırarak Müslümanlar arsına nifak sokup onları birbirine düşürmektir. Ümmetin birlik ve beraberliğini bozup gücünü kuvvetini zayıflatmaktır. Hizmet ehli kişiler bu oyunlara gelmemelidir. Olaylara Allah’ın nuruyla bakarak değerlendirmelidirler. Bunun için de mü’minler Allah’ın kitabını ellerinden bırakmamalıdırlar. Resulünün sünnetine sarılmalıdır.

“Kötü haberler yayıp ortalığı karıştıranlar vazgeçmezlerse, elbette seni onların üzerine gitmeye teşvik edeceğiz.” (Ahzab, 60) Münafıklar dünyada da ahirette de hak ettikleri cezayı bulacaklardır. “Münafıklara kendileri için elem dolu bir azabın olduğunu müjdele.” (Nisa, 138) Mü’minler münafıklıklarını fark ettiği kişilerle oturup kalkmamalıdır. Hele hele Allah’ın ahkâmıyla alay edildiğinde, asla oturmamalı ve o mekânlar terk edilmelidir. Onlar gibi olmak istemiyorsak onlardan uzak olmalıyız. “Oysa Allah size kitapta ‘Allah’ın ayetlerinin inkâr edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman, başka bir söze geçmedikleri müddetçe onlarla oturmayın, aksi halde siz de onlar gibi olursunuz.’ diye hüküm indirmiştir. Şüphesiz Allah, münafıkların ve kâfirlerin hepsini cehennemde toplayacaktır.” (Nisa, 40)

Münafıklar o kadar şaşkındırlar ki insanları aldattıkları gibi, Allah’ı da aldatabileceklerini sanırlar. Günümüzde Müslümanları münafıklığa sevk eden şeylerin başında gösteriş hastalığı gelmektedir. Neredeyse temel ihtiyaçlarını bile gösteriş için yapan insanlar çoğalmıştır. “Münafıklar, Allah’ı aldatmaya çalışırlar. Allah da onların bu çabalarını başlarına geçirir. Onlar namaza kalktıkları zaman tembel tembel kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar ve Allah’ı pek az anarlar.” (Nisa, 142)

Münafıkların en belirgin özelliklerinden biri de kolaycılıktı. Zora asla gelemezler. Onların yakasını ele veren en önemli özellikleridir. Mü’min bilir ki dünya rahat etme yeri değildir. Gücünün yettiği her hizmete yılmadan usanmadan koşar. Hizmetler için rahatını feda eder. “Eğer yakın bir dünya menfaati kolay bir yolculuk olsaydı, mutlaka sana uyarlardı. Fakat meşakkatli yol, onlara uzak geldi. Gerçi onlar, ‘Eğer gücümüz yetseydi, elbette sizinle beraber çıkardık’ diye Allah’a yemin edeceklerdi. Onlar kendilerini helake sürüklüyorlar. Allah, biliyor ki onlar kesinlikle yalancıdır.” (Tevbe, 42)

Mü’min münafıklığa düşmemeye gayret ettiği kadar, münafıklara yardımcı olmamaya da gayret etmelidirler. “Münafık erkekler ve münafık kadınlar birbirlerindendir. Kötülüğü emreder iyiliği yasaklarlar, ellerini de sıkı tutarlar. Onlar Allah’ı unuttular; Allah da onları unuttu. Şüphesiz münafıklar fasıkların ta kendileridir.” (Tevbe, 67) Rabbimizin kâfir ve münafıklara karşı “cihad”la beraber “çetin ol” emrine rağmen maalesef bazı Müslümanların mü’min kardeşlerine göstermediği yumuşaklığı, kâfir ve münafıklara gösterdiğine şahit olmaktayız. Bu Allaha isyandır. “Ey peygamber! Kâfirlere ve münafıklara karşı cihad et ve onlara karşı çetin ol. Onların varacakları yer cehennemdir. Ne kötü bir varış yeridir orası!” (Tevbe, 73)

Münafıklar o kadar sinsidirler ki çoğunu bilemezsiniz. İlahi ve nebevi ölçülerle veya Rabbimizin bildirmesi ile ancak fark edebilirsiniz. Münafıklar, mü’minlerin önemli imtihanlarındandır. Bir bakıma münafıklarla yaşamaya mahkûmuz, o halde onları tanımaya ve onların oyunlarına gelmemeye gayret etmeliyiz. Bir tek münafıklık alameti bulunsa dahi onlara karşı temkinli olmalıyız ki bizleri yanlışa sürüklemesinler. “Çevrenizdeki bedevilerden bir takım münafıklar vardır. Medine halkından da münafıklıkta direnenler var ki sen onları bilemezsin. Biz onları biliriz. Onlara iki defa azap edeceğiz. Sonra da büyük bir azaba itileceklerdir.” (Tevbe, 101)

Kâfir ve münafıklıkları kesin olanlara ise asla ve asla itaat etmemeliyiz. Basit dünya çıkar ve menfaatlerini düşünerek kâfir ve münafıklara itaat etmek kişiyi büyük badirelere sürükler. “Ey Peygamber! Allah’a karşı gelmekten sakın. Kâfirlere ve münafıklara itaat etme.” (Ahzab, 1) Münafıklar vesveseleri ile kalplere şüphe tohumları atarak mü’minlerin imanlarına bile kast ederler. “Hani münafıklar ve kalplerinde hastalık olanlar ‘Allah ve Resulü bize, ancak aldatmak için vaatte bulunmuşlar.’ diyorlardı.” (Ahzab, 12) Rabbimiz o kadar merhametlidir ki münafıklara bile tevbe kapısını kapatmamıştır. “Bunun böyle olması Allah’ın, doğruları doğrulukları sebebiyle mükâfatlandırması, dilerse münafıklara azap etmesi yahut onların tevbesini kabul etmesi içindir. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Ahzab, 24)

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Ekim 2016

Sayı: 339

İlkadım Arşiv