Kalp Makyajı ve İç İtiraz

Kalp Makyajı ve İç İtiraz

Makyaj daha güzel bir hale ulaşmak çabasıyla yapılan bir işlemdir. Makyaj yapan, makyajlı halinin makyajsız halinden daha güzel olduğunu düşünür. Makyajlı haliyle diğer insanların kendisini olduğundan daha güzel bulacağını hesap eder. Diğer bir deyişle makyaj, var olan bir çirkinliği gizlemek ve olduğundan daha güzel ve farklı görünmek için yapılır. Makyajın rimel, allık, ruj vb. malzemeleri vardır. En çok bilineni yüz makyajı olmakla birlikte makyajın birçok türü vardır.

Kalp makyajı da bir makyaj türüdür. Kalplerde var olan çirkinlikleri gizlemek ve insanlar arasında hüsn-i kabul görmek için yapılır. Kalp makyajının da çeşitli malzemeleri vardır. Beş vakit namaz, olabildiğince itina ile gerçekleştirilmiş tesettür, gayet bakımlı bir sakal, sarık, cübbe vb.

Aslında makyaj hiçbir şeyi değiştirmez. Kısa bir süreliğine başta makyajlıyı olmak üzere etrafındaki bazı hüsn-i zan sahibi kimseleri aldatır. Olanın o olduğu zannedilir, çok kısa bir zaman içinde ise makyaj etkisini yitirir ve gerçek yüz ortaya çıkar.

Kalp makyajı da kalplerdeki çirkinliği değiştiremez. Kalbin fethi gerekir. Fetih, ülkelerin değil de kalplerin fethiyse; insanın kendisini fethinde fethedilecek ülke de insanın kalp ülkesidir.

Fethedilmemiş kalenin surlarını, beğenilen renklerle boyamanız size ne kazandırır ki?

Makyajın olumsuz bir yanı daha vardır ki o da makyajlının, zamanla makyajlı halinin doğal hali olduğunu zannetmeye başlamasıdır. Artık ona doğal halinin, gerçek yüzünün, görünen bu hali olmadığını, çok farklı bir yüze sahip olduğunu anlatamazsınız. Sizi, güzelliğini kıskanmakla suçlar, iftira attığınızı söyler. Bu durumda makyajın solacağı güne değin beklemekten başka yapacak bir şey yoktur.

İnsanın Kendini Fethi

En zor fetih, insanın kendi kalbini fethetmesidir. İlk fethedilmesi gereken kale de yine kalp kalesidir. Kalp kalesini fethetmeyenlerin gerçekte elde ettiği hiçbir başarı yoktur.

Mahşer günü hesaba çekilerek cehenneme ilk atılacak olan üç kişi; riyâkâr olan âlim, zengin ve şehittir. Bu duruma düşmelerinin sebebi kalp kalelerini fethedemeyişleridir.

“Kıyamet günü hesabı ilk görülecek kişi, şehit düşmüş bir kimse olup huzura getirilir. Allah Teâlâ ona verdiği nimetleri hatırlatır, o da hatırlar ve bunlara kavuştuğunu itiraf eder. Cenâb-ı Hak:

“Peki, bunlara karşılık ne yaptın?” buyurur.

Şehit düşünceye kadar senin uğrunda cihad ettim, diye cevap verir.

Yalan söylüyorsun. Sen, “babayiğit adam” desinler diye savaştın, o da denildi, buyurur. Sonra emrolunur da o kişi yüzüstü cehenneme atılır. Bu defa ilim öğrenmiş, öğretmiş ve Kur’an okumuş bir kişi huzura getirilir. Allah ona da verdiği nimetleri hatırlatır. O da hatırlar ve itiraf eder. Ona da:

“Peki, bu nimetlere karşılık ne yaptın?” diye sorar.

İlim öğrendim, öğrettim ve senin rızan için Kur’an okudum, cevabını verir.

Yalan söylüyorsun. Sen “âlim” desinler diye ilim öğrendin, “ne güzel okuyor” desinler diye Kur’an okudun. Bunlar da senin hakkında söylendi, buyurur. Sonra emrolunur o da yüzüstü cehenneme atılır. Allah’ın kendisine her çeşit mal ve imkân verdiği bir kişi getirilir. Allah verdiği nimetleri ona da hatırlatır. Hatırlar ve itiraf eder.

“Peki ya sen bu nimetlere karşılık ne yaptın?” buyurur.

Verilmesini sevdiğin, razı olduğun hiçbir yerden esirgemedim, sadece senin rızanı kazanmak için verdim, harcadım, der.

Yalan söylüyorsun. Hâlbuki sen, bütün yaptıklarını “ne cömert adam” desinler diye yaptın. Bu da senin için zaten söylendi, buyurur. Emrolunur, bu da yüzüstü cehenneme atılır.” (Müslim, İmâre 152)

Kalp Fethinin Süreci

Müslüman, içi teslim olmuş kimsedir. Diğer bir anlatımla Müslüman, kalbini fethetmiş bahadırın adıdır. İç itirazını teskin edemeyen Müslümanlığını tespit edememiştir.

Bedenin teslimiyeti İsmail aleyhisselam’ın; kalbin teslimiyeti İbrahim aleyhisselam’ın mirasıdır.

“Çocuk kendisinin yanı sıra yürümeye başlayınca: ‘Ey oğulcuğum! Doğrusu ben uykuda iken seni boğazladığımı görüyorum, bir düşün, ne dersin?’ dedi. ‘Ey babacığım! Ne ile emrolundunsa yap, Allah dilerse, sabredenlerden olduğumu göreceksin.’ dedi. Böylece ikisi de Allah’a teslimiyet gösterip, babası oğlunu alnı üzerine yatırınca biz: ‘Ey İbrahim! Rüyayı gerçek yaptın; işte biz iyi davrananları böylece mükâfatlandırırız.’ diye seslendik.” (Saffât, 102-105)

Beş vakit namaz, tesettür, oruç vb. ritüeller, bedensel teslimiyetin göstergelerinden bazılarıdır. Bunları ifa ederken içimizin itirazlarının yok edilmesi ise kalbin teslimiyetinin delilidir.

İbadet ve tatlarımızda, haramlardan sakınıp takva üzere yaşama çabamızda kalbimiz hangi tarafta yer alıyor? Yoksa dışımız teslim olmuşken içimiz isyanlarda mı?

Bir farzın yerine getirilmesinden önce, o farz ifa edilirken, kalbin de bu ifaya gönülden iştirak etmesi gerekir. “Bu iş, farz olmasaydı ne güzel olurdu!” vb. düşüncelere sahip bir kalbin, ifa sürecine iştirak etmediği açıktır. Veya “Şu iş haram olmasaydı ne iyi olurdu!” diyen bir gönül, iç itirazını susturamamış diğer bir ifadeyle feth olunmamış bir kaledir.

Rabbim cümlemizi dışı gibi içi de teslim olan bahtiyarlardan eylesin. Tüm dış ve iç itirazlarımızı teskin etsin. Âmin.

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Mayıs 2017

Sayı: 346

İlkadım Arşiv