Kasım 2016 Ömer Faruk ÖZCAN

Öğrencileri Merhum “Ahmed İslamoğlu” Hocayı Anlattı

Kayserimizin ve ülkemizin önemli manevi dinamiklerinden, ilim ve hikmet ehli Ahmed İslamoğlu Hocamız geçtiğimiz ay dünyaya veda etti. Develi’de toprağa verildi. Bizler de Hocamızın uzun süre öğrenciliğini yapan Erciyes Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Görevlisi Doç. Dr. Abdullah Benli ve Eba Zerr Camii İmam Hatibi Yusuf Sarptaş Hocalarımıza, Ahmed İslamoğlu Hocamızı sorduk. Bu özel röportaj için kıymetli hocalarımıza teşekkür ederim.

Ahmed İslamoğlu hocamızla ne zaman tanıştınız?

Abdullah Benli: 1976 yılında İmam Hatip Okulu ikinci sınıfta iken tanıştım.

Yusuf Sarptaş: 1985 yılında hocamız Tomarza’nın Kelin Köyüne yağmur duası için gelmişti. Bütün çocukları kanadının altına aldı ve yağmur duası yaptı. Onu hayranlıkla izledim bütün çocuklar gibi.

Hocamızla irtibatınız nasıl devam etti?

Abdullah Benli: Develi’de okuduğum süre içerisinde hocamızın sohbetlerinden istifade ettim, toplamda 6 defa dahi sohbetlerini kaçırdığım olmamıştır. Daha sonraki dönemlerde de hocamızla irtibatımız kesilmedi ve O’nun o güzel hayatından istifade ettim.

Yusuf Sarptaş: Hocamızın pazar günleri ikindi namazından sonra yaptığı sohbetlere katılmaya başladım ve hep irtibatta kalmaya çalıştım. Daha sonra doksanlı yılların ortasında 15 yıl Develi’de imam olarak görev yaptım. Bu zamanda hocamızla daha sık görüşme ve sohbetlerinden, halinden istifade etme imkânı buldum.

Hocamızın sohbetleri nasıldı?

Abdullah Benli: Hocamız sohbet ederken dizlerimizin üzerine oturur, onun nasihatlerinden istifade ederdim. Sohbetlerde çok not aldım, hatta bir anımı paylaşmak isterim. İmamlık yaptığım dönemde İmam Gazali’nin İhyasından sohbetler yapardım. Bir defasında camide nasihat dinleyecek neredeyse kimse yoktu. Ezan saati yaklaşınca geldiler, kısa da olsa bir sohbet yapmam gerekti. Hocamızın anlattığı, benimde not aldığım sayfalara ulaştım. İmanı zehirleyen 40 maddeyi anlattım, şunu anladım ki hocamızı dinlerken notları dahi ezberlemiştim. Hocamızın nasihatleriyle hayatımızı şekillendirmeye gayret ettik.

Yusuf Sarptaş: Hocamız sohbetlerinde özellikle imanî konuları anlatırken Ehli Sünnet inancının öneminden bahseder ve bu çizgiye sadık kalmamızı dile getirirdi. Sünnet ve adap konularını sık sık hatırlatırdı.

Hocamızın üstadları ve muhabbet beslediği âlimler kimlerdi?

Yakup Sarptaş: Sami efendi ve Hacı Hasan efendi hazretlerini üstad kabul eder, onlara ‘sultanım’ diyerek hitap ederdi. Tahir Büyükkörükçü ve Zeki Soyak Hocalarımıza büyük muhabbet beslerdi.

Ahmed İslamoğlu hocamızın insanlar üzerindeki etkisi nasıldı?

Abdullah Benli: Hocamızın sohbetine gelenler çok büyük bir manevi etki ile oradan ayrılırlardı. Onunla namaz kılmak çok farklıydı. Bize namazı O öğretti, namazı hakkıyla kılmayı öğretti. Hocamızın hayatında ibadet bir numaraydı. Hocamız söylediklerini yapar ve hayatında İslami olarak önemsemediği hiçbir amel yoktu. Hocamızı bir kez gören ve dinleyen onu tekrar dinlemek isterdi.

Yakup Sarptaş: Hocamız yumuşak bir şekilde yürekten yüreğe konuşurdu. Dinleyenler farklı bir hale bürünürdü.

Hocamızı sürekli ziyarete gelenler oluyordu. Özel muhabbet ortamları nasıldı?

Yakup Sarptaş: Kayseri’nin, Nevşehir’in, Yozgat’ın ilçelerinden ve tabii ki Ankara’dan İstanbul’a kadar bütün büyükşehirlerden hocamızı ziyarete gelenler olur. Zaman zaman ikindi sohbetlerine katılırlar. Bazen de özel sohbet ayarlanırdı. Ahmed İslamoğlu hocamız özellikle gençlerin gelmesinden ziyadesiyle memnun olurdu.

Abdullah Benli: Hocamız insanların dertleriyle ilgilenirdi ve çok sevecen bir kişiliği vardı. Özel sohbetlerde güleç ve mütebbessim hali daha da net ortaya çıkardı. Her gelen ile tanışır ismini beğenmediğinin adını değiştirirdi. Hatta bir defasında gelen bir misafirin ismini değiştirdi ve kulağına ezanı ben okudum. Misafirleri evde ağırlarken onları hocamız titizlikle yerleştirirdi. Hafızları ve ilim erbabını başköşeye oturtur, ondan sonra insanlara yaşlarına göre muamelede bulunurdu. İkram yapılırken hep sağ taraftan ikram ettirir, çaya şekeri ‘Allah tektir teki sever’ düsturuyla bir veya üç tane attırırdı. Çayı da Kâbe’yi tavaf ediyormuş gibi sağdan sola doğru karıştırmalarını isterdi.

Ahmed İslamoğlu Hocamız çok kitap yazan değil ama çok kitabın yazacağı bir hayatı yaşadı. Hocamızı diğer âlimlerden farklı kılan özellikler nelerdi?

Abdullah Benli: Ben velileri kitaplarda okuyunca hep geçmişte yaşadılar zannederdim. Ahmed Hocamızı tanıdıktan sonra, onun hayatını görünce gerçek bir veliyle de yaşamış oldum. Bir de hocamız için farz, vacip, sünnet ayrımı yoktu. O her ibadeti farz gibi algılar, gayri müekked sünnetleri terk etmeyi taviz sayardı.

Yusuf Sarptaş: Hocamızı görenler Allah ve Resulünü hatırlardı. Edebi, pratik haliyle öğrenirlerdi.

Ahmed Hocamız yakın zamanda üniversitede bir sohbet yapmıştı. Katılım ve manevi ortam nasıldı?

Abdullah Benli: Hocamız gittiği topluluklara güzel bir şekilde hitap ederdi. Bizler de ilahiyat okuyan gençlerimiz bir âlimi, bir Allah dostunu görsünler arzu ettik. Yine bir Muharrem gününde hocamızı ilahiyat fakültesine davet ettik, ilahiyatın konferans salonu ayarlanmıştı. Ama ben yolda aradım, eğer müsaitse Sabancı Kültür Merkezi’nin ayarlanması iyi olur dedim. (İlahiyat salonu 400 kişiyi anca alır, Sabancı ise 1000 kişiyi ağırlar). Yolculukta bana o zaman fakültemizin Dekan Yardımcısı, şimdi İl Müftümüz olan Şahin Güven hocamız da refakat etti. Onun da katkılarıyla Sabancı Kültür Merkezi ayarlandı fakat o salon da yetmedi. Ayakta olan insan sayısı çok çok fazlaydı.

Hocamız şeker hastası olmasına rağmen Muharrem ayında dahi orucunu tutuyordu. Gençler ve bizler hocamızdan çok müstefit olduk. İnsanlar okuyor, yazıyor ama maalesef günümüzde hadisi şerifler hiçe sayılıyor. Kur’an-ı Kerim’i kendi kafasına göre, ilmi olmadığı halde yorumlayan bir takım insanlar türedi. Sürekli kitaplar yazıyorlar ve insanlar okudukları kitaplardan hiç mi hiç istifade etmiyor, maneviyatlarına bir katkı sağlamıyor bu kitaplar. Ahmed hocamız gibi muhterem zatları ziyaret edince ya da dinleyince sadece yüzlerine dahi baksak kazanıyoruz. Âlim görmek ilim ve irfan görmektir.

Yani yazılan ama yaşanmayan kitapların yerine, yazılmayan ama yaşanan kitapları/âlimleri okumak gerekir desek olur mu?

Abdullah Benli: Tam isabet olur.

Hocamıza neden asker hoca denildi?

Abdullah Benli: Hocamız askerliğini Van, Erciş’te yaptı. Şartların zor olduğu o dönemde hocamız orada namazları kıldırdı, Cuma hutbeleri okudu. İnsanlar üzerinde çok güzel bir etki bıraktı. Daha sonra arkasından orada askerlik yapanlar Ahmed İslamoğlu Efendiyi asker hoca diye andılar.

Güzel yaşayan hocamızın son anları nasıldı?

Yusuf Sarptaş: Ahmed hocamız uzun süredir hastanede tedavi görüyordu. Son gününde bize de yanında olmamız nasip oldu. Saat 11’de yanına gittiğimizde daha önceden okumaya başladığım hatmi şerifi orada bitirdim. Fecir Suresinin son ayetlerini okurken hocamız parmağımı sıktı ve son ayetleri üç defa tekrarladım. Daha sonra hocamız ‘la ilahe illallah’ dedi ve lafzatullah zikrini tekrarlayarak, ‘Allah, Allah, Allah’ diyerek ruhunu teslim etti. Güzel yaşadı, güzel vefat etti.

Son sözleriniz…

Abdullah Benli: Peygamberlerin, âlimler ve şehitlerin Allah’ın izniyle yaşadığını düşünüyorum. Çünkü kendileri ahirete göçmüş olsalar da eserleri, talebeleri ve evlatları çalışıyor ve yaşıyorlar. Hocamıza Allah’tan rahmet diliyor, ‘âlimin ölümü âlemin ölümü gibidir’ diyorum. Sizlere de teşekkür ediyorum.

Yakup Sarptaş: Bu röportaj için teşekkür ediyor, hocamıza Allah’tan rahmet diliyorum.

İlkadım Dergisi olarak bizler de hayatı soyadı gibi İslam olan hocamıza Allah’tan rahmet diliyor, sevenlerine sabrı cemil niyaz ediyoruz. Allah ondan razı olsun, onu cennetiyle, cemaliyle müşerref eylesin. Amin.

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Kasım 2016

Sayı: 340

İlkadım Arşiv