KAPAK – Tesettürün Neresindeyiz? / Hatice Şayakdokuyan

Tesettür, sadece bir giyim tarzı ya da bireysel bir tercih değil, Kur’an ve sünnetin emirleri doğrultusunda şekillenen, imanla bütünleşen bir ibadettir. Bir ucu namaz kadar kutsal, diğer ucu ise ihlal edildiğinde kumar kadar sakıncalı olan tesettür, yalnızca fiziki bir örtünme değildir. “Sitara” yani perde kökünden gelen bu kavram, insanın kendisini gözlerden sakınması, vakar ve mahremiyetini muhafaza etmesi anlamına gelir.
Tesettür yalnızca kadınlara mahsus bir emir değildir. Zira Nur suresi 30 ve 31. ayetlerde Allahu Teâlâ tesettür emrini ilk erkeklere farz kılmıştır:
“Mü’min erkeklere söyle: Gözlerini harama bakmaktan sakınsınlar; iffet ve namuslarını korusunlar. Bu, onlar için daha temiz ve daha nezih bir davranıştır. Şüphesiz Allah, onların bütün yaptıklarını en iyi bilmektedir.” (Nur 30)
Erkekler de mahremiyet sınırlarına riayet etmeli, giyim ve davranışlarında İslami ölçülere uygun bir tavır sergilemelidir. İslam kadın erkek fark etmeksizin bedenin mahremiyetinin korunmasını ister. Ayetin devamı ise kadınlara dönük kısmını bizlere beyan eder:
“Mü’min kadınlara da söyle: Gözlerini harama bakmaktan sakınsınlar; iffet ve namuslarını korusunlar. Mecbûren görünen kısımları müstesnâ, güzelliklerini ve süslerini teşhir etmesinler. Başörtülerini, yakalarının üzerine kadar örtsünler.” (Nur 31)
Tesettür, sadece başın örtülmesiyle tamamlanan bir giyim tarzı değil; beden dili, yürüyüş, konuşma ve genel tavırlarla da tamamlanan bir ahlaki duruştur. Tesettür, ancak sağlam bir iman ve ibadet bilinci ile ruha uygun bir şekilde yaşanabilir. Bu noktada “teberrüc” kavramı öne çıkmaktadır. Teberrüc, dikkat çekmek ve gösteriş yapmak için bilerek açılmayı ifade eder ve İslam’ın özüyle çelişen bir yaklaşımdır. Allah’ın koyduğu sınırlar zamana ve mekâna göre değişmez; insan yapımı kurallar zamanla eskirken, İslam’ın öngördüğü esaslar her daim geçerliliğini korur.
Ancak tesettür anlayışımız giderek değişime uğramaktadır. Estetik kaygıların öne çıktığı, modaya uyum sağlamak adına giyim tarzının özgün anlamından uzaklaştığı günümüzde, tesettürün özü unutulmaya yüz tutmuştur. Tesettür, dikkat çekmek ve bedeni öne çıkarmak için kullanılıyorsa, bu büyük bir yanılgıdır.
Resulullah (sav) şöyle buyurmaktadır:
“İki sınıf insan vardır ki, onlar cehennem ehlidirler; bunlardan biri ellerinde sığır kuyruğu gibi kamçılar olup insanları dövecekler. Diğeri; vücutlarını belli edecek elbise giyen, saçlarını deve hörgücü gibi başlarında toplayan kadınlardır ki; bunlar cennete giremeyecek ve çok uzak mesafelerden bile hissedilen cennetin kokusunu dahi duyamayacaklardır.” (Sahih. Malik Libas,7; Müslim 2128)
21. yüzyılda yaşadığımız temel problemlerin büyük bir çoğunluğu şüphesiz ki tesettür kavramının gençlere bir kimlikten ziyade bir tarz olarak aktarılmasıdır.
Gençlerin tesettür konusuna mesafeli durmalarının pek çok sebebi bulunmaktadır. Bunlar arasında:
– Tesettürün hikmetinin yeterince anlatılamaması,
– Medyanın ve toplumsal algının etkisi,
– Kültürel ve sosyal mekanlarda yaygınlaşan özgürlük(!) anlayışı,
– Toplumun başörtülü kadınlardan belli beklentilere sahip olup, onların en ufak hatasını daha büyük görmesi gibi faktörler yer almaktadır.
Bu noktada önemli olan, tesettürün zorla dayatılan bir kural değil, bilinçli bir şekilde benimsenen bir kimlik unsuru olduğunu anlatabilmektir. Anne babalar, tesettürü sevdirerek öğreten bir tutum benimsemeli ve bu kavramın yalnızca bir kıyafet meselesi olmadığını vurgulamalı, hikmetini gereği gibi anlatmalıdır. Tesettürün tüm hayata hakim olması, günde beş defa Rabbinin huzuruna çıkmakla, İslam ahlakını yaşantıya aktarmakla mümkündür. İnsan çevresi ile var olur; Tevbe suresi 119. ayette Allah “Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve sadıklarla beraber olun.” buyurmaktadır. Kimin yanında olduğumuz, kim olacağımızı belirler.
Unutulmamalıdır ki tesettür en güzel ziynettir, kıymetli olan korunur. İnşaat demirlerinin içeri taşındığını gördünüz mü, ama kuyumcuların altınları vitrinde bıraktığını da görmemişsinizdir. Bir şey ne kadar değerliyse o kadar korunur, bedenimiz de öyle.
Nihayetinde, tesettürü dünya hayatında hakim kılmak bizleri şu müjdelere muhatap edebilir:
“Şüphesiz iman edip salih amellerle uğraşanlara gelince; biz gerçekten (böyle her konuda) en güzel davranışta bulunanların (ve sorumluluk bilinciyle yaşayanların) ecrini asla zayi etmeyiz.
Onlar tahtlar üzerinde kurularak orada altın bileziklerle bezeneceklerdir, ince ve kalın saf ipekten yeşil elbiseler giyeceklerdir, ne güzel sevap ve ne güzel dayanak!” (el-Kehf, 30,31)