Eylül 2017 Mehmet ÖTEGEN

El Kesen Din

İslami araştırmalarda, tartışmalarda, okumalarda olmazsa olmaz bahislerden birisi hırsızlık yapanın elinin kesilmesidir. Sanki ilk inen âyet el kesme tekniklerinden bahsedercesine... Her ne kadar ellerinde ABD ve Rus yapımı silahlarla boy gösteren terör örgütleri mevzuyu “kafa kesme” seviyesine getirse de, İslam’dan bihaber bir yabancıyla yahut zihninde soruları olan bir Müslümanla karşılaştığınızda muhatap olacağınız soruların başında el kesme meselesi gelir. Cevap beklenen sorular mirasta kadın hakları, kısas uygulaması yahut modern çağda tartışmalı olarak kabul edilen diğer konularla genişletilebilir ancak el kesme uygulaması diğer uygulamalarla paralellik arz edeceğinden bu konu eksenli yazmak akla yatkın olandır.

Yönetim biliminde klasik yaklaşımlardan sonra ortaya çıkan sistem yaklaşımı, genel anlamda aşağıdaki iki tezi savunur:

- Bileşenler bütünden soyutlanarak incelendiğinde yeterince anlaşılamazlar.

- Bileşenler dinamik olarak birbiriyle ilişkili ve bağımlıdırlar.

Yani bütünün hiçbir unsuru yoktur ki bir diğeriyle ilişkili olmasın. Bir örnekle açıklamak gerekirse; Mide ağrısı şikâyetiyle hastaneye gelen hastanın yalnızca midesi kontrol edilmez. Sindirim sistemi, boşaltım sistemi tetkik edilir, hatta psikoloji bölümüne sevki bile istenebilir. Çünkü vücudumuzda da ele alınan bir unsur geriye kalan unsurlarla oldukça ilişkili ve iç içedir. Şu sıralar yayımlanan kitabında bir nörolog otizmi bağırsak tedavisiyle nasıl yendiğini izah ediyor. Sistem yaklaşımı yaşamın birçok alanında gözlemlenebilir; sanayide, hizmet sektöründe, eğitimde ve bilhassa hayatın kendisinde.

Toplumların hayatını bir şekilde tasarlayan devletlerin işletim sistemi de bir bütün olarak ele alınmalı ve uygulamalar bir bütün olarak hayata geçirilmelidir. Devletin eğiticiye Alman disiplinliyle, talebeye ABD liberalizmiyle, velilere ise Sovyet Rusya’nın vatandaşlarına reva gördüğü şekilde muamelede bulunduğu eğitim sisteminde bir takım aksaklıkların görülmesi kuvvetle muhtemeldir. Özelde eğitim sistemi genelde ise devletin bütün kademelerinde, adli ve idari bütün uygulamalarında sabit bir yaklaşım tarzı olmalı ve buna bağlı olarak yapılan her uygulamada bu tarzın ruhu hissedilmelidir. Söz konusu uygulamayı ortaya koyan Kur’an-ı Kerim olduğunda mevzunun çok daha titizlikle ele alınması gerekmektedir.

Kur’an-ı Kerim’in adlî uygulamalarından olan hırsızın elinin kesilmesi uygulaması da ekonomik, sosyal ve diğer tüm uygulamalar olmadan havada kalmaktadır. Zira gelir dağılımında uçurumların yaşandığı, fakirliğin kol gezdiği, insanların en temel ihtiyaçlarını karşılayamadığı bir toplumda her yakalanan hırsızın kolunun kesilmesini hiçbir akıl kabul etmeyeceği gibi Kur’an’la düşünen akıl da asla kabul etmez. Kur’an’ın hırsızlığı cezalandırmaya değil de önlemeye yönelik, günümüz tabiriyle proaktif bir hareket tarzı vardır. Peki, hırsızlığa karşı tavrı nedir yaşam Kitabı’mızın?

Yaşam Kitabımız hırsızlığın en büyük sebebi olan fakirlikle savaşmaktadır.* Gelir dağılımındaki adaletsizliğin, haksız kazancın ve dolayısıyla fakirliğin lokomotifi ise faizdir. Günümüzde dar gelirliyi mülk edindiren bir hayır kurumu gibi sunulan bankaların aslında dar gelirlinin cebindeki son kuruşun peşinde olduğunu Michael Rupert şu sözlerle gözler önüne sermektedir: “Bir milyon dolarım varsa ve bunu %4 faizle mevduata yatırırsam yılda 40 bin dolar kazanırım. Topluma hiçbir katkım olmadan. Ama daha alt sınıftan biriysem ve arabamı ya da evimi krediyle almak zorundaysam borcu faiziyle öderim; bu faiz de o milyonerin %4 faizli mevduatına ödenir. Bu şekilde inşa edilmiş parasal sistem, fakirden çalıp zengine veren bir dernek gibi işler.”

Farklı örnekler görmek isteyen okuyucu Amerika’da 2008’de meydana gelen mortgage kriziyle ilgili araştırma yaparsa çok daha somut verilere ulaşabilir. Aziz kitabımız ise faizi can düşmanlarından biri olarak işaret etmiş ve Nisa Suresi’nde şöyle buyurmuştur: “Men edildikleri halde faizi almalarından ve haksız (yollar) ile insanların mallarını yemelerinden dolayı içlerinden inkâra sapanlara acı bir azap hazırladık.” (Nisa, 61) Kitabımızın gelir dağılımındaki adaletsizliğin ve dolayısıyla fakirliğin önüne geçmek için koyduğu kanunlardan sadece birisidir faizi yasaklamak. Elbette bu kanunların tam anlamıyla sebebini ve hikmetini asıl Kanun Koyucu bilir.

Gelir dağılımındaki adaletsizliğin bir diğer azılı düşmanı ise zekâttır. Teknik konulara fazla girmeden “zenginin fakirle elindekini paylaşması” şeklinde ifade edilebilecek zekât uygulamasının faydalarından sadece birisi zenginliğin tek elde toplanmasının önüne geçilmesidir. Sadece ekonomik perspektiften baktığımızda zekât, işletme kurana, işini genişletmek isteyene yani girişimciye ve yatırımcıya dokunmaz. Zira yatırım demek katma değer demek, iş olanağı demektir. Topluma geri dönüşü olan bir sermaye söz konusudur. Zekâtın, tabiri caizse bir kısmında gözü olduğu sermaye, biriken, saklanan ve katma değer üretmeyen sermayedir. Kısaca, gerek doğrudan fakirin bütçesine katkıda bulunarak gerekse iş imkânı sağlayarak fakirliği bitirmeyi ve uzun vadede hırsızlığın önüne geçmeyi hedeflemektedir zekât olgusu.

Yukarıdaki örneklerde görülebileceği üzere Kur’an’ın esas elini kesmek istediği “fakir” değil fakirliktir. Bu iki mesele ve hatta Kur’an’da yer alan diğer bütün uygulamalar göz önünde bulundurulmadan sadece el kesme cezası ele alındığında adil bir hükme ulaşılamaz. Benzer tahliller diğer ceza ve yaptırımlar için de yapılabilir.

Sonuç olarak bir kanun sistemini bütünüyle yerleştirmeden, kökleriyle tam anlamıyla oturtmadan, aradan bir uygulamayı cımbızlayıp hayata geçirmek hem başarısızlıkla sonuçlanma ihtimalini artırır, hem de o kanunun diğer hükümlerinin beğenilmediğinin emaresidir. Kendi içinde kullanım kılavuzunu barındıran Kur’an-ı Kerim bu hususu Bakara Suresi’nde yanlış anlaşılmaya yer bırakmayacak derecede açıkça ifade etmiştir: “Yoksa Kitâb’ın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Artık içinizden böyle yapanın cezası, dünya hayatında rezil olmaktan başka bir şey değildir! Kıyamet gününde ise (onlar) azabın en şiddetlisine uğratılırlar! Ve Allah, yapmakta olduklarınızdan gafil değildir.” (Bakara, 85)

*Banka hortumculuğu, kara para aklama gibi daha büyük hırsızlıklar da mevcuttur. Ancak onların sebepleri, sonuçları, suçu ve cezası farklı bir bahis konusu olduğundan fakirlik üzerinden konuyu anlatmaya gayret edeceğim.

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Eylül 2017

Sayı: 350

İlkadım Arşiv