Eylül 2017 Selim ARMAĞAN

Allah’a ve Ahiret Gününe İman

“İnsanlardan öyleleri vardır ki ‘Biz Allah’a ve ahiret gününe iman ettik’ derler; oysa inanmış değillerdir.” (Bakara, 8)

Allah’a iman etmenin tacı ahirete iman etmektir. Ahiret inancı sağlam olmayan kişinin Allah inancı da tehlikededir. Kişinin çatlarcasına Allah’a iman ettiğine yemin etmesi durumu değiştirmez. Allah inancının fert ve toplum üzerinde görünen etkileri vardır. Tıpkı ahiret inancının görünen yansımaları olduğu gibi. Aslında imanın insan ve toplum üzerindeki bütün etkileri ahiret için yapılan samimi ve sadık gayretlerdir. Ya da öyle olmalıdır. Sonunda insanlara eziyet vesilesi edilen ancak görüntüde hayırlı bir iş olarak sunulan ölçüsüz hareketler dünyalıktır. Onu yapana da ahirette hayırlı bir nasip yoktur. Davranışta yapmacıklık, gösteriş ve minnet kokusu amelleri yok eder.

“Ey iman edenler, Allah’a ve ahiret gününe inanmayıp, insanlara karşı gösteriş olsun diye malını infak eden gibi minnet ve eziyet ederek sadakalarınızı geçersiz kılmayın. Böylesinin durumu, üzerinde toprak bulunan bir kayanın durumuna benzer; üzerine sağanak bir yağmur düştü mü, onu çırılçıplak bırakıverir. Onlar kazandıklarından hiçbir şeye güç yetiremezler. Allah kâfirler topluluğuna hidayet vermez.” (Bakara, 264)

Ramazanda dağıttığı yarım yamalak zekâtını sürekli anlatan, hatırlatan ve övünç vesilesi edinerek sosyal statü kazanmaya çalışan ya da üstün davranışları varmış gibi imalarda bulunup mü’minlere sıkıntı veren riyakârlar samimi Müslümanlara örnek olamazlar. Bu vesile ile Kurban’da hayır kurumuna verdiğimiz deriyi, eti ya da sakatatı minnet ve eziyet haline getirenlerimiz varsa durumlarını gözden geçirmelidir. Bu yanlış yoldaki kılavuzlarını da terk etmeliler. Samimi Müslümanlar yardımlarını kimseye hatırlatmadıkları gibi nerdeyse kendileri de hatırlamazlar. “Sağ elin verdiğini sol elin bilmemesi.” hadisi konunun özetidir.

Efendimiz aleyhisselam: “Allah’a ve ahiret gününe inanan kimse komşularına eziyet etmesin, rahatsızlık vermesin. Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse, misafirine ikramda bulunsun. Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse, ya hayır söylesin veya sussun.” (Buhari) buyurmaktadır. Allah ve ahiret inancı canlıya her türlü eziyeti yasaklar.

Ahiret inancı insanı sosyalleştirir. Yaptıklarını “İyilik yap denize at, balık bilmezse hâlık bilir.” bilinci ile hareket ettirir. “Polis insanın kalbinde ve vicdanında olmalıdır.” tabiri samimi bir Müslümanın hareket kaynağını ya da kontrol noktasını tam ifade etmez. Mü’minin gönlünde imanı vardır. İmanı, dünyalık polisle izah hem yersiz hem de yetersizdir. İman bizi iç dünyamızdan, dış etkenlerden, şeytandan ve bütün aldatıcı batıla çağıranların tekliflerinden korur.

Her şeyleri dünyalık olan, dünyaya çakılıp kalan ve “Hayat, bu dünya hayatından ibarettir. Ölürüz ve yaşarız. Biz tekrar diriltilecek değiliz.” (Mü’minun, 37) diyenler anlayamasa da insanın içinde, dışında, kanında ve canında onun kötülüğe gitmesini istemeyen melekler vardır.

Dünyalıklar diye tanımlayabileceğimiz bu grup hakkında Kur’an-ı Kerim’de; “İnsan, iyi şeyleri istemekten usanmaz; başına bir kötülük geldiğinde ise büsbütün ümitsiz ve karamsardır. Uğradığı bir sıkıntıdan sonra ona tarafımızdan bir nimet tattırsak mutlaka şöyle diyecektir: ‘Bu benim hakkımdır; ayrıca kıyametin kopacağını sanmıyorum ama dönüp rabbime varacak olsam bile, O’nun huzurunda benim için güzel şeyler bulunduğundan eminim.’ Biz, inkâra sapanlara neler yaptıklarını mutlaka açık seçik bildireceğiz ve onlara kesinlikle ağır bir azap tattıracağız! Ne zaman insanoğluna bir lütufta bulunsak arkasını dönüp uzaklaşır; başına bir kötülük geldiğinde de uzun uzadıya yalvarıp yakarır.” (Fussilet, 49-51) buyurur.

Onlar dünya hayatını gerçek zannetseler de aslında; “Dünya hayatı yalnızca bir oyun ve bir oyalanmadan başkası değildir. Korkup sakınanlar için ahiret yurdu gerçekten daha hayırlıdır. Yine de akıl erdirmeyecek misiniz?” (En’am, 32)

Ahiret inancı olmadan yaşanan dünya hayatı Allah inancı, yaratıcı ve yaşatıcı inancı olsa da ibadetler olsa da kul hakkı ve bu hakkın mutlaka alınacağı adalet divanının olmaması dünyayı oyun parkı ve eğlence merkezi haline getirir.

Unutulmamalıyız ki; “Kıyamet saati mutlaka gelecektir. Bunda asla şüphe yoktur.” (Mü’min, 59)

Kıyametin ve dirilişin habercisi olarak mevsimlerin takibi yeterli olmalıdır. Yüce Rabbimizin tasvir ettiği gibi; “Gökten de bereketli bir su indirip onunla kullar için rızık olarak bahçeler ve ekinler, birbirine girmiş kat kat tomurcukları olan yüksek hurma ağaçları bitirdik ve böylece onunla ölü bir beldeye hayat verdik. İşte dirilip kabirlerden çıkış da böyledir.” (Kâf, 9-11)

Ahiret, ceza ve mükâfat inancı dünyanın dengesidir. Tarihte şeytanlarla dost olup Allah’a düşman olan kâfir, hain ve zalimler, Allah inancına direk saldırsalar da sonuç alamayacaklarını bildiklerinden peygamberlerine saldırmaktalar. Âlemlerin Rabbi olan Allah’ın peygamberlerine ilahi kitabın dışında da ilim, irfan, marifet ve hikmet gibi özelliklerle donatmasını kabullenemediler. Kendilerini her konuda yorum yapmaya, ahkâm kesmeye yetkili gördükleri halde Allah’ın peygamberlerini Allah’ın dinini, Allah’ın verdiği ilim, irfan ve hikmetle tabir ve tarif etmesini içlerindeki vesveseden dolayı kabullenmediler.

Farkında olarak ve belki de az birazı farkında olmadan o eşsiz yorumları ve dâhiyane yaklaşımları ile insanları dünya aşığı yapıp ahireti inkâr ettirmeye vesile oldular. Yüce peygamberimizden sahih olarak rivayet edilen açıklamaları dahi eğip bükerek, kıyamet sahnelerini anlatan ayeti kerimeleri sanki öyle değilmiş gibi eğip bükerek, hafife alanlar, kabir azabını hafife alan, hatta inkâr edenler, Cennet, cehennem, sırat, mizan… kavramlarının içlerini boşaltarak anlaşılmaz ya da ilim ve irfansızca, büyük oranda da insafsızca yaklaşanlar, hakikat arayışı iddiaları ile halkın her kesimi tarafından tartışılır hale getirenler, ahiret inancını sarsmak ve örselemekle ne elde edecekler? Bu zevat hali pürmelâllerini yeniden gözden geçirmelidir.

Unutulmamalıdır ki; Allah vardır, ahiret vardır, hesap vardır, Cennet ve Cehennem vardır…

“O vakit kitabı sağ eline verilen, kolay bir hesapla hesaba çekilecek ve sevinçli olarak ailesine dönecektir. Ama kitabı arkasından verilen, ‘Yetiş ey ölüm!” diye bağıracak ve alevli ateşe girecektir.” (İnşikak, 7-12)

Yazımızı paylaşın..

Facebook Twitter Whatsapp’ta Paylaş Google Email Print LinkedIn Pinterest Tumblr

Eylül 2017

Sayı: 350

İlkadım Arşiv