Kur’ân Okumaya Devam Ediyoruz

Elhamdülillah mü’miniz ve müslümanız. Mü’min ve müslüman olmaktan dolayı da şeref duyuyoruz. Dinimizle iftihar ediyor, müslümanlığımızla gururlanıyoruz. Her zaman ve her yerde “Rabbimiz Allah, Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa, Kitabımız Kur’ân, kıblemiz Kâbe, yolumuz cihâddır” diyoruz. Rabbimize iyi bir kul, peygamberimize de iyi bir ümmet olmak için bir ömür boyu çalışıyoruz. Rabbimizin emirlerini yerine getirmeye ve yasaklarından kaçmaya gayret ediyoruz. Hayat boyu Hz. Peygamber efendimizin sünnetine bağlı kalmaya çalışıyoruz. Kur’ân-ı Kerîm’i de başımıza taç ediyor, onun aydınlığında yürüyoruz. Okuduğumuz bütün kitapları Kur’ân’ı daha iyi anlamak için okuyoruz. Geçen yazımızda “Devamlı Kur’ân Okuyoruz” demiş ve bu yazımızı da muhakkak okumanızı istemiştik. Bu yazımızda, biz müslümanların, Kur’ân’a karşı olan borcumuzu ve sorumluluğumuzu dile getirmek istiyorum.

Bizim Kur’ân’a karşı olan sorumluluğumuz beş maddede toplanır: Kur’ân-ı Kerîm, Yüce Allah tarafından okuyalım, okutalım, okunurken dinleyelim, hükmü ile amel edelim ve birde ahlâkı ile ahlâklanalım diye gönderilmiştir. Biz, yerine getirdiğimiz her sorumluluktan sevap kazanırız. Çünkü bunların her biri ayrı bir ibâdettir. Her bir sorumlulukla alakalı âyet ve hadis vardır. Şimdi bunları görelim:

1-) Kur’ân-ı Kerîm’e karşı birinci görevimiz onu okumak ve müzâkere etmektir. Okumak derken, tecvîd kâidelerine riâyet ederek kırâat ve tilâveti kastediyoruz. Müzâkere derken de Kur’ân’ı anlamayı ve mânâsı üzerinde tefekkür etmeyi kastediyoruz. Bu maddeyi iki başlık altında inceleyecek olursak şunları söyleyebiliriz:

a-) Yüce Allah, Kur’ân-ı Kerîm’in ilk âyetini “oku!” emri ile başlatmış, Hz. Peygamber efendimiz de şöyle buyurmuştur: “Kur’ân okuyunuz! Çünkü Kur’ân, kıyâmet gününde kendisini okuyanlara şefaatçi olarak gelecektir.” (Müslim, Müsâfirîn, 252,253; Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 294-251) Hz. Peygamber efendimiz, “Kur’ân’ı okuyunuz!” demekle kalmamış, her gün düzenli bir şekilde Kur’ân-ı Kerîm okumuştur. Tâif şehrinden Medine’ye gelen Sakîf kabilesi heyetinde bulunan Evs b. Huzeyfe şunları anlatır: “Medine’de kaldığımız günlerden birinde Hz. Peygamber efendimiz, bir gece yatsıdan sonra uzun müddet yanımıza gelmedi. Geldiğinde “Yâ Rasûlallah! Yanımıza gelmekte niçin geç kaldınız?” diye sorduk. Şöyle cevap verdi: “Her gün Kur’ân’dan bir hizib okumayı kendime vazife edinmişimdir. Bunu yerine getirdikten sonra yanınıza gelmek istedim ki, oturup konuşalım.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 9; İbn Mâce, Salât, 178)

Medineli Müslümanlardan Üseyd b. Hudayr, bir hâtırasını şöyle anlatır: “Hurmaların toplandığı mevsimde, bir gece oğlum Yahya’yı atımın terkisine alarak gündüzün toplayıp getiremediğimiz hurmaları beklemek için bahçeye gittim. Atımı ağacın dalına bağladım, küçük Yahya’yı da bir kenarda yatırdım. Ben de Bakara sûresini okumaya başladım. Bir ara atım şahlanmaya başladı. Okumayı kestim, at sâkinleşti. Tekrar okumaya başladım, at yine şahlandı. Oğlum Yahya’yı atın çiğnemesinden endişe ederek yanıma aldım. O esnâda semâya baktığımda üzerimde kandillere benzer bir şeyler olduğunu gördüm. Sonra onlar göğe doğru yükselip gözden kayboldular. Sabahleyin olup bitenleri Hz. Peygamber’e anlattım. O, bana şöyle dedi: “Oku ey Üseyd, oku! Ey Üseyd! O gördüklerinin ne olduğunu biliyor musun?” “Hayır.” dedim. Bunun üzerine Rasûlullah aleyhisselam şöyle buyurdu: “Onlar, senin Kur’ân okuyuşunu dinlemeye gelen meleklerdi. Eğer sen okumaya devâm etseydin, sabaha kadar seni dinleyeceklerdi. O melekler, insanlara gizli kalmayacak, insanlar da onları görebileceklerdi.” (Buhâri, Fedâilü’l-Kur’ân,15; Müslim, Müsâfirîn, 241)

b-) İki cihan saâdetimiz için, Kur’ân-ı Kerîm ile kalbî irtibatımızı artırmalıyız. Onu hem okumalı hem de müzâkere edip anlamalıyız. Bu konuda Hz. Peygamber efendimiz şöyle buyurmuştur: “Bir topluluk, Yüce Allah’ın evlerinden bir evde toplanıp Allah’ın kitabını okur ve onu aralarında müzâkere eder, anlayıp kavramaya çalışırlarsa, üzerlerine sekînet iner ve kendilerini rahmet kaplar. Melekler onları kuşatırlar. Yüce Allah da onları kendi nezdinde bulunanlar arasında zikreder. Amelinin kendisini geride bıraktığı kişiyi ise nesebi öne geçiremez.” (Müslim, Zikir, 38; İbn Mâce, Mukaddime, 17)

2-) Okuduğumuz Kur’ân’ı çocuklarımıza da okutacağız. Hz. Peygamber efendimiz, bir hadis-i şeriflerinde “Sizin en hayırlınız Kur’ân’ı öğrenen ve öğretendir” (Buhârî, Fedâilü’l-Kur’ân, 21) buyururken, başka bir hadis-i şeriflerinde de şöyle buyurur: “Kur’ân’ı öğrenin, okuyun ve okutun.” (Tirmizî, Fedâilü’l-Kur’ân, 2)

3-) Kur’ân-ı Kerîm’i dinlemek de ibadettir. Yüce Allah, şöyle buyurur: “Kur’ân okunduğu zaman onu dinleyin ve susun ki size merhamet edilsin.” (Kur’ân-ı Kerîm, el-A’râf sûresi, 7/204) Hz. Peygamber efendimiz zaman zaman, güzel okuyanlara Kur’ân-ı Kerîm’i okutur ve dinlerdi. Kur’ân-ı Kerîm’i güzel okuyan sahâbîlerden biri olan Abdullah b. Mes’ûd şunları anlatıyor. Bir keresinde Hz. Peygamber bana “Ey Abdullah! Bana Kur’ân oku!” diye emretti. Ben de “Yâ Rasûlallah! Kur’ân size vahyedildiği halde onu size ben mi okuyacağım?” dedim. Rasûlullah aleyhisselam şöyle buyurdu: “Ben Kur’ân’ı başkasından dinlemeyi de severim.” Ben de Nisâ sûresini okumaya başladım. “Her ümmetten bir şâhid getirdiğimiz ve seni de onlara şâhid gösterdiğimiz zaman hâlleri nice olacak!” âyet-i kerimesine geldiğimde Rasûlullah aleyhisselam “Yeter!” dedi. Tam o esnâda baktım ki, efendimizin gözlerinden inci tanesi gibi yaşlar süzülüyordu.” (Buhârî, Tefsîr, 81; Müslim, Müsâfirîn, 247)

4-) Bizim, Kur’ân-ı Kerîm’e karşı en önemli görevimiz, onun hükmü ile amel etmemizdir. Bu konuda Hz. Peygamber efendimiz şöyle buyurur: “Kur’ân’ı öğrenin, okuyun, okutun ve onunla amel edin! Çünkü Kur’ân’ı öğrenen, okuyan ve onunla amel eden kişi, içi misk dolu dağarcık gibidir ki, kokusu her tarafa yayılır. Kur’ân’ı öğrenip uyuyan (onunla amel etmeyen) kimse de, içine misk doldurulup ağzı bağlanmış dağarcık gibidir.” (Tirmizî, Fedâilü’l-Kur’ân, 2)

5-) Kur’ân’ı okuyan, okutan, dinleyen ve hükmü ile amel eden bir de onun ahlâkı ile ahlâklanırsa tam ve kâmil bir Müslüman olmakla birlikte bütün insanlara da örnek olmuş olur. Bir Müslümanın Kur’ân okumasının gayesi ve hedefi de işte budur. Biz Müslümanlar, ne zaman Kur’ân’ın hükmü ile âmil ve ahlâkı ile kâmil olursak dünya işte o zaman kurtulur. “Cihâd Dersleri” köşesini takip eden siz değerli okuyucularımızdan beklediğimiz de budur. Bizim bu beklentimizi boşa çıkarmayın.

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Eylül 2017

Sayı: 350

İlkadım Arşiv