Ebu Adem Simith

Ebu Adem Simith

Üniversiteye ilk gittiğim günlerdi, daha derslere bile yeni yeni başlıyorduk. İlk derste hoca bir isim söyledi. Bu isim hakkında o kadar büyük kelimeler kullanıyor, o kadar büyük tasvirler yapıyor ve ondan o derece saygı, sevgi ile bahsediyor ki ister istemez insan kulak kesiliyor.

Ben de sandım ki bu adam ya büyük bir sahabe ya bir âlim ya bir mürşid ya hocanın kendi babası ya da üniversitenin rektörü falan. Çünkü bu adamı andığı kadar Allah’ı ansa ya da bu sözleri insan dua etmek için kalpten kullansa herhalde affedilebilir gibiydi. Aklıma takılan bir başka nokta ise bunları söyleyen hocanın profesör olmasıydı.

Fakültede gezinirken dedim bari başkalarına sorayım. Bizden büyük olan yani üst sınıflarda okuyan arkadaşlara sordum. Ayrıca fakültedeki diğer hocalara sordum, hatta okuldaki kantinciye bile sordum. Onu anlatırken sanki gözlerinden yaş gelecek gibiydi ve ben hayretler içerisindeydim. Kararlıydım, işletme fakültesinin en üst katına, profesörün odasına gittim. Kendimi tanıttıktan sonra dedim ki: “Hocam kimdir bu ADAM SIMITH?

Ve Profesör başladı: “Evladım ilgin alakan hoşuma gitti ama biraz saygı ile konuşman gerek.” (Tabi saygılı olmak için ne diyecektim, anlamadım. Hazretleri falan mı, tövbe tövbe) Neyse, hoca devam etti. “ADAM SIMITH, İktisat biliminin babasıdır. Yani bizim babamız dedi. (İçimden ALLAH ALLAH dedim). İngiltere’nin İskoç eyaletindendir. Mikro iktisatta ortaya koyduklarını hala anlatmaktayız. Büyük devlet değil de büyük firmalarla olması gerektiğini, bu konuda bir de kitap yazmış: ‘Ulusların Zenginliği’. Ayrıca ahlak felsefesiyle de ilgilenmiş.” Dedim ki “Hocam ben bu Adam Simith’i nerden, nasıl bulurum?” Hoca: “300 yıl geriye gitmen gerekir ve tabi ki İngiltere’ye” dedi. Tamam, ben bulurum dedim.

Zamanım kısaydı. Profesörün odasından çıktım. Başladım aşağı inmeye… Daha on yıl inmiştim ki yolda ÜMMETİN HOCASI ile karşılaştım. Bana yüzünü ekşitti, anlamadım. Selam verip devam ettim aşağı doğru inmeye. Derken 1900’lü yıllara geldim. Bu kez de ÜMMETİN HALİFESİ ULU HAKAN’la karşılaştım. Elini öpecektim, müsaade etmedi, sırtını döndü, yüzüme bile bakmadı. Çok üzüldüm…

Üzgün üzgün giderken 1776 yılına geldim. İngiltere mahallesine vardım. İskoçya sokağını buldum ama evi bulamadım. Oradan bir Müslüman bulup da adresi sorana kadar göbeğim çatladı. İngilizler soğukkanlı insanlar, bir de kalplerinde İMAN yok, insanın yüzüne bile bakmıyorlar. Müslüman dedi ki: “Üç sokak ileride sağ tarafta bir bakkal var, onun tam karşısındaki evin en üstten ikinci katı.” Peki dedim, evi buldum. Kapıya üç kere vurdum. Ben heyecanla beklerken biri açtı kapıyı.

Ak saçlı, ihtiyar, sakalı bile olmayan, saçları örülü, üstelik etek giymiş bir adam açtı. Çok şaşkındım. Bir an konuşamadım. Neyse, kendimi tanıttım. O da çok şaşırmıştı beni tanıyınca. İçeri buyur etti. İçeri girince yüzüme çarpan bir şeyler vardı. Aman ALLAH’ım, bu pis koku neydi? Ev pislikten geçilmiyordu. Bizim öğrenci evi bile bunun yanında temizlik ödülü alırdı. Elimin ucuyla etrafı biraz temizledim.

Konuşmaya başladık. Bana bir şeyler içer misin dedi, çay varsa olur dedim. Ama öyle benim çayıma süt falan karıştırmayın, belediye suyu gibi bulanık olur, mümkünse sek olsun dedim. Sorumu sordum: “Bizim ülkede sizden, sizin görüşlerinizden büyük saygı ve hürmetle bahsediliyor. Ayrıca görüşleriniz üniversitelerde ders olarak okutuluyor. Bunu neye bağlıyorsunuz?” Adam Simith: “Sen nereden geliyorsun?” dedi. Hocam TÜRKİYE’den geliyorum, MÜSLÜMANIM dedim. Türkiye nerede dedi. “Hani OSMANLI vardı ya, siz onu yıktınız, biz de Türkiye’yi kurduk. Oradaki bir üniversitenin İktisadi ve İdari Bilimler fakültesinden geliyorum.” dedim.

Adam Simith: “Hımm… Yahu her şeyi biz sizden öğrendik. Sıfırı, ahlakı, medeniyeti, devlet yönetmeyi, tıbbı, hatta ve hatta biz çorbayı sizden çaldık aslanım. Sen bana gelene kadar BİRUNİ’ye, HAREZMİ’ye, İBN-İ SİNA’ya… gitseydin sana daha faydalı olurdu. Hem bizim medeniyetimiz siz Müslümanları ve tüm dünyayı sömürmek üzere kurulmuştur. Siz Müslümanların ki ise HAK ve ADALET üzere kurulmuştur. Senin benden öğreneceğin hiçbir şey yoktur. Birde hem devletimizi yıktınız diyorsun hem de utanmadan benden yardım bekliyorsun. Benim teorilerim bizim millet için. Hem siz Müslümanlar kimse olmasa da ALLAH’tan hayâ eder, her şeyi ALLAH için yaparsınız. Bizdeyse kimse görmediği sürece istediğini yap ve sadece kendin için yap ahlakı vardır.”

Tam o anda kafam yandı. ÜMMETİN HOCASININ ve HALİFEMİZ olan ULU HAKAN’ın tepkilerinin neden öyle olduğunu anladım. Kıvranıyor ve diriliyordum. Önce ALLAHU EKBER dedim. Sonra havaya fırladım. Benim 2017’ye dönmem gerekiyor dedim. EBU ADEM SIMITH’e teşekkür ettim.

En son, Adam Simith’le vedalaşırken dedim ki: “Sana bir iyilik yapayım, kazma ve kürek getir, mümkünse hemen.” Hayretle ve şaşkınlıkla getirdi, elime verdi. Buna bir fosseptik çukur kazdım, etrafını da örttüm. Bir de mavi ibrik koydum yanına. Ne işe yardığını anlattım. Yazık, çocuklar gibi sevindi koca adam ve ayrıldık.

2017’ye gelirken aklıma bir söz geldi: “İMANI olmayan kimse çok zeki, kurnaz, cin fikirli, dahi olabilir ama ferasetli bir insan değildir. Feraseti olsaydı, onu imana ve hidayete yönlendirirdi.”

İşte o an anlamıştım EBU ADEM SIMITH’i.

Anlamıştım gönlümüzde ve hayatımızda neyi kaybettiğimizi…

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Mayıs 2017

Sayı: 17

Genç Adam Arşiv