Elbette Bir Şair Değilim Ama Bir Kalbim Var Benim
Mayıs 2017 Bülent ZENCİR

Elbette Bir Şair Değilim Ama Bir Kalbim Var Benim

Bir soğukluk var içimde. Aralık’tan kalma sanırım. Belki de Orta Doğu’da sönen ocaklardandır. Ya da şehadet kokan Şubat’tan mı dersiniz? Önceleri izahı mümkün olmayan cümleler yutkunmuşluğum ve de avazımın çıktığı kadar susmuşluğum var. Şimdilerde ise yüreğimin sesini dinlemeyi, bir de gece gölgenin rahatına bakanlara ve ben yoruldum hayat diyenlere inat birkaç iyi adamın hayata karşı mütevazı duruşunu seviyorum. En içten duygularımla beklemekteyim baharın gelişini. Ama tek tek koparıldık dalımızdan. Vurulduk sevdamızdan. Kırıldık kalbimizden… Farkındayım.

Elbette şair değilim ama bir kalbim var benim. Kırık da olsa, yaralı da... Kalbimizi kıranlarla defanstan ayrılanlar aynı kişiler, hep biliyorum. Kırgın değilim. Yaralı bir serçenin çırpınışı bizimkisi. Gönlümüze serpilecek bir su, ellerimizden tutacak bir dost veya tebessüm edilecek bir söz bekleriz.

Her yedi kişiden biri her gece aç yatmasın. Savaş uçakları gökten demokrasi yağdırmasın istiyoruz. Bebeklerin kumdan kaleler yapmasını beklerken… Kasamıza girecek milyon dolarların hesabını yapmayalım. Yastık altında ayıplar biriktirmeyelim istiyoruz. İnsanı yaşat ki devlet yaşasın diyoruz. Dicle’nin kenarında kaybolan kuzudan kendimizi sorumlu hissediyoruz. Kendimiz için istediğimizi sizin için de istiyoruz.

Can alıcı durum bildirilerimiz, insanların beğenisine sunulan profil fotoğraflarımız var bizim. Attığımız tweet, kastığımız takipçiye değer mi bilmem. Sosyal medyanın bir merhameti olduğuna da inanmıyorum zaten. Merhamet kalptedir. Bir kalbe girmenin ve de bir gönlü incitmemenin derdindeyiz.

İnsansız hava araçlarıyla insansız coğrafyalar kuruluyor. Ne dersiniz? Acıları hafiflesin diye mi çocuklar misket bombalarıyla vuruluyor? Sadece şehirlere mi atılıyor bombalar? Ana haber bültenlerinde patlayan bombalara ne demeli? Duygularımızın resmi hizmete mahsus oluşundan mı işi siyasilere bırakmamız? Gerçekten aslı gibi midir hep gözyaşlarımız? Neler kazandık dersiniz, neler yapıyoruz veya farkında mıyız kaybettiklerimizin?

Kaybettiklerimizin ne olduğunun önemi de yok zaten. Diplomaya yüklenen değerin insanın kişiliğine verilmediğine şahit oluyoruz. Herkese iyi bir gelecek sloganları bizim benliğimizi bozdu sanırım ve galiba biz bekleme yerimizi bayağı abarttık. İş ciddi arkadaşlar; ne biriktirdiğimize bir bakalım islerseniz.

Meşhur hikâyeyi bilirsiniz: Öğretmen tebeşirle tahtaya kocaman bir ‘1’ rakamı çizerek; “Arkadaşlar bakın bu, kişiliktir. Hayatta sahip olabileceğiniz en değerli şeydir.” dedikten sonra; 1’in yanına 0 (sıfır) koyar ve “Bu, başarıdır. Başarılı bir kişilik 1’i 10 yapar.” der. Bir 0 daha… “Bu tecrübedir. 10 iken 100 olursunuz. Sonra bir 0 daha. “Bu çalışmaktır.” Bakın 1000 oldu…” Sıfırlar böyle uzayıp gider: Yetenek… Disiplin… Sevgi… Eklenen her yeni 0’ın, kişiliği 10 kat zenginleştirdiğini anlatır… Sonra eline silgiyi alır ve en baştaki 1’i siler. Geriye bir sürü sıfır kalır ve öğretmen, dersinin en önemli cümlesini söyler: “Kişiliğiniz yoksa öbürleri hiçtir.”

İşte tam buradan vurulduk gençler. İstedikleri yerden vurdular anlayacağınız. Bol sıfırlı hayatlarımız akıp giden ömrümüzde nereye tekabül edecek. Biz ahlaki temeller üzerine iyilik ve güzellik kurmak istiyoruz. Yine biz biliyoruz ki aslolan yasal olan değil, Allah katında makbul olandır. Kişilik bir insanın aldığı diploma değildir. Veya atama, terfi ya da bir ihaleden elde edilecek bir şey değildir. Kişilik, yetim hakkını gözetmektir. Kendisi için istediğini kardeşi için de istemektir. “İnsan insanın kurdudur.” diyen bir anlayışın karşısına “İnsanların en hayırlısı insanlığa en faydalı olanınızdır.” sözüyle çıkmaktır. Gelin genç adamlar; hep beraber bu dünyadan şerefimizle geçelim.

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Mayıs 2017

Sayı: 17

Genç Adam Arşiv