SİZDEN GELENLER – Uhrevi Kazançlarımızı Dünyevi Hırs ve Zaaflarımızla Kaybediyoruz / Yusuf Karagözoğlu

SİZDEN GELENLER – Uhrevi Kazançlarımızı Dünyevi Hırs ve Zaaflarımızla Kaybediyoruz / Yusuf Karagözoğlu

Yapacağımız ibadetlere yaraşır şekilde taşıyabileceğimiz ahlâk, adap ve karakter olsa kendimizde ne gibi değişiklikler olacağının farkına varırız. Tabir yerindeyse ibadet ederek benzin istasyonundaki gibi yakıt ikmali yaparız; yaşadığımız yorucu ve stresli hayata bir an olsun mola veririz, daralan ve bunalan ruhumuz dinginliğe ulaşır, özgürlüğe kavuşur, kalbimiz mutmain olup huzura erer, nefsimiz kirlerinden arınır.

Herhangi bir işten emekli olup artık o işte çalışmayabiliriz; ancak kulluk borcu olan ibadetlerin terk edilmesi söz konusu olamaz. Ayette belirtildiği1gibi bize ölüm gelinceye ibadet ve taatlerimize devam etmek mecburiyetindeyiz. Samimi ve ihlaslı yaptığımız ibadetlerin işlediğimiz günahların silinmesine vesile olacağını bilelim.

Nitekim bu hususla ilgili hadislerde, büyük günahlardan uzaklaşıldığı takdirde iki namaz vakti arasında işlenen günahların affedileceği2, inanarak ve sevabını Allah’tan umarak Ramazan’da oruç tutanın geçmiş günahlarının affedileceği3, Allah için hac farizasını yapıp haccın ruhuna aykırı kötü söz söylemeyen ve cahilce davranışlarda bulunmayanın hacdan döndüğünde anasından doğduğu gün gibi günahlardan temizlenmiş olacağı4bildirilmektedir.

Kulluk namaz, oruç ve hacc gibi zaman, mekân ve belli ölçüleri olan özel ibadetler yanında; bir de genel olarak yapmamızla Allah’ın bizden hoşnut olacağı, kâmil imanı tamamlayıcı ve Müslüman şahsiyetimizi inşa edici hal ve davranışlara sahip olmamız elzemdir. Çünkü ibadet ederken bizi gören ve işiten Zat-ı Zülcelal Hazretleri, ibadet hayatımızın dışında da görüyor ve işitiyor, yazıcı melekler yaptıklarımızı kaydediyor; geçimini helal yoldan kazanmak, iş yerinde ölçüyü doğru tartıp kazancına yalan ve hile karıştırmamak nasıl ibadet hükmündeyse alın teri kurumadan yanımızda çalışan kimseye hakkını vermek de ibadet hükmündedir.

Yine aynı şekilde ebeveynin çocuklarına, komutanın askerine, patronun işçisine, amirin memuruna adaletli davranması da öyledir ki, hadiste bir saat veya bir gün adaletle hükmetmenin, bir sene veya altmış sene nafile ibadetten hayırlı olduğu bildirilmektedir.5 İnsanlara ve hayvanlara şefkat ve merhamet göstermek de ibadet hükmünde olup yeryüzündekilere merhamet ettiğimiz için göktekilerin de bize merhamet edeceği bildirilmektedir.6

Son olarak başkasının hakkına girip kul hakkı yememek de ibadet hükmündedir. Zira Hz. Peygamber (a.s) üzerinde kul hakkı olanın cenaze namazını kılmamış ve kıldırmamış, yine hadislerde geçmektedir ki, kıyamet günü üzerinde kul hakkı veya kamu hakkı olan müflislerin sevapları alınıp hak sahiplerine verilecek. Hakları ödemeye sevapları yetmezse, bu kez hak sahiplerinin günahları onların amel defterine işlenip cehenneme atılacaklar. Ne kötü bir akıbet değil mi? Allah bizleri böylesi bir akıbetle karşılaşmaktan uzak etsin.

Etrafımızda karşılaştığımız yanlış uygulamalardan birine, üzerinde başkasının hakkı olan parayla ya da kazandığı haram parayla hayır işlemeyi örnek verebiliriz. İş adamının, yanında çalıştırdığı işçilerin hakkını vermeyip o parayla cami veya Kur’an kursu yaptırması… İşçilerin geçim nafakalarını alıp hayır kurumu yaptırmak nasıl bir zihniyettir anlamış değilim. Hâlbuki ey insan! Sen önce üzerindeki kul hakkı borcunu öde, ondan sonra hayır işle.

Ya da kazandığı gayrimeşru parayla yaptırdığı hayır kurumuna adı soyadının baş harflerini büyük harflerle yazdıran gösteriş budalalarına ne demeli? Kazandıktan sonra kaybetmek, zirveye tırmandıktan sonra aşağı düşmeye benzer. Everest tepesine tırmanan bir dağcı düşünün, sırtında çantası, halatı, yiyecek içecek nevalesi ve diğer malzemeleriyle zorlu bir macera yaşıyor, bir anlık baş dönmesi yaşayıp aşağı yuvarlanıp yaralanıyor. İşte bu kadar mesafeyi atlatıp yükseğe tırmandıktan sonra aşağı yuvarlanan dağcı gibi kazandıklarını kaybeden birçok müflis insan var etrafımızda.

Akıbetimizin hayırlı olması için kaybettiklerimizi tekrar kazanmalıyız. Kazandıklarımızı da muhafaza etmeliyiz. Merhum Necip Fazıl Kısakürek’in “Namaz camiden çıkınca, hac Mekke’den dönünce, Ramazan oruç bitince başlar.” sözünde olduğu gibi şu bir şekilde yaptığımız ibadetlerimizde kazandığımız güzel, hayırlı ve hoş ameller hayatımıza davranış olarak yansıyıp ahlakımıza yön vermeli. Yoksa sık duyduğumuz namaz beş vakit, ahlak ise yirmi dört saat farz sözüyle asıl anlatılmak istenende olduğu gibi, ümmetine “Ben namazı nasıl kılıyorsam siz de öyle kılın.”7 buyuran Hz. Peygamber’in (a.s) namazı gibi namaz kılarsak zaten bu bizi kötülükten ve hayasızlıktan alıkoyar, böylece “Ben, ancak güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.”8 hadisini daha iyi anlayıp güzel ahlakı kazanmaya gayret gösteririz.

İslam dininden olmayan insanların bile adalet ve ahlâkından örnekler verildiği halde, kendisi adalet ve ahlâkın kaynağı olan İslam dininden nasiplenememiş adaletsiz ve ahlâksız Müslümanlara yazıklar olsun! Yazıklar olsun bu dinle şereflendiği halde bu dinin şerefini lekeleyenlere! Adaletli ve ahlâklı dinsizlerin böyle adaletsiz ve ahlaksız dindarlara karşı öne çıkartıldığı günümüzde dini nasıl temsil ettiğimizi gözden geçirelim. Biz Müslüman olarak vicdan, hak yememe, dürüstlük ve merhamete taalluk eden adaleti; iffet, haya, edep, hoşgörü, doğruluk, güven, diğerkâmlık, fedakârlık ve kardeşliğe taalluk eden ahlak ve faziletleri yeniden kazanabilme istek ve çabasında olmalıyız.

En büyük kazanç yolu da ebedi saadeti elde etmek için Allah’la yaptığımız kârlı ticarete uymakla olur; böylece hem bu dünyada hem de öteki dünyada kazanırız, bu kazanç bereketli bir kazançtır. Öyle ki, Allah’a karşı sorumluluğu yerine getirerek takva ve kulluk şuuru kazanırsak, hayatımızın muhasebesini yaparak süfli emel ve isteklerimizle cihad ederiz, kendi benliğimizi yeniden inşa etmek için ruhi terbiye ve nefis tezkiyesini içeren manevi bir disiplin kazanırız, insanlarla ilişkilerimizde sosyal adalet ve infak bilinci kazanırız.

Öyle ki, ancak bunları yapmakla Allah’ın bizden istediği olgun imana erişip gerçek dindarlığa kavuşuruz, tam da bu noktada merhum Nurettin Topçu’nun “Gerçek dindarın hareketi ibadet, sözü dua, bakışı rahmet, beraberliği kuvvettir.”sözü ne demek istediğimizi özetlemiştir sanırım. Bizlere; hal ve hareketlerine güvenilmeyen, sözlerine inanılmayan, varlığı yanındakiler için hıyanet ve ihanet sebebi olan sahte dindar değil; Topçu’nun vurguladığı gibi etrafında el üstünde tutulan, varlığına kıymet biçildiği için yokluğu hemen hissedilen gerçek dindar lazım.

Gerçek dindarlık konusunda yine Nurettin Topçu ”İyi Müslüman caminin içinde değil, dışında belli olur. Ticaret var, para var, pul var, kasa var, rekabet var; sen böyle bir ortamda nasılsın, mühim olan bu. Caminin içinde herkes mübarek, orada iş kolay, dışarıda nasılsın.” der. Haksız mı söylediklerinde? Caminin içinde herkes iyi Müslümandır, önemli olan gündelik hayatın içinde, sahteliklerden sıyrılarak dini yaşayan samimi bir Müslüman olmaktır.

Amir-memur, işçi-patron, usta-çırak, öğretmen-öğrenci tarağın dişleri gibi eşit olduğu, namaz safından çıkıp işine dönen cemaat iyiliği emredip kötülükten vazgeçiriyor mu sorusuna müspet cevaplar verildiği zaman işler yoluna giriyor demektir. Mesela esnaf kazıklamaya devam ediyor mu? Memur rüşvet gibi gayrimeşru yollara tevessül ediyor mu? Ev sahibi kirayı fahiş arttırıyor mu? Öğretmen iyiyi, güzeli, doğruyu yaşayıp öğrencisini kötülükten, yanlıştan vazgeçirebiliyor mu? Yönetici adaleti sağlayabiliyor mu? Din bilginleri çarpıtmadan ve korkmadan hakikatleri anlatabiliyor mu?

Zaten herkes işini layıkıyla yaparsa toplumda sorunlar, bozulmalar ortadan kalkar. Yalana, hileye, sömürüye ve aldatmaya müsait bir ortam oluşursa doğruluk, dürüstlük, adalet aranır ama bulunamaz hale gelir. Öyle ki bu durum ayaklarıyla camiye gidip amelleriyle camiden uzaklaşanların felaketi olur.

Ailelerin ve toplumun ifsad olmaması için, gençlerimizin bekası için velhasıl-ı kelam nefsimizin ve neslimizin ıslahı için gerçek dindar olmak ve gerçek dindar yetiştirmek zorundayız. Yaşantısıyla İslam’ın ibadet ve ahlâkını hayatına aksettiren, ilmiyle amil, kalbinde İslam davasının aşkını taşıyan ve bunun için gecesini gündüzüne katacak kadar fedakâr, samimiyet ve sadakat timsali, dert ehli kullardan olmak ümidi ve dileğiyle…

Dipnotlar

1.Hicr, 15/99

2.İbn Hacer, 8/357

3.Buhârî; Müslim; Ebû Dâvûd; Tirmizî; Nesâî; Ahmed bin Hanbel

4.Buhârî, Umre 4; Muhsar 9, 10; Müslim, Hac 438; Tirmizî, Hac 2; Nesâî, Hac 4

5.el-Aclûnî, Keşfu’l-Hafâ, II, 58, 1721; ez-Zeylâî, Nasbu’r-Râye, IV, 67

6.Tirmizî, Birr, 16

7.Buhârî, Ezân, 18, Edeb, 27, Ahâd, 1

8.Muvatta, Husnü’l Halk, 8; Müsned, 2/381

YAZAR BİLGİSİ
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.