Nisan 2016 Nureddin SOYAK

Nasihat Edenleri Sevmiyorsunuz!

Toplumların, hakkı hak bilip ona tabi olan, batılı da batıl bilip ondan sakınan şahitlere, müjdeci ve uyarıcılara, -ismine ne derseniz deyin- Allah’ın yoluna çağıran samimi davetçilere ihtiyacı vardır. Din ancak nasihatle kaimdir. Samimi nasihatçisi olmayan, nasihat edilmeyen, nasihat dinlemeyen toplumlar helak olmuştur. Olmaya da devam etmektedir. Bundan dolayıdır ki Rabbimiz, Âdem aleyhisselam’dan, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimize kadar, nasihatçi peygamberler göndermiştir. Aslında gerçek nasihatçi Rabbimizdir. Peygamberler ve onun yolunu takip eden nasihatçiler, Rabbimizin nasihatlerini kullarına ulaştıran elçilerdir.

Rabbimiz buyurdu ki: “Müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak peygamberler gönderdik ki, peygamberlerden sonra inananların Allah’a karşı bir bahaneleri olmasın.” (Nisa, 165) Nasihatçinin nasihatlerinin kaynağı, Kur’an ve sünnet olmalıdır. Kur’an ve sünnete dayanmayan nasihatlerden hayır gelmez. Kendi indi mütalaalarını din gibi sunanlar dine ihanet etmiş olurlar. Kur’an’ın vahyoluş hikmeti de onunla insanlara nasihat etmektir. Samimi nasihatçileri olan toplumların Allah’a karşı asla bir bahaneleri olamaz.

“İşte bu Kur’an bana, onunla sizi ve eriştiği herkesi uyarayım diye vahyoldu.” (En’am, 19) Nasihatçi bilgili olmalıdır. Peygamberler, Allah’tan gelen vahiyle toplumlarını aydınlatıyorlardı. Samimi nasihatçiler vahiy yolunu, peygamberlerin yolunu, ilim yolunu takip etmek zorundadırlar. Cahil insanların nasihatlerine kulak asılmamalıdır. Cahiller haddini bilmeyen insanlardır. Günümüzde çoğu çevrelerde maalesef bu tip insanlar pirim yapmaktadır.

Rabbimiz buyurdu ki: “Ben size Rabbimin vahyettiklerini tebliğ ediyorum ve size nasihat ediyorum. Sizin bilmediğiniz şeyleri de Allah tarafından gelen vahiy ile biliyorum.” (Araf, 62)

Nasihatçilerin güvenilir olması lazım. Güven telkin etmeyen nasihatçiler dine faydalı olamaz. Güvenilir olmanın temel şartlarının başında da kişilerin söylediklerini öncelikle kendilerinin uygulaması gelir.

Güvenilir olmayan nasihatçilere itibar etmemeli. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin öne çıkan özelliklerinin başında güvenilir olması gelmekteydi. Güvenilir nasihatçileri olmayan toplumlarda karmaşa olur, fitne ve fesat olur. Birinin ak dediğine diğerinin kara dediği bir ortamda, bilmeyen insanların halini bir düşünün.

“Rabbimin vahyettiklerini size tebliğ ediyorum. Ben sizin için güvenilir bir nasihatçiyim.” (Araf, 68) Toplumlara göre nasihatin şekli ve mahiyeti de değişebilir. Anlama, bilgi, görgü durumlarına göre de nasihat etmelidir. “İnançlı toplumlara nasıl nasihat edilir? İnançsız toplumlara nasıl nasihat edilir? Ahlaksız toplumlara nasıl nasihat edilir? Korkanlara nasıl nasihat edilir? Korkmayanlara nasıl nasihat edilir?” hususları bilinip ona göre nasihat etmelidir ki fayda hâsıl olsun. Peygamberler sadece nasihat etmiyorlardı. Nasihat ettiklerini bizzat kendileri de uyguluyorlardı. Peygamberlerin yolunu ve izini takip eden samimi nasihatçiler de söylediklerini öncelikle kendileri yapmalı ki faydalı olabilsinler. Yoksa ilahi ikazın muhatabı olurlar.

Rabbimiz buyurdu ki: “Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz.” (Saf, 2) Nasihatçi hangi topluma nasihat ederse etsin, ihlâs ve samimiyetle nasihat etmeli ve neticelerini hiç kaygı etmemeli, çünkü netice Rabbimize aittir. Nasihatçi, nasihatin kurallarına uyuyorsa nasihatinden dolayı ancak Rabbinde ecir alır. Kul hidayete erdirici değil, ancak nasihat edicidir. Hidayet Rabbimizdendir.
Rabbimiz buyurdu ki: “Şüphesiz biz seni hak ile müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Sen cehennemlik olanlardan sorumlu tutulacak değilsin.” (Bakara, 119) Nasihatçinin vazifesi bilinmeyen konuları aydınlatmaktır. “Ey peygamber! Biz seni bir şahit, bir müjdeleyici, bir uyarıcı; Allah’ın izni ile kendi yoluna çağıran bir davetçi ve aydınlatıcı, bir kandil olarak gönderdik.” (Ahzab, 45-46)

Nasihatçiler bir toplum için en büyük nimetlerdendir. Nasihatçilerin sevilmediği, saygı ve itibar görmediği bir toplum zamanla yozlaşır ve çoraklaşır. Nasihatçiler çorak toplumlarla fazla zaman kaybetmeyip verimli toplumlara emek vermelidir. Çorak topraklarda cana can katan meyveler, sebzeler ve faydalı bitkiler yetişmediği gibi, nasihatsiz çorak kalmış toplumlarda da kâmil mü’minler yetişmez. Toplumların madden ve manen kalkınmaları için samimi nasihatçilere çok ihtiyaç vardır. Günümüzde samimi nasihatçilerin yetiştirilmesine acilen ihtiyaç vardır.

Rabbimiz buyurdu ki: “Salih onlardan yüz çevirdi ve ‘And olsun, ben size Rabbimin vahyettiklerini tebliğ ettim ve size nasihatte bulundum. Fakat siz nasihat edenleri sevmiyorsunuz.’ dedi.” (Araf, 79)

“Sen, ancak ondan korkanları uyarıcısın.” (Naziat, 45) Nasihatlere kulak tıkayan toplumlar neticelerine de katlanmak zorundadır. İlahi nasihatlerden nasibi olmayan toplumlar kendi kendini yemeye, içten içe çürümeye başlar. Bunlara yapılabilecek fazla bir şey de yoktur. Nasihate karnı tok olanlara nasıl nasihat edilebilir ki? Böyle olanlara nasihatler de fayda vermez olur.

Rabbimiz buyurdu ki: “Şuayb onlardan yüz çevirdi ve ‘Ey kavmim! And olsun ben size Rabbimin vahyettiklerini tebliğ ettim ve size nasihatte bulundum. Şimdi ben, inkârcı bir topluluğa nasıl üzülürüm.’ dedi.” (Araf, 93)

“Onları uyarsan da uyarmasan da onlar için birdir. İnanmazlar.” (Yasin, 10) Rabbimizin insanı en mükemmel şekilde yaratması, onu her türlü nimetlerle donatması yanında bir de onu koruması, ona lütuf ve merhametle muamele etmesi olmasaydı halimiz nice olurdu? Rabbimiz buyurdu ki: “Allah’ın size lütuf ve merhameti olmasaydı pek azınız hariç muhakkak şeytana uyardınız.” (Nisa, 83)

Müslim’in rivayet ettiği bir hadis-i şerifte Müslümanın Müslüman üzerindeki haklarından biri de “Senden nasihat talep ederse ona nasihat et.” olarak buyrulmaktadır. Bilenlerin, aklı yetenlerin sürekli birbirlerine hayır nasihatlerde bulunmaları dini bir vecibe ve Allah’ın dinine en güzel bir hizmettir.

Rabbimiz buyurdu ki: “Biz, hiçbir memleketi uyarıcıları olmadıkça helak etmedik.” (Şuara, 208) “Öğrenmekte ve derinlemesine incelemekte olduğunuz kitap uyarınca Rabbaniler olun.” (Âl-i İmran, 79) Rabbaniler Rabbimizin istediği örnek ve dindar kullardır. Kitapla uyarılmanın, kitapla nasihat edilmenin gayesi, nasihat edenin de nasihat edilenin de Rabbanilerden olmasıdır. Her halde nasihate devam gereklidir. Şurada veya burada, şuna veya buna bir şekilde nasihat edilmeli, sürekli nasihat ortamları oluşturulmalıdır. “Yunus da peygamberlerdendi. Hani o kaçıp yüklü gemiye binmişti. Gemidekilerle kura çekmiş ve kaybedenlerden olmuştu.” (Saffat, 139-141) Hiç tanımadığımız kimselere bile nasihatle sorumlu isek, tanıdıklarımıza olan nasihat sorumluluğumuzu bir düşünelim.

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Nisan 2016

Sayı: 333

İlkadım Arşiv