Kasım 2015 İbrahim ÇİFTÇİ A- A+
A- A+

Abad Olmak Harab Olmak mı?

Çok kritik bir dönemden geçiyoruz. Bu zor dönemi atlatmalıyız. Etrafımız ateş çemberi. Dış güçler, dış mihraklar, ülkemize kurulan tuzaklar, oynanan oyunlar gibi çeşitli sözlerin aşinası olduk. Neden hep oyun oynanan, tuzak kurulan… biziz.İlk olarak bir ülkenin halkıyla yönetimi uyuşmamış, kurumları yerleşmemiş, devlet erki ile millet barışmamış ise o ülke hep sıkıntılar kritik dönemler yaşamak zorundadır.

İkinci olarak böyle bir yapı o devlete ve millete karşı olan güçler tarafından çok iyi değerlendirilir ve bazı uyuşmazlıklar hep körüklenir. İran Şahı, Saddam Hüseyin, Hafız ve Beşar Esat, Enver Sedat, Hüsnü Mübarek ve ülkemizde CHP ve zihniyeti halkıyla hep kavgalı olmuş ve barışmamışlardır. Halka tepeden bakmış, halkın değerlerine savaş açmışlardır. Tepeden inmeci metotları benimsemişlerdir. Bunun sonucu çok kanlı olaylar, katliamlar meydana gelmiştir. Güç odakları halk ile yönetimin farklı düşünmelerini, kan uyuşmazlığını körüklemiş tahrik etmişlerdir. Bu şekilde hem halkı hem de yönetimi kendilerine mahkûm ve muhtaç etmişlerdir.

İran Devrimi, Mısır İhvan hareketinin seçim zaferi, Arap Baharı, Ziyaül Hak darbesi bu çerçevede halk ile devletin buluşmasına yönelik halk hareketleridir. Bunu o devleti kontrol eden, milleti sömüren ve kendine muhtaç eden güç merkezleri (kulüpler, odalar, sendikalar, iş dünyası, asker gibi…) hoş göremezlerdi. Ziyaül Hak suikastla, İran Devrimi ambargo ve dış müdahale ile, Arap baharı karşı hareketlerle (komplo), Saddam Hüseyin, Beşar Esat baskısı karşısında gelişen özgürlük hareketleri mezhepçiliğin hortlatılması ile kontrol altına alınmıştır.

İç ve dış güç odakları her şeyin kendi kontrol ve inisiyatifleri altında olmasını isterler. Değilse bunu gerçekleştirmek için yol ararlar. Demokrasinin işlemediği yerlerde kontrolleri daha kolay olduğu için diktatörü kontrolle yetinirler. İpini hep elinde tutar, bunalınca da ipi çekerler. Hatta halkı, diktatöre ihbar bile ederler.

Demokrasinin işlediği yerlerde işler biraz zorlaşır. Kontrollerinde olan STK’ları harekete geçirirler, algı operasyonuna girişirler. Bu şekilde iktidarı tehdit ederler. Olmadı teröre destek verirler.

Özellikle dış güç odakları, bu ülkelerde seçim öncesi havayı koklarlar: Seçimi kim kazanabilir? Eğer istedikleri siyasi parti kazanmayacaksa hemen kazanma ihtimali olan kişiile pazarlığa otururlar: “Biz sana destek vereceğiz ama …” ile başlayan şartlarını sıralarlar. Sonuçta kazananın yanında olurlar ama o parti bağımsız davranmaya başlarsa proje aksadığı için operasyonlara başlanır.

Refah-Yol hükümetini oda-sendika-asker-basın-bürokrasi-üniversite gibi odakları harekete geçiren merkezler yıktırmadı mı? Mursi’nin iktidarı aynı olmadı mı? Arap Baharı ülke seçimleri sonrası bunlar olmadı mı? Peki, Türkiye şu anda nerede ne durumda?

Türkiye Cumhuriyeti şu anda cumhuriyet tarihinin en parlak dönemini yaşıyor. Çünkü rahmetli Menderes’ten sonra halkın değerleri ile barışık bir yönetim uzun zamandır iktidarda. Halk ile yönetim barışınca büyük, çok büyük atılımlar gerçekleştiriliyor. Ortadoğu’nun ve Türk Dünyasının abisi ve en saygın ülkesi oldu. Ekonomisi iç ve dış krizlere rağmen sürekli gelişir bir durumda. Kişi başına düşen gelir ve büyük yatırımlar hayali mümkün olmayan seviyelerde. Dünya devleti olma yolunda hızla ilerliyor. Öyleyse onun yolunu kesmek gerekiyor. Ne dünya ekonomik krizleri, ne gezi provokasyonu, ne yolsuzluk ve algı operasyonları bunu başaramadı. Halen milletiyle barışık anlayış birinci çıkıyor. Öyleyse tam onikiden vuralım dediler ve klasik yollardan birini devreye soktular. Terör. Peki, nedir terör?

“Siyasi veya ekonomik hedeflere ulaşmak amacıyla sivillere, resmî yönetimlere yönelik baskı, yıldırma ve her türlü şiddet içeren yolun kullanımıdır” diye tanımlanıyor terör.FransızcaPetit Robert sözlüğünde “Bir toplumda bir grubun halkın direnişini kırmak için yarattığı ortak korku” olarak tanımlanır. OxfordİngilizceSözlük’te “Genellikle siyasal nedenlerle, halkın gözünü korkutmak ve halkı yıldırmak için dehşet öğesini kullanmak” olarak tanımlanır.Türk Dil Kurumu Sözlüğü’nde “Yıldırma, cana kıyma ve malı yakıp yıkma, korkutma, tedhiş” olarak tanımlanır.

Terörizm, ihtiyaç duyduğu maddi kaynaklara daha çok yasadışı faaliyetleri ve dış yardımlar ile ulaşır. Bu gelir kaynakları şu şekilde özetlenebilir: Dış yardımlar, uyuşturucu ticareti,insan kaçakçılığı, büyük çaplı soygunlar, haraçlar, zorunlu bağışlar, her türlü kaçakçılık, gönüllü katkılar vs.

İnternetten derlediğim yukarıdaki bilgilere bakın ve Türkiye için nasıl bir oyun oynandığını fark edin. Terörün amacı belli. Taşeron olduğu da belli. Peki, bu taşeronları kullanan kim? Yazımızın da asıl amacı bu. Bunlar iç ve dış güç odakları,emperyalist güçler ve devletler, menfaat çeteleri.

Paragrafı tekrar edelim: Demokrasinin işlediği yerlerde işler biraz zorlaşır. Kontrollerinde olan STK’ları harekete geçirirler, algı operasyonuna girişirler. Bu şekilde iktidarı tehdit ederler. Olmadı teröre destek verirler. Evet, şu anda teröre destek veriyorlar. Partili, partisiz, paralel, dikey iç ve dış muhalefet de teröre can simidi olarak sarıldılar.

Terör uygulayan organize gruplara terör örgütü; terör uygulayan şahıslara ise terörist deniyor. Destekleyenler de“yardım ve yataklık” ediyorlar. Yani onlar da suçlu.

PKK Terör Örgütü; marksist, ırkçı ve biraz da kozmopolit bir özelliğe sahip. Çeşitli din ve ırktan insanlar var içinde. Oysa düşman tek: Türkiye. 30’u aşkın senedir terörü yaşatan bu örgüt, Batı’nın zamanı geldikçe Türkiye’ye karşı kullandıkları bir özelliğe sahip. Kürt halkı için istedikleri her şey verilmişken hala ne diye terör estiriyorlar? Çünkü hedef Kürtlerin istediği değil efendilerin isteği. Kuzey Irak ve Suriye Kürtlerine kapıyı açan Türkiye’ye teşekkür etmeleri gerekirken terörü tercih etmeleri niyetleri ortaya koyuyor.

Deaş ya da Batılı ve batıcıların ısrarla Işid dedikleri örgüt neyin peşinde? Türkiye ile hangi noktada anlaşamadı? Muhalefet, dini özelliği sebebiyle ısrarla bu örgüte iktidarın destek verdiği ve onukolladığını hatta şımarık çocuğu olduğunu söylerken Türkiye’ye yaşattıkları nasıl açıklanır? Yaptıklarının ne sünni, ne selefi anlayışla ilgisinin olmadığını, insanları İslam’dan soğuttuğunu,İslam fobiyi körüklediğini bilmem bilmeyen var mı? Cihat, mücahit, halife gibi çok değerli kavramlarımızı “asmak, kesmek, yakmak, cinsellik, öldürmek” gibi kelimelerle yanyana getiren bu anlayışın nihai hedefine ulaşması mümkün değilken bunca yanlışlar niye? İslam Dünyası mezhep çatışmalarına düşünce kim kazanır? Türkiye Müslümanları zayıf düşünce kim kazanır?Bu soruların cevabı “Herkes amaMüslümanlar değil”den başkası olamaz.

Şunu netleştirelim: Dünya tarihinde ve şimdi hiçbir terör örgütü amacına ulaşamamıştır. Ama güç odakları tarafından lazım olduğu kadar kullanılmıştır. Türkiye için de öyledir. Ülke, millet ve ümmet olarak güçlülüğümüzden rahatsız olanların, lider değil uşak,emreden değil emir alan olmamızı isteyenlerin en güçlü kozlarını oynadıkları kesin. Bundandır ki, bir olalım diri olalım iri olalım, ayrılıkların değil aynılıkların üstünde duralım. Bu seçimde üst akıl denilenlerin hesabını bozacak bir tercih, terörü de terörden medet umanları da çaresiz bırakacaktır. Bu millet Ensar özellikleriyle yardım ettiği Muhacirlerin duasıyla âbâd olacaktır inşallah. Ne terör, ne onların üst akılları ne iç ne de dış hainler bu ülkeyi harâb edemezler. Yeter ki tarafınızı iyi seçin, bertaraf olmayalım. Hakikaten Türkiye Müslümanlarının sığınacağı liman yok gibi. İnanıyoruz ki Allah dinini ve Müslümanları korumasız bırakmaz.Ama biz de onu hak etmeliyiz değil mi?Allah Müslümanlara yardım etsin. NİYET HAYROLA, AKIBET HAYROLA.

NOT: Terörizm, “Disasters: Terrorism” adlı kitabında, “What is Terrorism?” başlığı altında Ann Weil tarafından şu şekilde de tanımlanmıştır: “Terörizm; rastgele seçilmiş ya da sembolik değeri olan kurbanların, şiddetin aracı olarak seçildikleri bir savaş yöntemidir. Bu araçsal kurbanların kurbanlaştırılmaları, mensup oldukları grup ya da sınıf içerisindeki yerlerine bağlıdır. Böylece, söz konusu grup ya da sınıfa mensup olan diğer bireyler de kronik bir terör korkusunun içine itilmiş olurlar.”

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Kasım 2015

Sayı: 328

İlkadım Arşiv