Ocak 2013 Selim ARMAĞAN A- A+
A- A+

Ailede İletişimin Engelleri

“Onlara de ki: “İstediğiniz gibi davranınız, yaptığınız işleri hem Allah, hem Peygamber, hem de mü’minler göreceklerdir. Sonra görünür-görünmez her şeyi bilen Allah’ın huzuruna çıkarılacaksınız da, O size neler yaptığınızı haber verecektir.” (Tevbe:105)

Bu ayetlerin, Tebük Seferine katılmayan, Medine’de kalmayı tercih eden bir grup hakkında indiği rivayet edilir. Onlar, işledikleri günahın ağırlığını hissetmiş, suçlarını itiraf etmiş, tövbelerinin kabul olunmasını dilemişlerdi. 

Bugünler bizim de her şeyimizin sesli ve görüntülü olarak herkese gösterileceği güne hazırlanma zamanımızdır. Yapmamız gereken görevlerimizi ihmal ederek ya da terk ederek işlediğimiz suçları,  günah ve isyanları vicdanımızda hatırlama ve muhasebe günlerimizdir.

Hayatın çok çeşitli alanında hata yapmış olabiliriz ancak ailemizle ilgili hatalarımız sosyal hayatımızın her alanına etki eder. Kur’ânî bir gözlükle aile içinde yapılan yanlışların temeline bakarsak yoğun bir kibir ve merhametsizlik olduğunu diğer kötü söz ve davranışların bu ikisinin türevi olduğunu görürüz.

Yüce Rabbimiz, emrine uygun bir aile kurmak, aynı mesken içerisinde huzuru bulmak isteyenlere iki şey hediye etmiştir. “…birbirinize karşı sevgi ve merhamet var etti…” (Rum:21) Bu iki hediyenin kıymetini bilen ve karşılıklı olarak eşine karşı mütevazı ve merhametli davranan onu anlamaya çalışan eşler, çocukları ile birlikte hem ahiretlerini hem de dünyalarını kazanırlar.

Gizli kibirlilerin, riyakârlar ve mürailerin bir zaman sonra gerçek niyetleri ve gerçek davranışları ortaya çıkar. Mesela; Çocuklar ellerinde maddi yahut manevi imkânı yokken, anne ve babasına bağlı, gayet saygılı ve merhametli davranırlar ama anne ve baba zayıflayıp çocuk büyüyüp güçlenince gerçek kimliklerine kavuşurlar.  Onlar beni küçükten terbiye edip yetiştirdiler ben de kendilerine merhamet etmeliyim diyecek mi? İşte gerçek imtihan da o zaman başlar. “Allah kibirlenenleri sevmez.” Allah’ın sevmediği kişilerde hayatın hiçbir alanında başarılı olamazlar. Allah’ın sevmediği kibirlilerin de gerçek anlamda sevenleri olmaz.

Evlenirken Allah’ın göğsümüze ve gönlümüze taktığı düğün hediyemiz olan “sevgi ve merhamet” her türlü hastalığın şifası her türlü iletişimin anahtarıdır. Sevgi ile yaklaşılan kediler, köpekler hatta kuşlarla bile birer dost olunur, muhabbet edilir insanın dert ortağı olur.

Eşi ile konuşamayan, konuşmaya zamanı olmayan! Çocukları ile konuşamayan, onlara zaman ayıramayacak kadar çalışkan(!) olan, hiç ölmeyeceğini, malının ebedi kalacağını, ailesinin ve çocuklarının hep aynı pozisyonda yani aşağıda ve muhtaç, kendisinin hep yukarıda, güçlü ve haklı kalacağını zannedenler ne evini nede dünyayı anlamıştır. 

Bu günlerde evindeki çığlığı duyamayan duysa da anlayamayan, gözü, gönlü ve kulağı tıkalı basireti bağlılar o kadar çoğaldı ki; Bunlar çok meşguller ama arabalarına ve okey arkadaşlarına zaman ayırıyorlar, borsadaki hangi kâğıt nasıl olacak hatta dünyadaki gelişmeler bu kâğıtların değerini nasıl etkileyecek anlayabiliyorlar. Oyun kâğıtlarından, okey taşlarından bir anlam çıkartabiliyorlar. Hangi kâğıt yahut hangi taştan sonra hangisinin geleceğini tahmin edebiliyorlar. Oyun kurabiliyorlar ama ne yazık ki aile oyununu kuramıyor ya da devam ettiremiyorlar.

Aile hayatı da dünya hayatı gibi bir oyundur, geçicidir ama en verimli en faydalı en ümit ve emel beslemeye değer bir oyundur. Tıpkı boş gezen işsiz bir kişinin önce küçük bir dükkân açması sonra itina ile onu geliştirmesi parmakla gösterilen bir kazanç kapısı yapması gibi. Aile dükkânın kazançları eş, evlat ve torunlardır. Devredilemeyen gerçek bir kazanç ve gerçek geçer akçe. Akçe geçer ama Allah muhafaza cehennemde mi cennette mi?

En kötü iletişim karşımızdaki muhatabı yok saymak ve monolog hitaptır. Gördüğünü görmezden gelmektir. Evine giren anne yahut babanın gözlerine bakan eş ve çocuklarını selamlamaması onlarla konuşmaması onlar için bir yıkımdır. Ayrıca ev halkına selam vermek onlarla konuşmak Allah’ın bir emridir.

“Evlere girdiğiniz zaman Allah tarafından mübarek ve güzel bir yaşama dileği olarak birbirinize selam verin…  ” (Nur:61)

Bir çiçek bir bitki bile yanına yaklaşılıp ilgilenilince daha da güzelleşir. “…Kendi kendinizi ayıplamayın, birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın…”(Hucurat:11) ayeti gereği eşler birbirlerine alaylı takılmalar ve soğuk şakalar yapmak yerine, övgü ve nezakette cömert davranmalılar. İçten ve samimi olmalılar. Hakaret edilen ve aşağılanılanlardan yüce karakterler beklenmez.

 Anne ve baba çocuklarına evin içinde nasıl davranacaklarını anlatmaktan ziyade örnek olmalıdır.  En güzel iletişim uygulamadır. Sözünde durmayan, akraba ziyareti yapmayan, haksızlık eden, adaletli davranmayan, haksız da olsa arkadaş ve akrabasını kayıran eşine şiddet uygulayanların sözlerinden çok davranışları konuşur. Peygamberimiz s.a.v. bir gün kadınlardan ve aile ilişkilerinden bahsederken:“Sizden biriniz karısını köle döver gibi dayakla dövmek ister. Ama o günün sonunda akşam o adam, karısının yatak eşidir”buyurarak böyle kişileri ayıplar.

Evinde şiddet uygulayan kadın ya da erkek kim olursa olsun bu durumu düzeltmek istiyorsa İsra Suresi’nin 24. ayet ve devamındaki ayetlere iyi baksın. Yüce Rabbimizin müminlere başka tercih hakkı bırakmayan ve mahkeme kararı niteliğindeki “Rabbin hükmetti” diye başlayanayetleri hiç unutmasın. Orada anne-baba hakkından, israftan, cinayetten, akraba, yoksul, yetim haklarından, kibirden, ölçü ve tartıdaki adaletsizlikten, sevgi ve merhametten… Nasıl itina ile bahsediliyor. İşte ailede ve toplumda tanışmayı konuşmayı ve kaynaşmayı sağlayacak temel kurallar bu ayetlerde özetlenmiştir. Bu ayetleri bilmek bir tahsildir. İslam tahsilden çok terbiyeyi esas alır. Bu bilgiler davranışa dökülüp terbiye olmadıkça eğitimsiz ağızlardan çıkan hitaplar nazikçe de olsa hep kırıcı ve itici olacaktır.

İletişim hep çift yönlüdür. Dünyada söylediklerimizin de âhiretten mutlaka bir aksi sedası bir yankısı olacaktır.  Kuran’ın en son inen ayeti“Öyle bir günden korkunuz ki, o gün Allah’a döndürüleceksiniz. Sonra da herkese kazancı tamamıyla ödenecek ve hiç kimse haksızlığa uğramayacaktır.” (Bakara:281)


Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Ocak 2013

Sayı: 294

İlkadım Arşiv