BİR HAYAT VAKFESİNİN ARDINDAN

BİR HAYAT VAKFESİNİN ARDINDAN

    İnsanlığa “felâh” diye seslenen bir merkez, baba ile oğulun eliyle yeniden inşa edildi.

Bu inşa yalnızca mimarî değil; insan soyunun yönünü, anlamını ve istikametini yeniden tayin eden bir çağrıydı.

   İnsanlığın varoluş hikâyesi, yaratılış gayesine uygun seyretsin diye ilahî bir fragman hazırlanmış; bu fragmanla insanın tüm duyuları — görsel, işitsel, dokunsal ve sezgisel boyutlarıyla — yeniden hizalanmaya davet edilmişti.

   Bu merkez, insanı “fabrika ayarlarına” döndürmeyi amaçlayan metafizik bir koordinat noktası olacaktı.

   İnşa tamamlandığında, Yüce Yaratıcı’nın hitabı geldi:

“Çağır!”

  Bu emir yeni bir dine çağrı değildi ve peygamberler insanları yeni bir dine de çağırmaz aslında.

Bu sesleniş insanlık tarihine sürekli bir hatırlatmaydı.

İnsan sesi hangi frekansta nereye kadar ulaşabilir? Ama yine de seslendi münâdî; biliyordu “ol” diyen kudreti ve yaşamıştı ateşin  onu serin ve selametli kıldığı anı.

   Vahyin iletişim biçimindeki temel hakikat gerçekleşti. Hz. İbrahim seslendi ve çağrısı Allah tarafından duyurulur hâle getirildi.

   Bir hayat vakfesine davet ediyordu Yüce Yaratıcı.Durmanın farz olduğu bir yolculuğa davet ediliyordu tüm insanlık.

   Mekke’de bütün benliğimi saran bu çağrı öyle iyi geldi ki , farklı bir bilinçle Medine’ye giderken bir kez daha hamd ettim.

   Hayatın içinde koştuğumuz, koşuşturduğumuz, hatta koşturulduğumuz bir hızda ruhlarımız çok geride kalırken biz hızın hazzından koordinatlarımızı kaybedebiliyoruz.

   Aslında vahyin bizden istediği tempolu yürümek; koşturmak ve koşturulmak bilinçsiz yapılan bir eylem. Amacını kaybetmiş bir yürüyüş hızıyla insanın algıları zayıflıyor; her günah navigasyon ihlali gibi seni hedefindeki yolundan saptırıyor ve sen durup yeni bir hizalanma ve niyet tazeleme yapmadıkça artan hızla birlikte frekanslar kayıyor.

   Vahiy hep yayında aslında; problem senin antenlerin nereye dönük.Kalpler sürekli bir arayış içinde o yüzden.

يَا مُقَلِّبَ الْقُلُوبِ ثَبِّتْ قَلْبِى عَلٰى دِينِكَ

“Yâ Mukallibe’l-kulûb! Sebbit kalbî alâ dînik.”

“Ey kalpleri hâlden hâle çeviren Allah! Benim kalbimi dinin üzere sabit kıl!” duası ile hızımız arttığında bir vakfe yapmak, fabrika ayarlarına geri dönmek, unuttuğunu hatırlamak, kaçırdıklarını telafi etmek arınmak, en önemlisi de yeniden niyet tazeleyerek istikamet kazanmak için dur.Düşünmek için dur ve bir hayat vakfesi yap.

   Zira günah ve gaflet frekansı bozar. Sürekli dünya kaygısı, kibir, çıkar hesapları kalpte parazit oluşturur.

Bu parazit arttıkça kişi:

Ayet’i duyar ama etkilenmez. Hakikati bilir ama harekete geçmez. Nasihati işitir ama savunmaya geçer.

Koşturan ve koşturulanlar için önemli olan yön değil hızdır; anlam değil hazdır.

Mutluluğu ararlar, fakat aradıkları mutluluk çoğu zaman onları yönlendiren sistemlerin bir yemi hâline gelir.

    Modern dünyada en büyük problem odaklanmış frekans kayması; zira hız modern çağın erdemi hâline gelmiş, durmak ise zayıflık sayılmıştır.

İnsan hakikati duymadığı için değil, frekansı farklı olduğu için anlayamaz.

Çağımızda bilgi arttı ama hikmet azaldı

Gürültü çoğaldı ama anlam zayıfladı

İnsanlar sürekli konuşuyor ama vicdanlar sessiz.

Bu da insanın:

Tüketim frekansına

Eğlence frekansına

Rekabet frekansına ayarlanmasına yol açıyor.

Sonuç: Hakikat sesi arka planda kalıyor.

İnsanlığın temel problemi bilgisizlik değil, kalbinin sinyal gücü.

Kalp dünyaya ayarlıysa vahiy sesi zayıf gelir.

Bu yüzden problem delil eksikliği değil, alıcı ayarıdır.

Vahiy frekansına girmenin yolu vakfe yapmaktır:

1-Günlük vakfelerimiz namaz ve samimi yöneliş.

İnsan gerçekten hakikati istiyorsa kalp açılır.

2-Yıllık vakfelerimiz Ramazan: Kur’an vakfesi ile

Sadece okumak değil, düşünmek gerekir; özellikle gecenin bir vaktindeki uykusuzluk vakfelerinde Rabbinin huzurunda. Çünkü anlamaya başlayan insanın frekansı değişir.

3-omrumuzun vakfesi hac ve imkan varsa tekrarlayan  umrele…

 Beyhan KESEKÇİ

YAZAR BİLGİSİ
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.