Aidiyet – Ayşe Ceranoğlu
Bakıp kalma öyle bakmaman gereken yere, durup kalma öyle durmaman gereken yerde. Bilmez kendisinden başkasına aşina olmayan çiçek, senin de farklı bir çiçek olduğunu. Ne bilsin o esen rüzgâr ona hiç esmediyse eğer, esenin rüzgâr olduğunu.
Baktığın her neyse gördüğünle aynı olmadığını yeterince deneyimlemişken, duyduğunun anladığınla aynı olmadığı konusunda her defasında sendeliyorsun. Kimi zaman kulaklarına inanamadığın oluyor. İnsanı insanla anlamaksa varoluş, bu hoyratça söylenmiş gelişi güzel söylenen sözler niye? Kulaklarının işittiğini kabul ediyorsun ama yüreğini hırpalayan mırıltıları duymazdan gelmelisin. Var mı başarabilen, kalbi henüz sıcaklığını koruyorken ona dokunan buz gibi bir söz ile ürpermemeyi.
Tekrar etmelisin “ne bilsin o esen rüzgâr ona hiç esmediyse eğer esenin rüzgâr olduğunu.”, tekrar etmelisin çünkü hatırlamazsan eğer güzel bir yer olduğunu, yine de her şeye rağmen gizlendiğini ahengin ve parlayan yıldızların varlığını işte o zaman yitip gidersin soğuğunda ayazın. Ayazı bilir misin? Hani şu iki dudağının arasında gizli olan. Sözcüklerin ardında gizlenmiş. Bırakma işte o sözcüklerin yamacında gizlenmiş soğuğu. Tut dilini kalsın içerinde, oldu mu hiç ısıtamadığın yüreğinde?
Güzel bak yine de ayaz seni bulmuş olsa dahi, titresen de tüm hücrelerinle sen yine de aldırış etme, arama kabahatliyi… Suç ne sende ne ayazı salıveren de. Yine tekrar et içinden “Bilmez kendisinden başkasına aşina olmayan çiçek, senin de başka bir çiçek olduğunu.” Hatırlat kendine her yerin ve herkesin ve her daim çiçek olduğunu.
Eğer öylece bakakaldıysan ait olmadığın manzaralara ve hayalini kurmaktan alamıyorsan kendini tekrar hatırlat kendine “bakıp kalma bakmaman gereken yere”. Çünkü biliyorsun ait olmadığın yerdeysen eğer er ya da geç seni hoyratça kazıyıp alır hayat. Ki zaten ait olmadığın yerde hayat yalnızca bir çırpınıştan ibarettir. Çabalamadıkça ilerleyemediğin, çabalasan da ilerleyemediğin ne yaparsan yap ilerleyemediğin yerdesin.