Hakkını Vermek
Mayıs 2017 Nureddin SOYAK

Hakkını Vermek

Gençlik yılları insanların en saf ve temiz, fıtratın en hâkim olduğu yıllardır. Gençler ana babasına ve çevresine bakarak ya fıtratını korur ya da fıtrattan uzaklaşırlar. Haklar insanca yaşamanın temel kurallarıdır. Haklar da ilahi ve nebevi kurallarla belirlenir. İlahi ve nebevi kurallar dışında belirlenen hiçbir hak taksimi asla adaleti gerçekleştiremez.

Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

“Allah ve Resulü bir iş hakkında hüküm verdikleri zaman, hiçbir mü’min erkek ve hiçbir mü’min kadın için kendi işleri konusunda tercih kullanma hakları yoktur. Kim Allah’a ve Resulüne karşı gelirse, şüphesiz ki o apaçık bir şekilde sapmıştır.” (Ahzab, 36)

Mü’min genç hukukullahı ve hukukül ibadı çok iyi bilmeli ki haksızlık ederek zalim olmasın. Hak ve sorumluluklarını bilen mü’min genç ne zulmeder ne de zulmedilmesine müsaade eder. Haksızlıklar karşısında susmanın bile zulüm olduğunu bilir. Mü’min genç Allah ve Resulünün hüküm koyduğu hususta -kendi işleri bile olsa- asla tercih hakkının olmadığını bilir ve “Bu benim özel hayatım, istediğim gibi hareket ederim, kimse bana karışamaz!” gibi azdırıcı laflara asla iltifat etmez. Allah ve Resulünün hükmüne boyun eğer.

“İnsanların mallarını ve haklarını eksiltmeyin. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.” (Şuara, 183)

Mü’min genç en yakınlarından başlayarak tüm insanların haklarına çok hassas bir şekilde riayet eder. Ana baba hakkına, evli ise eş ve çocuklarının hakkına riayet eder. En küçüğünden en büyüğüne kadar haklara riayet etmeyiş yeryüzünün düzenini bozar. Aile hukukuna riayet edilmeyince ailede huzur olmaz. İnsanların hukukuna riayet edilmeyince toplumda huzur olmaz.

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz iyilik yapılması gereken ilk kişinin ana olduğunu ifade ederken, baba hakkı konusunda da şöyle buyurmaktadır:

“Hiçbir evlat, babasının hakkını, bir istisna durumu dışında ödeyemez. O durum da şudur: Babasını köle olarak bulur, satın alır ve azad eder.” (Müslim, Ebu Davud, Tirmizi)

Evli olanların da eş ve çocuklarının hukukuna azami dikkat etmeleri gerekmektedir.

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz Selman’la Ebud Derda radiyallahu anh’ı kardeş yapmıştı. Selman bir defasında Ebud Derda’yı ziyaret etti. Evde, Ebud Derda’nın hanımını düşük bir kıyafet içinde buldu. “Bu halin ne?” diye sordu. Kadın: Kardeşiniz Ebud Derda’nın dünya ile alakası kalmadı.” diye açıkladı. Ebud Derda geldi ve Selman’a yemek getirerek: “Buyur, ye!” dedi ve ilave etti: “Ben orucum!” Selman: “Hayır, sen yemezsen ben de yemem.” dedi. Beraber yediler. Akşam olunca Ebud Derda, Selman’dan gece namazı için müsaade istediyse de Selman: “Uyu.” dedi. Beraber uyudular. Bir müddet sonra Ebud Derda namaza kalkmak istedi. Selman tekrar “Uyu.” dedi. Uyudular. Gecenin sonuna doğru Selman “Şimdi kalk!” dedi. Kalkıp beraber namaz kıldılar. Sonra Selman şu nasihatte bulundu:

“Senin üzerinde Rabbinin hakkı var, nefsinin hakkı var, ehlinin hakkı var, her hak sahibinin hakkı var.” Ertesi gün Ebud Derda, durumu Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimize anlattı. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz: “Selman doğru söylemiş.” buyurdu. (Buhari-Tirmizi)

Müslüman genç, Rabbinin de hakkını verecek, O’na kulluğunu en güzel şekilde ifa edecek, nefsinin de hakkını verecek, yiyecek içecek, arzu ve isteklerini meşru yollardan tatmin edecek. Evli ise eş ve çocuklarının hakkını verecek. Eş ve çocuklarının haklarına riayet edemeyeceği bilinen kişilerin evlenmesi veya evlendirilmeleri zulümdür. Her gün toplumda yaşanan aile facialarının temelinde bu haksızlık ve hukuksuzluk yatmaktadır. Hakların verilmediği ortamlarda sapmalar başlar.

Müslüman, gençliğinin hakkını verecek, yaşlılığının hakkını verecek, erkekliğinin hakkını verecek, kadınlığının hakkını verecek. Yeni ruhbanlıklar icat etmeye gerek yok. Rabbimiz kullarını maddi ve manevi ihtiyaçları olan bir varlık olarak yaratmıştır. Bu ihtiyaçları yok sayarak veya baskı altına alarak daha iyi bir kul olunamaz. Bütün bunlar ilahi ve nebevi ahkâmla açık bir şekilde beyan buyrulmuştur. Yeter ki öğrenip uygulayalım.

“İcat ettikleri ruhbanlığa gelince; biz onu onlara farz kılmamıştık. Allah’ın rızasını kazanmak için onu kendileri icat etmişlerdi. Fakat ona da gereği gibi uymadılar.” (Hadid, 27)

Rabbimizin buyurduğu üzere ruhbanlığı icat edenlerin sapkınlıkları herkesin malumudur. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz ümmeti hakkında korktuğu, hırsla temel ihtiyaçlarda haddi aşarak fitnelere düşmektir. Temel ihtiyaçların meşru ölçülerde tatminine asla engel olmaz. Hatta bu ihtiyaçların giderilmesini ibadet addeder.

“Sizin hakkınızda en ziyade korktuğum şey, zenginlik hırsı ile karınlarınızın ve ferçlerinizin şehvetleri, bir de fitnelerin şaşırtmalarıdır.” (A. Hanbel)

Mü’min temas halinde olduğu bütün hak sahiplerinin de hakkını verir. “Öyle ise akrabaya, yoksula ve yolcuya hakkını ver. Bu Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak isteyenler için daha hayırlıdır. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.” (Rum, 38)

Rabbinin sana verdiklerinden de hak sahiplerine haklarını ver. “O, çardaklı çardaksız bahçeleri, ürünleri, zeytin ve narı birbirine benzer ve birbirinden farklı biçimde yaratandır. Bunlar meyve verince meyvelerinden yiyin. Hasat günü de hakkını verin, fakat israf etmeyin. Çünkü O, israf edenleri sevmez.” (En’am,141)

Mü’min genç sadece insanların değil bütün canlıların hakkını da gözetir. “Allah’ın devesini ve onun su içme hakkını koruyun.” (Şems, 13)

Kendisinin veya hakkı gasp edilenin hakkını almak için mücadele ederse ona ceza bile yoktur. “Zulme uğradıktan sonra, kendini savunup hakkını alan kimseye bir yol/şey yoktur.” (Şura, 41)

İlahi ve nebevi öğretilere uyan, tam bir teslimiyetle ona tabi olanın da haklar konusunda hiçbir korkusu olmaz. “Kim Rabbine inanırsa, artık ne hakkının eksik verilmesinden ne de haksızlığa uğramaktan korkar.” (Cin, 13)

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Mayıs 2017

Sayı: 17

Genç Adam Arşiv