Nisan 2017 Nureddin SOYAK

Allah’ımız Ahireti Kazanmamızı İstiyor

İnsanın kendi kendine verdiği zararı, tüm insanlar bir araya gelerek vermeye kalkışsa asla veremez. Dünya ve ahirette en büyük zarar imansızlıktır. Tüm insanlar toplansa bir insanı imansız yapmaya kalkışsa, tehdit etse, zorlasa, işkence etse, normal zamanda söylediğinde kâfir olacak sözü de söyletse imansız yapamaz.

“Kalbi imanla dolu olduğu halde zorlanan kimse hariç, inandıktan sonra inkâr eden ve böylece göğsünü küfre açanlara Allah’tan gazap iner ve onlar için büyük bir azab vardır.” (Nahl, 106)

İnsan, kendini yaratan ve onu kendisine inanmaya programlayan Allah’a nasıl inanmaz? Allah’ı ve ahireti inkâr, aklı başında bir insan için asla mümkün değilken ayarları bozulan insan inkâr edebiliyor.

“Küfürde yarışanlar seni üzmesin. Onlar Allah’a hiçbir şekilde zarar veremezler. Allah, onlara ahiretten bir pay vermemek istiyor. Onlar için büyük bir azap vardır.” (Âl-i İmran, 176)

Aman ya Rabbi! O gün ne müthiş bir gün! İnananıyla, inkâr edeniyle, kadınıyla erkeğiyle, zalimiyle mazlumuyla, siyahıyla beyazıyla, Adem’den kıyamete kadar yaşamış tüm insanlığın, âlemlerin Rabbi olan Allah’a hesap vermek için toplandığı gün.

“Zulme sapmış memleketlerin halkını yakaladığında, Rabbinin yakalaması işte böyledir! Şüphesiz onun yakalaması can yakıcı ve şiddetlidir. Şüphesiz, ahiret azabından korkanlar için bunda bir ibret vardır. Bu, insanların toplanacakları bir gündür. Bu, herkesin toplanıp bir araya geleceği bir gündür.” (Hud, 102-103)

Kâfir münafıklığının mantığını anlayan beri gelsin. Adam Allah’a inanmayacak, ölümden sonra dirilişe inanmayacak. Beş vakit namazı Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in arkasında kılacak.

“İnsanlardan, inanmadıkları halde, Allah’a ve ahiret gününe inandık diyenler de vardır.” (Bakara, 8)

İnsanın dünya veya ahireti tercihi çok önemlidir. Dünyayı ahirete tercih edenlerin hali hem dünyada hem de ahirette perişandır. “Onlar, ahireti verip dünya hayatını satın alan kimselerdir. Artık bunlardan azap hiç hafifletilmez. Onlara yardım da edilmez.” (Bakara, 86)

Hele Müslümanım dediği halde dinine imanına sahip çıkamayıp kaybedenlerin hali ise tümden perişandır. “Sizden kim dininden döner de kâfir olarak ölürse, öylelerinin bütün yapıp ettikleri dünyada da ahirette de boşa gitmiştir. Bunlar cehennemliklerdir, orada sürekli kalacaklardır.” (Bakara, 217)

Rabbimiz pek çok ayet-i celilede dünya ve ahiret mukayesesi yaparak, ahiretin tercih edilmesine vurgu yapmaktadır. “Bu dünya hayatı ancak bir eğlence ve oyundan ibarettir. Ahiret yurduna gelince, işte gerçek hayat odur. Keşke bilselerdi.” (Ankebut, 64)

“Dünya hayatı ancak bir oyun ve bir eğlencedir. Elbette ahiret yurdu Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için daha hayırlıdır. Hala akıllanmayacak mısınız?” (Enam, 32)

Ahirete hakkıyla iman edenler, gücünün yettiğince cennetlik amellere yönelip cehennemlik amellerden de kaçınmalıdırlar. “Siz geçici dünya menfaatini istiyorsunuz, halbuki Allah ahireti (kazanmanızı) istiyor.” (Enfal, 67)

Ahiretten bahsedilince bazı Müslümanların tavrı maalesef “Ooo… O dediğine daha çok var.” tarzında oluyor. Allah aşkına, yarına çıkacağımıza hangimizin garantisi var? Ahirete kesin olarak inanmak cennet ve cehennemi burnumuzun dibinde hissetmekle mümkündür.

“Ahirete de kesin olarak inanırlar.” (Bakara, 4)

“Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete sokulursa, gerçekten kurtuluşa ermiştir.” (Âl-i İmran, 185)

“Allah’a ve ahiret gününe inanan ve salih ameller işleyenler için Rableri katında mükâfat vardır; onlar korkuya uğramayacaklar, mahzun da olmayacaklardır.” (Bakara, 62)

İman edenlerin, malı mülkü sevmelerine rağmen, onu ihtiyaç sahiplerine vermelerinin, zor zamanda kulluktan taviz vermemelerinin asıl iyilik olduğunu Rabbimiz şöyle beyan buyurmaktadır;

“Asıl iyilik, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitap ve peygamberlere iman edenlerin; mala olan sevgilerine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, isteyene ve kölelere verenlerin; namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren, antlaşma yaptıklarında sözlerini yerine getirenlerin ve zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda sabredenlerin tutum ve davranışlarıdır. İşte bunlar doğru olanlardır.” (Bakara, 177)

Kul kendine düşeni yaptıktan sonra, Rabbine yönelip af ve mağfiret dilemelidir.

“Onların sözleri ancak, ‘Rabbimiz! Bizim günahlarımızı ve işimizdeki taşkınlıklarımızı bağışla ve ayaklarımızı sağlam tut. Kâfirler toplumuna karşı bize yardım et.’ demekten ibarettir. Allah da onlara hem dünya nimetini hem de ahiretin güzel mükâfatını verdi. Allah, güzel davrananları sever.” (Âl-i İmran, 147-148)

Allah’a ve ahiret gününe iman edenlerin, mallarını ve canlarını Allah yolunda harcamak için samimi gayret göstermeleri gerekir. Cihaddan geri kalmak şöyle dursun, cihadı ahireti kazanma uğrunda büyük bir fırsat bilmelidir.

“Allah’a ve ahiret gününe iman edenler, mallarıyla ve canlarıyla cihad etmekten geri kalmak için senden izin istemezler. Allah, kendine karşı gelmekten sakınanları çok iyi bilendir.” (Tevbe, 44)

Resullerin yolunu kendine yol edinmiş samimi mü’minler, Rablerine içten yönelerek ahirette kazananlardan olabilmek için O’na yalvarır yakarırlar.

“Rabbim! Gerçekten bana mülk verdin ve bana sözlerin yorumunu öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan! Dünya ve ahirette sen benim velimsin. Benim canımı Müslüman olarak al ve beni iyilere kat.” (Yusuf, 101)

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Nisan 2017

Sayı: 345

İlkadım Arşiv