Eylül 2017 Abdullah GÜLCEMAL

İngilize Bir Osmanlı Tokadı: Zenci Musa

Sevgili Peygamberimiz, hicret esnâsında yaşlı gözlerle mahzun mahzun Mekke’ye bakarak şöyle demişti: Vallahi benim için yeryüzünde en sevgili yer sensin. Allah yanında da yeryüzünün en mukaddes beldesi sensin. Eğer halkın beni çıkarmamış olsaydı, senin sînenden ayrılmazdım.

Âlemlere rahmet olarak gönderilen kâinatın efendisinin, yeryüzünün en sevgili, en mukaddes beldesi olan Mekke’den o günün zâlim ve câhil putperestleri tarafından çıkarılması O’na ne kadar da zor gelmişti…

Hâlbuki orası O’nun da vatanıydı. Orada doğmuştu. Orada yaşamak O’nun da en tabi hakkıydı. Üstelik o bir yetimdi… O bir öksüzdü… Zaten bütün zâlimlerin ortak özelliğidir, kurulu sömürü düzenlerine ve putlarına iman etmeyen insanlara zulmetmek, onların vatanlarını bölmek, işgal etmek, sömürmek, yakmak, yıkmak, öldürmek…

Bugün yumurtalarını pişirmek için tüm İslâm coğrafyasını ateşe verenler, dün Hz. İbrahim’i ateşe atan Nemrutların izinden gidiyorlar... İmâl ettikleri mancınıklar daha modern, daha teknik, daha çağdaş ve yaktıkları ateş kıtaları tutuşturacak kadar büyük! Ve o ateşlerin içinde bir ümmetin imanı yanıyor, insanlık yanıyor, çığlıklar, feryâtlar arşı titretiyor! Ama kör ve sağır dünya görmüyor, duymuyor!

Bugün yurtlarından ve inançlarından sürgün ettikleri mazlumlardan, denizleri mülteci mezarlığına çeviren kimsesizlerden, kızıl denizde boğulan Firavun’un intikamını alıyor, onun yolunu takip eden soysuzlar… Bu soysuzların işlerini kolaylaştıranlar, içimizdeki imandan nasipsiz, vatan sevgisinden mahrum olan kahpelerdir…

Bu toprakların bölünmesi, bu ülkenin işgal edilmesi için şeytani bütün plan ve projelerini uygulamaya koyan Siyonist-Haçlı ittifakına, teröre her türlü desteği veren, güvenden, istikrardan, huzurdan huzursuz olan kripto kopillerdir. Bunlar vahşi batının, vampir Vatikan’ın bir ıslığına bir teneke su içerler. Bunlar, bir kuşun yuvasını sevdiği kadar bu vatanı sevmezler!

Bunlar merhum Cemil Meriç’in net ifadesiyle; “Vatanlarını yaşanmaz bulanlar, vatanlarını “yaşanmaz”laştıranlardır.” Ondan sonra da kalkarlar, ülkenin yaşanmaz hale geldiğini, can ve mal güvenliğinin olmadığını savunarak gâvura şikâyet ederler… Cümlesinin cehenneme kadar yolu var… Güven duydukları frenkistana gitmezlerse hatırımız kalır… Gerçekten bu soysuzlar, bu milletin bileklerinde kelepçe, ayaklarında pranga ve omuzlarında çok ağır bir yüktür.

Süleyman Nazif der ki: “Vatan sıhhat gibidir, değeri kaybedince anlaşılır.” Doğru bir tespit, doğru bir teşhis… Fakat idraklerine deli gömlekleri giydirilmiş türlü ‘izm’lerin azat kabul etmez köleleri, akıl ve ruh sağlığını kaybetmiş zavallılar “vatan”ın kıymetini ne bilsin!

Bize şahsi politik hırsları için ülkeyi harabeye çevirmek isteyen soytarı beyaz politikacılar değil, iman, sadakat ve samimiyet timsali Zenci Musa’lar lâzım… Musa’lar olsun ki, Firavun’lar her gün bin defa gebersin kinlerinden.

Aslen Sudanlı olan Zenci Musa, Girit’te dünyaya gelir. Üç yaşındayken Kahire’de yaşayan ve tam bir Osmanlı hayranı olan dedesinin yanına gelir ve orada büyür. Yaşadığı mahalle Türk mahallesi olduğundan Türkçeyi kolayca öğrenir. Trablusgarp’ta Türklerin İtalyanlara karşı savaştığını duyunca bu savaşa katılmak için Libya’ya gider. Daha sonra Balkan Savaşı patlak verir. Zenci Musa Balkan Cephesine giderek orada da savaşır. Çanakkale Savaşında da düşmanla çarpışan Zenci Musa, aynı zamanda Teşkilât-ı Mahsûsa denilen istihbarat teşkilatında Kuşçubaşı Eşref Bey’in emir eri olarak çalışır.

Mehmed Akif, Zenci Musa’nın iri cüssesine ithafen; “Eşref Bey’in emir eri Zenci Musa / Omzundan arşa yükseldi Nebî İsa” demiştir.

Zenci Musa daha sonra, Anadolu’da ki milli mücadeleye destek için İstanbul’a gelir. Üsküdar’da ki Özbekler Tekkesine yerleşir. Gündüzleri Galata Gümrüğü’nde hamallık yapıp, gece Anadolu’ya silah kaçırır. Zenci Musa bir müddet sonra vereme yakalanarak vefat eder. Kabri, Özbekler Tekkesi mezarlığındadır.

1919’da İstanbul’un işgal altında olduğu yıllarda İngiliz işgal kuvvetleri komutanı General Harrington bir gün Karaköy Gümrüğü önünden geçerken koca çuvalı tek koluyla kaldıran iri cüsseli görkemli bir hamal görür. Yanındakilere bu zâtın kim olduğunu sorar. Onun Arabistan’da İngilizleri atlatarak Yemen’e 300 bin Osmanlı altını kaçıran Zenci Musa olduğunu söylerler.

Komutan, Zenci Musa’nın yanına gider ve ona: “Türklere değil de bize çalışırsan seni altına boğarım.” der. Zenci Musa, İngiliz Komutana şöyle bir cevap verir: “Her teklif herkese yapılmaz. Bu sözleriniz beni ancak rencide eder. Benim bir devletim var; Devlet-i Osmanî. Birde bayrağım var; Ay yıldızlı bayrak. Ve birde kumandanım var; Eşref Bey. Bu iş daha bitmedi. Sizinle mücadelemiz devam edecek.”

Ey zenci kardeşim Musa… Allah senden ebediyen razı olsun…  Allah sana rahmet eylesin… İngiliz komutanı General Harrington’a vurduğun Osmanlı tokadının izi hâlâ o meymenetsizlerin yüzünde duruyor. Kuyruk acıları da hâlâ devam ediyor. Senin imanına, irfanına, cür’etine, basiretine kurban olayım. Seni tabi sevmez bu kefereler…

Şimdi gâvurcukların o tekliflerini kendileri için şeref kabul eden o kadar şerefsiz, namussuz türedi çıktı ki meydanlara… Merak etme, ruhun şâd olsun, bu millet meydanları bu alçaklara dün bırakmadı, bundan sonra da bırakmayacaktır.

Evet bu iş daha bitmedi… Yerli-yabancı ehl-i küfürle mücadelemiz devam ediyor. Ve devam edecek…

Allah yâr ve yardımcımız olsun…

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Eylül 2017

Sayı: 350

İlkadım Arşiv