Tefekkür İhtiyacımız

Düşüncesizler aah… Düşüncesizler!
Derunumda derttir, düşüncesizler!
Düşersem elimden düşüncem tutar
Hâliniz ne olur düşünce sizler?


Elhamdülillahirabbilâlemin.

Âlemlerin Rabbi olan Allah azze ve celle yarattıkları varlıklar içerisinde “İNSAN”a; ayrı bir değer vermekte; insanı mahlûkatın en şereflisi ve en güzel şekilde yarattığını bildirmektedir. İnsana vermiş olduğu bu değerden dolayı da, insanın kendi değerini kaybetmemesi, yaratılış gayesini unutmaması, Allah azze ve celle’den başkasına kul olmaması için, kılavuz olarak Peygamberler, hayat nizamı olarak mukaddes kitaplar göndermiştir.

Rabbimizin gönderdiği bütün Peygamberler ve o Peygamberlerin getirmiş olduğu kitaplar; insanı hep iyiye, güzele, doğruya, tefekküre, Hakk’a ve hakikate davet etmiştir. Bu davete icabet edenler, varlık gayesini idrak etmiş, imtihan sırrını anlamış, tefekkür ettikçe yoldaki işaretlerin manasını kavramış ve arkalarında takip edilecek izler bırakarak, menzile doğru hayırlı yolculuklarına devam etmişlerdir!
Davete icabet etmeyenler ve tefekkürden mahrum olanlar ise; şeytanın ve nefsin çağrılarına kulak vererek, karanlık çıkmaz sokaklarda yollarını şaşırmış, nice tuzaklara düşerek insani değerlerini kaybetmiş, behimî arzu ve isteklerinin zebunu olarak hüsrana uğrayanlardan olmuşlardır. Allah azze ve celle insanı ne kadar da düşünmeye davet ediyor hâlbuki…

* “Göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesinde, akıllı kimseler için ayetler vardır. Onlar ayakta iken, otururken ve yanları üzere yatarken hep Allah’ı anarlar; göklerin ve yaratılışını düşünürler. “Rabbimiz! Sen bunları boşuna yaratmadın. Sen münezzehsin, bizi ateşin azabından koru” derler.” (Âl-i İmran, 190)

* “İnsan önceden hiçbir şey değilken, kendisini yarattığımızı düşünmez mi?” (Meryem, 67)

* “Yeri düzenleyen, orada dağlar, nehirler var eden, her türlü üründen çift çift yetiştiren, gündüzü geceyle bürüyen de O’dur. Doğrusu bunlarda düşünen kimseler için ibretler vardır. (Ra’d, 3)

* “Allah, göklerde olanları, yerde olanları, hepsini sizin buyruğunuz altına vermiştir. Doğrusu bunlarda, düşünenler için dersler vardır.” (Câsiye, 13)

* “Eğer biz Kur’an’ı bir dağa indirmiş olsaydık, sen, Allah korkusuyla parça parça olduğunu görürdün. Bu misalleri, insanlar düşünsünler diye veriyoruz.” (Haşr, 21)

Bütün âlemlerin Rabbi olan Allah azze ve celle insanı tefekküre, düşünmeye davet ederken ne muhteşem dersler, nice ibret dolu misaller veriyor. Fakat insan yine de düşünmüyor! Şüphesiz insanlar içinde en akıllı olanlar ve en çok tefekkür edenler peygamberlerdir… Sonra onların tebliğ ettiği hakikatlere iman edip, imanının gereğini yerine getirme gayretiyle gücü, aklı ve imkânları nispetinde bir ömür sabırla fikir çilesi çeken gariplerdir.

İnsanlığın düşünce dünyasında, zirveye tefekkür bayrağını diken sayısız mütefekkirler olmuş… Hayatın ilmî, içtimai, dini, fenni, sanat, edebiyat, kültür kısaca her alanında bütün insanlığa fayda sağlayan eserler bırakmış nice abide şahsiyetler, üzerinden yıllar asırlar geçmiş olsa da, bugüne kadar olduğu gibi, bundan sonra da hayırla, minnetle, rahmetle anılmaya ve böylece yaşamaya devam edecekler; tefekkürün, inancın, vicdanın, terakkinin, hak ve hakikatin karşısında putlarının gölgesine sığınan, kulakları sağır, gözleri kör, idrak yolları tıkalı düşünce düşmanı zalimler ise ya lânetle anılacak ya da unutulup gideceklerdir!

Şüphesiz en güzel söz Allah’ın ve O’nun Resulü’nün sözüdür. Daha sonra ibret dolu, hikmet dolu en güzel sözleri ise, tefekkürü derecesinde kıymet ifade eden kâmil insanlardan dinliyoruz. İlim şehrinin kapısı Hz. Ali diyor ki: “İlimsiz yapılan ibadette, anlayış vermeyen ilimde, tefekküre götürmeyen Kur’an okumada hayır yoktur. Düşünmeden susmak hata, ibret almadan bakmak da gaflettir.”
Irkına, inancına, kimliğine bakmadan, usanmadan ve bıkmadan insanı ısrarla “ümit dergâhı”na çağıran Hz. Mevlana diyor ki: “Eğer düşündüğün gül ise; sen bir gül bahçesisin. Yok diken düşünüyorsan külhan kütüğüsün. Akıl, sonradan ah çekmek için değil; düşünüp tedbir almak içindir! Hangi kimsede tefekkür varsa, o kimse için her şeyde ibret vardır.”

Haz merkezli oyalamalarla zihinleri kuşatılmış, sindirilmiş, kandırılmış, tarihinden, inancından, kültüründen koparılmış yeni neslin yeniden kitaplara çekilmesi gerektiğinin büyük önem taşıdığına işaret eden merhum Cemil Meriç: “Yığın düşünmez, maruz kalır. Nezleye yakalanır gibi tutulur bir fikre. Ateşi yükselince aslanlaşır, nöbet geçince her mukaddesi unutuverir. Büyük bir milletin duyguları ölçülü, düzenli, devamlıdır.” derken; Nurettin Topçu: “İradesizliğimizden dolayı karar alamıyoruz, ancak alınan kararlara tabi oluyoruz.” demekte ve aslında bizi okumaya, incelemeye, tefekküre davet etmektedir.
Gerek bu topraklarda, gerekse inanç coğrafyamızda fikir ve mefkûreleriyle bizlere yol gösteren mütefekkirleri tanımak için onlara doğru giderken, biraz da kendimizi götürürüz aslında… Onları tanıdıkça, onları anladıkça, biraz da kendimizi anlamış, kendimize yaklaşmış oluruz.

Mütefekkir insanlar, gittikleri yere kendilerini götüren; geldikleri yerden güzellikler getiren ve bu güzellikleri cömertçe paylaşan insanlardır. Zaman kavramı onlar için hayattır. Bulundukları mekâna artı bir değer katar onlar. Sıradan insanların çizmiş olduğu sınırların içine sığmazlar. Zulmün, adaletsizliğin, yalanın, riyanın, kibrin, gururun hüküm sürdüğü yeryüzünde rahat olmazlar, olamazlar! Gökyüzüne bakarak göçmen kuşlarının gurbet ellerde başlarına neler geleceğinin hüznünü yaşayan insanlar rahatsızlıklarıyla insanlıklarının idrakine varırlar!

Mütefekkir insanlar; kısa bir süre misafir olduğumuz dünyada, insanın yerinin ve vazifelerinin neler olduğunu hatırlayan ve hatırlamayan insanlara da hatırlatmak için acılar içerisinde kıvranıp, mezardaki babasına ait iskeletin kan terlediğini idrak eden çilekeş insanlardır! İnsanlık “TEFEKKÜR” semasında parlayan yıldızlara gözlerini kapamasa, böyle karanlıklarda kalmaz; dünya bir deliler tımarhanesi ve kasaplar mezbahanesine, denizler mülteci mezarlığına dönmezdi! Şair ne kadar güzel ifade etmiş:

“Tefekkürden nasib almazsa bir insan perîşandır
Tükenmez yas taşır zîra geçen her ânı hicrandır”

Ali Ulvi Kurucu

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Nisan 2016

Sayı: 333

İlkadım Arşiv