Zamanı Yaşamak

Geçmiş mazi olmuş dönülmez, gelecek Yaratıcı’ya ait ne olacağı bilinmez. An bize ait yaşamak için.

Geçmiş ibret almak için anılır, anlatılır. Kur’an’da geçmiş kavimlerin anlatılmasının, kıssaların amacının ders alınması, onlar gibi olunması ya da olunmaması yönünde uyarıcı özellikler taşıdığını meal okuyanlarımız ya da sohbetlerde dinleyicilerimiz dahi bilir. O halde mazi dediğimiz zamanı anlatırken ya da anarken “keşke”leri bir tarafa bırakmalıyız. “Keşke”nin şeytandan olduğunu bilerek başka “keşke”leri yaşamamak için planlar yapmalıyız.

Yine övünmek maksadıyla anlatmak gibi durumlara da düşmemeliyiz. Dinî havası ağır basan bir toplulukta kendinde dini bir şeyler olmayan herkesin ya baba ya dede ya da bir akrabasının âlim hoca olduğunu söyleme gayreti içinde olduğunu bilirsiniz. Bunun adı geçmişe sığınmaktır. İnsanın yapısında var olan arketip düşüncenin, sığınma psikolojisinin farklı mekân ve zamanlarda farklı şekilde karşımıza çıktığını görürüz. Bulunulan mecliste konuşulan konuda kendisinde bir şeyler olmadığını gören herkesin böyle davrandığını görürüz. Askerlik yapmayan birisinin asker anılarının anlatıldığı mecliste babasını askerlik anılarına sığınması gibi, spor, müzik, ticaret, kahramanlık, okul, çocukluk konularında konuşulurken de durum böyledir. Ailede bu konuda başarılı olanları anlatırız. Zaten gerek “Hayat Kitabımız”dan gerekse “En Güzel Örnek”ten bu insani özelliğin, “övünme ve sığınma” duygusunun olduğunu öğrenmekteyiz. Övünürken “mezardaki gidenlerden” bahseden sure bir örnektir.

(Mal, mülk ve servette) Çoklukla övünmek, sizi tutkuyla oyalayıp, kendinizden geçirdi.

Öyle ki (bu) mezarı ziyaretinize (kabre gidişinize, ölümünüze) kadar sürdü. (Tekasür, 1-2)

Netleşen durum şu: Geçmiş ibret, ders almak, hatayı bir daha yapmamak yaptırmamak için anılır ve anlatılır. Heybenizde ne var ona bakın. En yakınınız da olsa başkasının heybesindekilerle meşgul olmayın.

Gelecekle meşgul olmak planlama, düzen, tertip açısından iyidir, lazımdır. Bu önümüzü görerek yapmamız gereken bir husus. Arketip düşüncede “arketip çocuk” için “büyülü” ifadesi kullanılır. Geleceğe olumlu bakan, hayaller kuran, bazen bu hayalleri fantezi olarak nitelendirilen çocuk. Her şeyin olabileceğini, hatta kendisinin bunu gerçekleştireceğine inanan bu çocuk hayallerini anlatınca aptal olarak da görülebilir. Fakat cesur bilge özellikleri onu gelecekte başarılı edebilir de. İnsan her anını işgal eden bir hayalin faili olmak yerine hesaplı kitaplı hayallerle geleceğine ait planlar yapabilir. Gelecekle ilgili hesapları yaparken bütün hesapların üstünde bir hesap yapıcının olduğunu da unutmamalıdır. Pembe ve uçurucu değil ayakları yere basan hayallerin ötesinde bir gelecekçi olmayalım. Fütürist anlayışta, tehlike tutkusu, enerji, ataklık, gözü peklik, başkaldırı ve savaş vardır. Geçmiş ve şimdiki zaman yerine geleceğin sınırlarının zorlanması önerisi söz konusudur.

Aslında gelecek için planlar yapanlar hali tam kavramış ve çalışkan insanlardır. Rahmetli Üstat Necip Fazıl gibi Müslüman bir gelecekçilik;

Mehmed’im, sevinin, başlar yüksekte!

Ölsek de sevinin eve dönsek de

Sanma bu tekerlek kalır tümsekte!

Yarın elbet bizim, elbet bizimdir!

Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir

Yaşadığı andan kaçmak ve sığınmak için gelecekçi olanlar “ütopik” olabilirler. Kendi hayal dünyalarında kurdukları, gerçekleşmesi nerdeyse mümkün olmayan bir ütopyanın bireyleridir. Ahmet Haşim gibi bir kaçış gelecekçiliği “O Belde.” Bu gelecekçilikle bir yere varılmaz. Sen olmazsan kimse yoktur. Ondan sosyalist, fütürist N. Hikmet çalışmaya, mücadeleye, yorulmaya, işkenceye... hatta yanmaya talip sosyalist Türkiye geleceği için;

“Sen yanmazsan, ben yanmazsam,
Biz yanmazsak...
Nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa…”
demektedir.

Necip Fazıl “ben varım” dedi ve başkasınadan beklemek yerine eylemin, mücadelenin içinde oldu. Buyurmadı; “beni takip edin” dedi. N. Hikmet de öyle yaptı. Eylemin başını çekti. Olmadı, yurt dışında devam etti. Susmadılar, yılmadılar mücadelele ile ölümsüzleştiler.

Müslüman andan kaçmak için ne maziye sığınır ne gelecek hayallerine, ne de bir ütopyasına. Yaşadığı zamanı değerlendirmeyen, değerlendiremeyen bir Müslümandır yaşadığı hayattan kaçan. Bizler geçmişi olan, geleceği olacak “ânın” Müslümanı olmalıyız vesselam.

KURBAN BAYRAMI

Bir büyük dini bayramı daha yaşıyoruz. Bu bayramları “bayram gibi” niteliğine uygun tarzda idrak edelim. Allah için kurban kesmenin, onun etini paylaşmanın, bayramlaşmanın sevincini, mutluluğunu biz de çocuklarımız da birlikte yaşayalım. Başkalarına da yaşatalım. Olumsuz manzara çizimleri ile bayramı bayram olmaktan çıkarmayalım. Hep diyorum; siz başkalarına anlatmayın, yapın demeyin dediklerinizi yapın ki başkaları da arkanızdan gelsin.

Müslümanca düşünmeyenlerin ”et bayramı, hayvan katilleri...” gibi hakaretlerine, hazırlanmış “kameralı boğa kaçış kovalama mizansenlerine” aldırmadan bayramınızı yaşayın. Onlar kudursa da biz bayramı Müslümanca yaşayacağız. Aşağıda Kurban Bayramının değişik dillerde isimlerini verdim. Hepsi aynı anlamı içeriyor: KURBAN.

Dernekler ve vakıflar olarak bu bayramı deriye indirgemeyelim. Hayra vesile olma ve hayırda yarışmayı deri kapma yarışlarına dödürmeylim. Kurban kesme nimetine nail olanlar da kurbanın eti, derisi ve kellesini Allah rızasını gözeterek iyi tanıdığı en yakın hayır kuruluşuna vermelidir. Dinî gün ve ibadetlerimizi bize emredilişine uygun olarak yerine getirelim. Bütün Müslümanların Kurban Bayramını tebrik eder, Ümmetimiz için hayırlara vesile olmasını temenni ederim. En büyük temennim Allah’ın dininin hâkim olduğu bir zaman, mekân ve devlette Kurban Bayramını idrak etmektir.

Kurban Bayramının İsimleri

Kurban Bayramı farklı dillerde ve farklı kültürlerde -kültürel etkilerle- farklı isimlerle anılmaktadır. Arapça İyd-el Adha şeklinde okunan tabir tüm dünyada yaygın olan bir isimdir. Türkçede Kurban Bayramı olarak anılırken, Farsça Eid-e Gorbān, Hindistan ve Pakistan’da bayrama genellikle Bakra Eid denir ki bunun anlamı “Keçi Bayramı”dır. Bu ülkelerde sıklıkla kurban edilen hayvan keçidir. Bakra Eid, Güney Afrika’da da kullanılan bir isimdir. Bangladeş’te kullanılan yaygın isimlerse Id-ul-Azha ve Korbani Id’dir. Türkçe ismine benzer bir şekilde Bosna Hersek, Bulgaristan ve Arnavutluk’ta Kurban Bajram şeklinde anılır. Nijerya’da Babbar Sallah, Somali’de ve Kenya ile Etiyopya’nın Somalice konuşan bölgelerinde ise Ciidwayneey olarak anılır. www.turkcebilgi.org

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Eylül 2017

Sayı: 350

İlkadım Arşiv